Resmi slogan “Futbol Dünyayı Birleştiriyor” ama Somali’nin ilk Dünya Kupası hakemi geçerli vizesiyle Miami Havalimanı’ndan geri çevrildi. İran Milli Takımı kamp kuramadı, sınırın öte tarafından Tijuana’ya yerleştirildi. Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’dan binlerce taraftar vize alamadı. Futbol sahada evrensel olabilir; ama turnuvaya ulaşmak hâlâ doğru pasaporta sahip olmayı gerektiriyor. 2026 Dünya Kupası’nın en önemli hikâyeleri stadyumlarda değil, havalimanlarında yazılıyor.
ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Endişe etmeyin, spor yazarlığına başlamadım. Ne maç yorumu yapacağım ne de favori takım tahmininde bulunacağım. Evet, konumuz Perşembe günü başlayacak Dünya Kupası. Ancak ben sahadaki futbolu değil, saha dışında yaşananları anlatacağım.
Çünkü futbol asla sadece futbol değildir…
Son birkaç günde yaşananlar bu meşhur sözü bir kez daha doğruladı. FIFA’nın yıllardır tekrarladığı “Dünyayı Birleştiren Turnuva” söylemi, organizasyon daha başlamadan ciddi şekilde yara aldı. Vize krizleri, sınır kapılarında yaşanan sorunlar, bazı ülkelere uygulanan kısıtlamalar ve özellikle Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan’ın başına gelenler, Dünya Kupası’nın yalnızca sportif bir organizasyon olmadığını bir kez daha gösterdi.
Açıkçası İran Milli Takımı’nın sorun yaşayabileceğini az çok tahmin ediyorduk. Sonuçta Washington ile Tahran arasında fiilen devam eden bir savaş ve diplomatik kriz var. Ancak Somali tarihinin Dünya Kupası’nda görev yapacak ilk hakeminin, geçerli vizesi olmasına rağmen Miami Havalimanı’ndan geri çevrilmesi, işin boyutunu bambaşka bir noktaya taşıdı.
Omar Abdulkadir Artan’ın hikâyesi başlı başına bir başarı öyküsü aslında.
Dünyanın en kırılgan devletlerinden birinde doğmuş, iç savaşın ve siyasi istikrarsızlığın gölgesinde büyümüş bir gençten söz ediyoruz. Somali’de futbol hakemliği yaparak başladığı yolculuk onu dünyanın en büyük spor organizasyonuna kadar taşıdı. FIFA tarafından 2026 Dünya Kupası hakem kadrosuna seçildi. Bu sadece kişisel bir başarı değildi; milyonlarca Somalili için ulusal gurur anlamına geliyordu. Artan, ülkesinin Dünya Kupası’nda görev yapacak ilk hakemi olacaktı.
Fakat hikâye, turnuvanın başlamasına günler kala kabusa dönüştü.
Artan Miami Havalimanı’na indiğinde beklemediği bir manzarayla karşılaştı. Geçerli vizesi vardı. FIFA’nın resmi görevlendirmesi vardı. Dünya Kupası için ülkeye geliyordu. Buna rağmen ABD sınır görevlileri girişine izin vermedi. Saatler süren işlemlerin ardından ilk uçakla geri gönderildi.
Ben bu satırları yazarken İstanbul’da bekliyordu.
Dünya Kupası’nın başlamasına sayılı saatler kalmıştı. Somali’nin ilk Dünya Kupası hakemi bırakın maç yönetmeyi, maçları tribünden izleme imkânından bile mahrum bırakılmıştı. Omar Abdulkadir Artan havalimanında beklerken yoğun bir diplomatik trafik yaşandı. FIFA sessiz kaldı. Beyaz Saray yetkilileri sorumluluğu sınır güvenliği makamlarına yönlendirdi. Amerikan bürokrasisi ise klasik açıklamaya sığındı: “Güvenlik gerekçeleri.”
Ancak kimse şu soruyu sormadı: FIFA tarafından görevlendirilmiş bir hakem nasıl bir güvenlik tehdidi oluşturabilir? Belki de bu nedenle Artan’ın hikâyesi, 2026 Dünya Kupası’nın en önemli sembollerinden biri haline geldi.
Çünkü bize şu gerçeği hatırlatıyor: Bu turnuva herkese açık değil. Resmi slogan ‘Futbol Dünyayı Birleştiriyor’ olabilir. Ancak sınır kapılarında pasaportlar hâlâ insanları birbirinden ayırıyor.
2026 Dünya Kupası tarihin en büyük futbol organizasyonu olarak sunuluyor. 48 takım. Üç ev sahibi ülke. Milyarlarca televizyon izleyicisi. On milyonlarca taraftar. FIFA’nın anlattığı hikâye, futbolun insanları ortak bir heyecan etrafında buluşturduğu küresel bir şölen hikâyesi. Fakat turnuva başlamadan yaşanan gelişmeler, bu anlatının ciddi bir sınavdan geçtiğini gösteriyor.
Özellikle ABD’nin ev sahipliği yaptığı maçlar öncesinde yaşanan vize sorunları, havalimanlarında karşılaşılan muameleler ve bazı ülkelere yönelik kısıtlamalar, futbolun evrenselliği ile devletlerin sınır politikaları arasındaki çelişkiyi görünür hale getirdi. Omar Artan’ın yaşadığı olay bir istisna değil. Belki de yalnızca en görünür örneği oldu. Çünkü benzer bir tablo İran Milli Takımı’nın başına da geldi.
ABD ile İran arasında devam eden gerilim nedeniyle İran takımının turnuvaya katılımı son ana kadar belirsizliklerle doluydu. Oyuncuların büyük bölümü için vize sorunu çözüldü, ancak bazı yöneticiler ve teknik ekip üyeleri aynı kolaylıktan yararlanamadı.
Sonuç olarak İran, diğer takımlar gibi ev sahibi ülkede kamp kuramadı. Normal şartlarda Arizona’nın Tucson kentinde kamp yapması planlanan takım, ABD-Meksika sınırındaki Tijuana’ya yerleşmek zorunda kaldı. Futbolcular maç günlerinde sınırı geçecek, karşılaşma bittikten sonra aynı gün yeniden Meksika’ya dönecek.
Kâğıt üzerinde Dünya Kupası’na katılıyorlar. Ancak pratikte diğer takımlarla aynı şartlarda değiller.
Bu yalnızca lojistik bir ayrıntı olarak görülemez. Çünkü sporun temelinde eşit rekabet ilkesi vardır. Bir takımın turnuvaya fiilen sınırın öte tarafından katılmak zorunda bırakılması, ister istemez bu ilkenin ne kadar korunduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Sorun yalnızca İran’la da sınırlı değil…
Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’dan gelen binlerce taraftar aylar boyunca vize randevusu bulmaya çalıştı. Bilet alan, uçak rezervasyonu yapan, otel ücretini ödeyen çok sayıda kişi seyahat izni alamadığı için planlarını iptal etmek zorunda kaldı.
Avrupa’dan gelen taraftarların önemli bir bölümü elektronik seyahat sistemi sayesinde birkaç gün içinde giriş izni alabilirken, başka ülkelerin vatandaşları uzun güvenlik soruşturmaları ve bürokratik süreçlerle karşı karşıya kaldı. Böylece Dünya Kupası’na katılabilmek için yalnızca bilet sahibi olmak yetmedi.
Doğru pasaporta sahip olmak da gerekti. Futbolun küresel olduğu söyleniyor. Ama küresel olan şey herkes için aynı anlama gelmiyor.
2022 Katar Dünya Kupası sırasında Batı medyası insan hakları ihlallerini, işçi ölümlerini ve ifade özgürlüğü sorunlarını haftalarca tartıştı. Katar’ın ev sahipliği haklı olarak yoğun eleştirilerin hedefi oldu. Bugün ise farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu kez sorun stadyumların nasıl inşa edildiği değil. İnsanların o stadyumlara ulaşıp ulaşamayacağı.
ABD’nin göç ve güvenlik politikaları, Dünya Kupası’nın kapsayıcılığı konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Miami Havalimanı’ndan geri çevrilen Somalili hakem, Meksika’da kamp yapmak zorunda kalan İran Milli Takımı ve vize engeline takılan binlerce taraftar aynı soruyu gündeme getiriyor: Dünya Kupası gerçekten herkes için mi? Yoksa yalnızca doğru pasaporta sahip olanlar için mi? Omar Abdulkadir Artan’ın hikâyesi bu soruya verilmiş en çarpıcı cevaplardan biri. Futbol sahada evrensel olabilir. Ancak turnuvaya ulaşabilmek hâlâ siyasetin, sınırların ve pasaportların insafına bağlı.
Şampiyona henüz başlamadı. Ama görünen o ki, 2026 Dünya Kupası’nın en önemli hikâyelerinden bazıları stadyumlarda değil, havalimanlarında yazılacak.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

