Site icon Serbest Görüş

Hocaefendi’nin AKP iktidarına yönelttiği başlıca eleştiriler (3)

Hocaefendi’nin AKP iktidarına yönelttiği başlıca eleştiriler (3)


YÜKSEL ÇAYIROĞLU | YORUM

Fethullah Gülen Hocaefendi, AKP iktidarının genel uygulamalarını ve Hizmet Hareketi’ne yönelik  zulümlerini ahlâkî ve manevî bir perspektiften de değerlendirmiş; iktidar sahiplerinin tavır ve davranışlarını İslâm ahlâkının temel ölçüleri çerçevesinde ele almıştır. Bu çerçevede nifak, kibir, haset, vefasızlık ve merhametsizlik gibi karakter zaaflarının yöneticiler açısından doğuracağı tehlikelere dikkat çekmiş; yaşanan kırılmaları da büyük ölçüde yaşanan ahlâkî ve manevî yozlaşmayla izah etmiştir.

Nifak ve İkiyüzlülükleri

Hocaefendi’yi en çok üzen ve inkisar-ı hayale uğratan konulardan biri de iktidardakilerin ikiyüzlü ve samimiyetsiz tavırlarıdır. O, özellikle gelinen noktadan geriye dönüp baktığında, AKP’nin kendisiyle ve cemaatle kurduğu ilişkilerde hiç samimi davranmadıklarını ifade etmiştir.

Bir örnek olarak Fethullah Gülen, birçok AKP’li bakan ve milletvekilinin kendisini ziyarete geldiğini, ancak kamptaki programlara katılmadıklarını, cemaatle namaza iştirak etmediklerini ve arkadaşları tanıma çabası göstermediklerini belirtmiştir. Ona göre, bu ziyaretlerin asıl amacı seçimler hakkında nabız tutmak idi; görünürde dostane olsa da gerçekte tek ilgilenilen şey kendi çıkarlarıydı. Mümin görünmelerine rağmen bu ikiyüzlü tavırlar Hocaefendi’yi hem üzmüş hem de hayrete düşürmüştür.

Yakınındaki kişiler, onun ağzından defalarca şu tür ifadeleri duymuştur:

Hocaefendi, bulunduğumuz çağı nifak çağı olarak nitelendirmiş ve sıklıkla nifakın özelliklerinden ve zararlarından bahsetmiştir. Sohbetlerinde, nifakın zararlarından, münafıkların davranışlarından ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerinden sık sık söz etmiştir. Münafık karakterli insanların kuralsız oyun oynadıklarını, bu yüzden de ne yapacaklarının kestirilemeyeceğini belirtmiştir. Dolayısıyla nifak düşüncesiyle mücadele etmek çok zordur.

Ayrıca Gülen, nifakın en önemli unsurlarından birisinin yalan olduğuna, münafıkların yalanlarıyla toplumu sürekli aldattıklarına dikkat çekmiştir. Bu nedenle münafıkların zararlarından korunabilmek için basiret ve firasete ihtiyaç olduğunu, hüsnüzannın yanında adem-i itimat prensibinin de işletilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Kibirleri

Hocaefendi’ye göre AKP’nin başındaki isimler, özellikle de Erdoğan, enaniyet ve kibriyle topluma ve devlete ciddi zarar vermiştir. Hocaefendi, farklı zamanlarda, iktidardakilerin kibir alâmeti olarak gördüğü bir kısım tavır ve davranışlarını tenkit etmiştir. 

Örnek olarak, eleştiriye hiç tahammül edemediklerini, aleyhlerinde yazılan iki satır yazı için bile kıyametleri kopardıklarını belirtmiştir. Erdoğan’ın, “Ey falan, ey filan” diyerek herkesi eleştirdiğini belirttikten sonra, gözünün kendisinden başka kimseyi görmediğini ifade etmiştir. Güç ve kuvvetin tek kaynağı olarak kendilerini gördükleri için, başkalarının yaptığı güzel işlerin semerelerini de kendi ambarlarına akıtmaya çalışmışlardır. (Gülen, Fütüvvetin Nurlu Yolu, s. 174)

Hocaefendi, Erdoğan’ın, kendisine dokunmanın ibadet olduğu veya Allah’ın sıfatlarını üzerinde taşıyan lider olduğu yönündeki sözlere hiç itiraz etmediğini, çünkü kendisini “emirü’l-müminin” gördüğünü belirtmiştir. Ardından da bu tür sözlerin insanı küfre düşürebileceğine dikkat çekmiştir.

Hocaefendi’nin şu sözlerinin birinci muhatapları iktidardakilerdir: “Hele bir kısım kimselerin enaniyetleri birer buzdağına dönüşmüş, hatta taşlaşmış, birer granit hâline gelmiş. Güneşin şualarının bile onları eritmesi mümkün değildir. Egosu böylesine şişmiş, kabarmış insanların karıştırmayacağı halt yoktur. Zaten şeytan böylelerinin zimamını rahatlıkla eline geçirip onları istediği yöne sevk edebilir. Nefis ve şeytanın güdümüne giren bu tür kimselerden de her türlü kötülük beklenebilir. Günümüzde kinle oturan, nefretle kalkan, öfkeyle homurdanan, gayzla köpürüp duran ve paranoyalar yaşayan zavallılara bu gözle bakabilirsiniz.” (https://herkul.org/kirik-testi/rahmanin-kullari/)

Hocaefendi çoğu zaman kibir ve nifak marazını birlikte ele almıştır. Hz. Pir’in bu çağa süfyaniyet çağı demesini de bu iki vasıfla izah etmiştir. Ama ona göre süfyaniyetin de değişik fasıl ve merhaleleri vardır. (Gülen, Işık-Karanlık Devr-i Daimi, s. 152)

Hocaefendi, içinde bulunduğumuz çağı bazen “enaniyet çağı” bazen de “süfyaniyet çağı” olarak nitelendirmiştir. Dindar görünen, dini kullanarak zulüm işleyen kişileri ve bunların peşinden sürüklenen taylasanlıları çağın karakteristik örnekleri olarak göstermiştir. (https://herkul.org/kirik-testi/din-istismari/)

Onun şu ifadelerinde kibir ve nifak marazları birlikte ele alınmıştır: “Öyle bir çağda yaşıyoruz ki insanlar gerçekte bir damla iken kendilerini derya gibi göstermek istiyorlar. Bir zerre iken Güneş olma sevdasına tutuluyorlar. Hele bir de büyük makamlara gelmişlerse daha büyük beklentilere giriyorlar. İstiyorlar ki gittikleri her yerde alkışlarla karşılansınlar, karşılarında el-pençe divan durulsun. Kendileri için ayağa kalkılmasından, saygı ve takdir görmekten çok hoşlanıyorlar. Başkalarına tepeden bakıyor, herkesi kapı kulu gibi görüyorlar. Haşa, kendilerine bir “ilah” demedikleri kalıyor. Belki içten içe bu düşünceye de kapılıyor ama bunu izhar edemiyorlar. Firavun açıktan açığa bunu söyleme küstahlığında bulunmuştu. Ama bu enaniyet asrının makam sahipleri aynı zamanda münafık karakterli oldukları için bunu açıktan söyleyemiyorlar.” (https://herkul.org/kirik-testi/nefisle-mucadele-ve-hakiki-kulluk/)

Hocaefendi şu ifadeleriyle ise tarihteki tüm firavun ve tiranların gurur ve kibirleri yüzünden helak olduklarını hatırlatmıştır: “Onlar önce büyüklük taslamış, sonra mevhum büyüklüklerinin altında kalmış, ezilip gitmişlerdir. Sadece kendileri ezilmekle kalmamış, kendilerini safderunane takip eden kitleleri de helaket ve felakete sürüklemişlerdir.” (Gülen, Fütüvvetin Nurlu Yolu, s. 182)

Haset ve Hazımsızlıkları

Hocaefendi’ye göre AKP’nin ve Erdoğan’ın Hizmet Hareketi’ne yönelik olumsuz tavırlarında rol oynayan en temel motivasyonlardan biri haset ve çekememezliktir. Bu durum, sadece bir niyet okuma olarak görülmemelidir; bilakis bu, Hocaefendi’nin yaşanan olaylar ve somut davranışlardan çıkardığı bir sonuçtur.

Örneğin, 2014’te Erdoğan’ın Güney Afrika ziyareti sırasında Ali Kervancı tarafından inşa edilen Nizamiye Külliyesi’nin yanından geçip içeri girmemesi, Hocaefendi tarafından haset ve hazımsızlığın bir göstergesi olarak yorumlanmıştır. Ona göre, eğer bu külliyeyi kendi çevresinden biri yaptırsaydı, devlet erkanını da toplayarak mutlaka görkemli bir ziyarette bulunurdu. Bu, hazımsızlığın boyutlarını anlamak için önemli bir örnek teşkil eder.

Başka bir zaman Hocaefendi, Erdoğan’ın kendi ismini hiç ağzına almadığını, mevcudiyetine bile tahammül edemediğini, kendisine duyulan alakadan fevkalade rahatsız olduğunu ifade etmiş ve ardından da şu espriyi yapmıştır: “Acaba “Kimse beni sevmesin, bana alaka duymasın.” diye gazeteye ilan mı versem. Ama endişe ediyorum böyle bir durumda alaka daha da artabilir.”

Hocaefendi’nin farklı zamanlarda farklı olaylarla ilgili yaptığı şu yorumlar da Erdoğan’ın ve yakın çevresinin hazımsızlıklarına işaret eder:

Hocaefendi, haset ve hazımsızlığın yöneticileri ne denli kötülüklere sevk ettiğini şu ifadelerle açıklar: “Maalesef hizmet erlerinin dünyanın dört bir yanına açılmasını, yaptıkları faaliyet ve projelerin alkış ve takdirle karşılanmasını çekemeyen “hasût”lar oldu. Arapçada mübalağa mânâsı ifade eden bu kelimeyi özellikle kullanıyorum. Çünkü onlara hâsit (hasetçi) demek hafif kalır. İşte bu hasûtlar ki böyle bir açılımı kösteklemek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar, hâlâ da yapıyorlar. Hizmet gönüllülerinin kendi kültürel değerlerini, dillerini öğretmeleri, içinde yaşadıkları toplumlarla kaynaşmaları, başarılı bir entegrasyon sergilemeleri onları rahatsız etti. Dünya kadar paralar dökerek, yalan ve iftiralar atarak, sahip oldukları bütün kozları kullanarak, yapılan güzel işleri engellemeye çalıştılar.” (Gülen, Işık-Karanlık Devr-i Daimi, s. 200)

Hocaefendi yazının devamında, haset ve hazımsızlıkları göz önüne almadıkça Hizmet gönüllülerinin yaptıkları güzel faaliyetlere karşı çıkmanın akıl ve mantıkla izah edilemeyeceğini kendine has ifadeleriyle şöyle anlatır:

“Bu hasût zalimlerin yapıp ettiklerine bakınca, lisan-ı halleriyle hizmet erlerine sanki şöyle diyorlar: Siz niye burslarınızla talebeye sahip çıktınız? Dünya çapında kurban organizasyonları yaparak niçin çok farklı açılımlara vesile oldunuz? Dünyanın dört bir bucağında açtığınız eğitim müesseseleriyle neden cehalete karşı savaş açtınız? Neden Türkçe olimpiyatları yaparak bütün ülkenin ilgisini üzerinize çektiniz? Neden, neden… Kısaca neden bizim yapmadığımız şeyleri yaparak bizdeki haset duygusunu tetiklediniz ve bizleri hainliğe sevk ettiniz? Ne güzel gül gibi geçinip gidiyorduk. Oysaki sizin yaptığınız şeyler, bizim yaptıklarımızı gölgede bıraktı ve biz onların altında ezildik. Bu yüzden bunu bir onur meselesi yaptık. Bize yaptığınız bu “kötülüğün” karşılığı olarak da size aman vermeyecek, cadı avıyla hepinizi tek tek ezeceğiz.” (Gülen, Işık-Karanlık Devr-i Daimi, s. 200)

Vefasızlıkları

Hocaefendi zaman zaman AKP’nin önde gelen isimlerinin vefasızlıklarından da dert yanmıştır. Esasen AKP kurucularından bir çoğunun Hocaefendi ile yakın münasebetleri vardı. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi çoğu milletvekili ve bakan onun ziyaretine gelmiş, duasını talep etmiş, iyi niyet dileklerini bildirmiş, karşılıklı hediyeler verilmiş, hatıra fotoğrafları çekilmişti. Hizmet hareketi hiçbir zaman resmen bir partinin açıktan destekçisi olmasa da Hizmet gönüllüleri ülkelerinin geleceği açısından faydalı gördükleri için AKP’ye seçimlerde destek vermişlerdi. AKP özellikle ilk kurulduğu yıllarda devlet kurumlarında sağlam bir kadroya sahip olmadığı için Hizmete gönül vermiş insanlardan istifade etmişti.

Ne var ki daha sonraki süreçte AKP iktidarı, tabir-i caizse, yemek yediği kabı pislemeye kalktı. Hocaefendi’nin tabiriyle önce Hizmetin sütünü sağıp içtiler, arkasından da her tür kötülüğü yaptılar. Hocaefendi, Erdoğan’ın, milletvekilliği verdiği insanlara bile vefalı davranmadığını ifade etmiştir. Bu kadar hızlı değişmelerine hayret etmiş, böyle bir değişimin insan mantığıyla telif edilemeyeceğini belirtmiştir.

Bir yazısında bu konuyu şöyle dile getirmiştir: “Siz, insanlığınızın gereği çok defa iyilikte bulunduğunuz bu insanlardan maalesef karşılık olarak yüzünüze atılan tükürükten, kişiliğinize yapılan saldırıdan, hayat hakkınızın elinizden alınmasından başka bir şey görmüyorsunuz. Böyleleri kendilerine yapılan iyiliklere karşı vahşi bir hayvan kadar olsun vefa göstermiyorlar. Kendilerinden görmedikleri kimseleri çoluk çocuk, yaşlı kadın demeden acımasızca eziyorlar. Kiminin dinine, kiminin namusuna, kiminin canına, kiminin hürriyetine, kiminin malına, kiminin makamına dokunuyorlar.” (https://herkul.org/kirik-testi/insanligin-aradigi-yitik-deger-sefkat/)

İnsaf ve Merhametsizlikleri

Hocaefendi’ye göre AKP’nin cemaate karşı sergilediği vahşet ve zulümlerin temelinde insaf ve merhamet yoksunluğu yatmaktadır. Onun ifadeleri, yöneticilerin hem dinî hem de insanî duygularını yitirdiğini ortaya koyar. Örneğin hapishanelerde ilaç verilmediği için ölen masumlar hakkında şöyle demiştir: “Bunların dinî duyguları öldüğü gibi, hissiyat-ı insaniyelerini de yitirmişler. Yaptıkları zulümler Müslümanlıkla değil insanlıkla bile telif edilemez.”

Hocaefendi, AKP’lilerin vicdanlarının tamamen ölmüş olduğunu ve kalplerinin karardığını vurgular: “Bunlarda zerre kadar insaf kalmamış, merhamet duygularını yetirmişler. Vicdanları ölmüş, kalpleri kararmış. Vicdan ölünce insan mümin de olsa kafir de olsa canavarlaşıyor. Şayet kanun ve nizam müsait olsaydı elli bin insanı asarlardı.” 

Başka bir zaman insafsızlıklarını şu ifadelerle dile getirmiştir: “Hiçbir zaman insaflı davranmadılar. Esasen insaf kelimesini bunlarla yan yana getirmemek lazım. Onu toprağa gömdüler ve üzerine de kayalar koydular.”

Onların insafsızlık ve acımasızlık derecesini vurgulamak için zaman zaman çeşitli kıyaslamalar yapmıştır:

Hocaefendi’nin şu ifadeleri de şefkat ve merhamet duygularından yoksun kalmış insanların hâlini tasvir eder: “Muhataplarının acizliği, zayıflığı ve çaresizliği onların şefkat hislerini harekete geçirmiyor; bilakis iştahlarını kabartıyor. Hemcinslerine karşı bir hayvan kadar olsun şefkat ve merhamet göstermeyen bu mahlukata ne demeli? Kur’ân’ın ifadesiyle onlar, hayvanlardan bile aşağı bir derekededirler.” (https://herkul.org/kirik-testi/insanligin-aradigi-yitik-deger-sefkat/)

Hocaefendi’nin AKP iktidarına yönelik bu eleştirileri birlikte değerlendirildiğinde, onun asıl üzerinde durduğu meselenin siyasi rekabetten ziyade ahlâkî ve manevî yozlaşma olduğu görülmektedir. Ona göre nifak, kibir, haset, vefasızlık ve merhametsizlik gibi hastalıklar sadece fertlerin karakterini bozmakla kalmaz, aynı zamanda devlet yönetiminde adaletin, hukukun ve toplumsal huzurun zedelenmesine de yol açar. Bu sebeple Hocaefendi, yaşanan hadiseleri şahıslar veya siyasi tercihler üzerinden değil, insanı zulme ve haksızlığa sevk eden bu menfî ahlâkî vasıflar üzerinden okumayı tercih etmiştir. Onun değerlendirmelerinde öne çıkan temel vurgu, güç ve iktidarın ancak samimiyet, tevazu, vefa, adalet ve merhamet gibi evrensel ahlâkî değerlerle dengelendiğinde toplum için hayırlı sonuçlar doğurabileceğidir.

Bir sonraki yazıda Hocaefendi’nin AKP’li yöneticilerin müstebit tavırlarına yönelik eleştirilerini ele alacağız.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version