NECİP F. BAHADIR | YORUM
Gözleri nemli, gergin ve yorgun ülkenin futbolda yüzü gülebilir miydi? Siyasi ve sosyal gruplar arasındaki strese ‘futbol molası’ verilebilir miydi? Bir 90 dakika da olsa bir millet veya toplum bilinci canlanır mıydı?
Ekranlarda reklamlar bile milli takım üzerine… AKP kendi marşını yazdı, kendi klibini çekti. Ve de yayınlattı. Yapmasa olmazdı. “Bari futbolu siyasete karıştırmasaydınız!” diye itiraz edenlere bir AKP yöneticisi, “Siz de yapın…Federasyon yayınlasın!” mealinde cevap verdi.
Erdoğan maç dolayısıyla ‘özel mesaj’ yayınladı. O uğursuz gölgesini düşürdü futbolun üzerine…
Maç sabahın erken saatindeydi. Kıta farkı zamana yansıdı. Turnuvaya 3 ülkenin ev sahipliği yaptığını biliyorsunuz herhalde. Hasan Cücük harika haber ve analizler kaleme aldı. Pazar olmasına rağmen ülke erken kalktı. Ben daha avantajlı zemin ve zaman dilimindeydim. Gene de maç için erken sayılır. Gece maçlarına alışmış bir ülkenin çocuklarıyız.
Futbol tutkum her maçın gündüz aynı saatte oynandığı radyo yayınlarında heyecan fırtınasına dönüşen günlerde başladı. Spor spikerliği hayali kurduğumu bile hatırlarım. Ilker Yasin favorimdi. Ne günlerdi…?
2002 Dünya Kupası’nı maçlarını hatırlıyorum. Milli Takım, Brezilya gibi bir dünya devine karşı müthiş oynamıştı. İlk yarıyı Hasan Şaş’ın golüyle önde kapatmıştı. İki talihsiz gol… Ama rakip Brezilya’ydı. Yenilgiye rağmen umut vardı. İnce ve averaj hesapları bir üst tura çıkardı. Maçlar yine dünyanın bir başka ucundaydı. Heyecanı ülkenin dört bir yanına düşmüştü. Maç sonrası sokaklar, meydanlar dolup taşardı. AKP’nin iktidar olmadığı yıllardı. Eksik ve yaralı da olsa bir millet ve toplum bilinci vardı. El ele, kol kola yürümek mümkündü.
24 yıl sonra tekrar dünya sahnesine çıkacaktı futbolumuz… Avrupa’da fena değildik. Almanya’da yarı finali zorladık. Futbolun asıl ‘şölen yeri’ dünya kupası… Asya’dan, Afrika’ya… Adını ilk kez duyduğumuz takımlar vardı. Çok ülke gezdim. Buna rağmen ‘ilk kez’ ifadesini kendim için de kullanıyorum. Curaçao diye bir ülke duydunuz mu? Almanya’nın rakibi… Kuzey Amerika’da bir ülkeymiş… Küçük, 156 bin nüfusu var. Takımın hocası tanıdık bir isim; Dick Advocaat… Bir ara Fenerbahçe’yi de çalıştırmıştı. Helal olsun, küçük bir şehir büyüklüğündeki Curaçao’ya dünya kupası bileti aldırdı. İtalya yok, turnuva dışı…
Kerem Aktürkoğlu’yla ilgili yapay zeka ile üretildiği belirtilen fotoğraf sosyal medyada gündem oldu.
Takım sayısı arttı. 24 idi, 48 oldu. Bu daha fazla maç demek… Bir ayda biterdi, 40 güne uzadı. 40 gün, 40 gece maç… Futbol severler için ‘bayram ve düğün…!’ Başka ‘yenilikler’ de var. Su molası bunlardan biri. Her iki devrenin ortasında hakem ‘su için’ düdüğü çalıyor. 3 dakikayla sınırlı… Akışın bölünmesi ne kadar doğru oldu? Ama hava sıcak… Futbolcuların ter ve su kaybı ileri düzeyde… Şenol Güneş’in itirazı var; “Nereden çıktı bu?” demiş ve eklemiş; “Oldu, olacak çay molası da versinler…”
O kadar uzun değil. Ardından ‘ihtiyaç molası’ gelir… Espri tabii…
Şenol Güneş 2002’nin kahramanı… Çok eleştirilmişti, saçı kıyafeti, milletin dilindeydi, ‘köylü’ deniyor, aşağılanıyordu. Mustafa Denizli ve Fatih Terim dururken Güneş’in takımı çalıştırması doğru muydu? Güneş’in açıklamaları her zaman ilgi çekicidir. Bazen saçmalar ama filozof gibi konuştuğu da olur. Şu söyledikleri hangisine girer, karar sizin; “Futbolu eskiden aç ve fakirler oynar, zenginler seyrederdi. Şimdilerde tok ve zenginler oynuyor, aç ve fakirler seyrediyor…”
Katılıyorum Güneş’e… Futbolda harcanan paranın haddi hesabı yok… ‘Popçu ve topçular’ ülkenin en çok kazananları…
Hakan Şükür 2002’ye damga vurmuştu. En erken gol atan oyuncu ünvanının elinden alınması mümkün değil. Mallarına mülklerine çökülür fakat bu ünvan siciline öyle bir işlendi ki hem de altın harflerle silinip atılamaz. Akın Gürlek bile bu konuda çaresiz… Eli kolu bağlı… Ülke sınırları içinde ‘konjonktürel’ olarak adını silmek mümkün… O da bir süreliğine… FİFA’nın bir klibi yayınlanmış… Türkiye deyince Hakan Şükür’ün adı görüntüye yansımış… Haberlerde gördüm, ‘tepkiyle karşılandı’ falan diye… Kimmiş tepki gösteren? Birkaç troll dışında kimin umurunda…
EURO 2000’de Hakan Şükür’ün Belçika’ya attığı ilk gol… Unutulmaz gollerinden biriydi… Yanlış hatırlamıyorsan Hakan Şükür o gün 75 cm civarında sıçramıştı…
Avrupa kıtası için gece uzun oldu. Katar, İsviçre ile oynadı. Çok zayıftı. Hiçbir üstünlük sağlayamadı. İsviçre çıkışta olan bir takım… Murat Yakın takımın hocası… “Bugüne kadar ki en iyi yeri hedefliyoruz.” dedi.
Yıldızlar karması gibi… İşleyen bir dişli gibi takımın ritmi de iyi… Kalecisi olağanüstü oynayan Katar bir geldi, pir geldi. Uzatma dakikalarında beraberliği sağladı. 1 puanı cebine koydu. İlk sürpriz sonuçlardan biri… Ardından Fas, Brezilya’ya kafa tuttu. Hem oyun, hem skor olarak. Kupanın favorisi Brezilya’ya geçit vermedi. Sahayı dar etti, 90 dakikanın sonunda puanları paylaştı.
Fas, Katar… İyi başladı. Sıra Türkiye’deydi. Alarm zilleri sabahın 7’isine kuruldu. Benim gibi geceyi uykusuz veya yarı uykulu geçirenlerin gözleri açabilmesi kolay değildi. Günler öncesinden hayat maça göre ayarlanmıştı. Şehirlerin meydanlarına büyük ekranlar kuruldu. Bir millet veya toplum olduğunu hatırlamak ve yaşamak istiyordu insanlar… Avusturalya kapalı kutuydu. Biz de Avrupa’nın yıldızları vardı. Arda Güler, Kenan Yıldız, Hakan Çalhanoğlu, Ferdi Kadıoğlu, Barış Alper… Maçları yıldızlar bazen takım her zaman kazanır. Aslolan bir ‘takım olabilmek.’ Zor olan bu…
Montella işi biliyordu, bir takım havası estirmeyi başarmıştı. Okyanusu günler öncesinden aşmış, maç saatini beklemeye başlamıştık. Heyecan ve coşku doruktaydı. Final hayalleri kuruyorduk. Arda Güler gibi bir sihirbazı tüm dünyaya gösterecektik. İddialıydık. Avustralya da hazırdı. Hocası T. Popoviç bir cümlesi gözlerden kaçmamıştı: “Türkiye’ye karşı nerede avantajlı olduğumuzu biliyoruz, bunu şimdi söylemeyeyim…”
Ne demek istiyordu acaba? Montella ve ekibi şifreyi çözmeye çalıştı mı? Yoksa önemsemedi mi? Biz de onların zayıf tarafını biliyor muyduk? Herhalde… Mesaisini bu işe harcayanlar var.
Fotoğraf yapay ama skor gerçek!
Ve maç başladı. Top bizde, oyun üstünlüğü bizde… Ceza sahasının önüne kadar sorun yok… Tehlikeli bölgede yokuz. Havadan gelen tüm toplar rakipte… Herkesin gözü Hakan Şükür gibi bir forvet aradı. Kerem Aktürkoğlu devler ülkesindeki cüce gibiydi. Montella, “Havadan değil, yerden oynayın!” diyememişti. Oyuna müdahale de edemedi. Gol rakipten geldi. Nafile çabalar, havadan atılan toplar, kaleye vurulan, çerçeveyi bulmayan şutlar… Dinamik bir defans… Kaybolup giden Kerem gibi forvet ve ileri üç oyuncuları… Arda Güler denedi olmadı, Hakan Çalhanoğlu vurdu tutmadı… İkinci devre bir gol daha… Fark ikiye çıktı. Umutlar söndü gitti. Fizik matematiği, güç tekniği, akıl duyguyu yendi.
Sosyal medyaya yansıyan bir fotoğraf var maçı ve skoru özetleyen… Her ne kadar yapay zeka ile üretilmiş olsa da gerçek durumu oldukça iyi yansıtıyor… Fotoğrafta Kerem iki dev oyuncunun arasında yeni yetme çocuk gibi kalmış… Gerçekten de öyleydi… Kerem iki devasa stoperin arasında kaybolup gitti.
Yenilginin fotoğrafı bu. Yine Hakan Şükür diyeceğim… Kimse kusura bakmasın… Belçika’ya attığı golü hatırlıyor musunuz? Kaleciyle birlikte topa çıkmış ve kafayı vurmuştu. Avrupa spor medyası ‘kule’ diye yazmıştı. Bu fotoğrafı görünce ürperdim, acaba tarihin bir tokadı mıydı bu? Hakan Şükür’ün ahı mıydı? Mistik bir mesaj mı vardı? Hayatta tesadüfe yer yok… ‘Kuşlar bile kaderle uçar…’
Her şey bitmedi tabii… Umut var hala… Fena yenildik ve kötü başladık… Bundan sonra hesap kitap zamanı… Artık her puan ve golün önemi var. Hatanın telafisi yok gibi. Her şeyi kötüye giden bir ülkenin en azından ‘futbol yüzü’ gülecekti, nemli gözlere heyecan gelmişti. Olmadı. Bir Türkiye galibiyeti Katar, Fas’ın zaferlerini taçlandıracaktı.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

