Site icon Serbest Görüş

Dört kentte kayıpların akıbeti soruldu


Kayıp yakınları ve İHD 4 kentte; Hacı Karay, Melik ve Mehmet Ayyıldız, Salih Çalık ve Sinan Fidan Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’ün akıbetini sordu

Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kayıpların akıbetini sormak faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla düzenlediği eylemlerine bu hafta da devam etti.

Amed

Amed’te İHD ve kayıp yakınlarının düzenlediği eylem 904’üncü haftasında da sürdü. Bu hafta, 32 yıl önce Amed’in Şêx Seîd Meydanı’nda gözaltına alındıktan sonra kaybettirilen Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’ün akıbeti soruldu.

Rêzan (Bağlar) Belediyesi Eşbaşkanı Siraç Çelik, yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne işaret ederek, faillerin açığa çıkarak cezalandırılması gerektiğini belirterek, yüzleşme çağrısında bulundu.  Edip Aksoy’un kızı Beritan Aksoy’un eyleme gönderdiği mektubunu İHD Amed Şube Eşbaşkanı Suzan Mehmetoğlu okudu.  Beritan Aksoy’un mektubu şöyle:

“Seni hiç görmedim. Ama etrafta hakikat adına gelişen ne varsa, seni anlattı bana. Ben daha kırk günlük bir bebekken yaşamın yarım bırakıldı. Bana senden geriye anlatılanlar kaldı. O günden sonra seni tanımanın tek yolu hikâyeler oldu. Hiç görmediğim yüzünü anlatılanlardan çizmeye, hiç duymadığım sesini anlatılanlardan tamamlamaya çalıştım. Ben hep anlamın hisle buluştuğu yerde büyüdüm. Seni anlatan her söz biraz anlam, her suskunluk biraz his oldu. Seni tanımaya çalışmak, ateşe doğru kanat çırpan kelebeklerin hakikat arayışına benziyordu. Önce adını öğrendim. Ateşin uzaktan görünen ışığını fark eden ilk kelebek gibi, insanların hafızasında yaşayan adını gördüm. Senden söz ederken gözlerinde beliren saygıyı gördüm. O zamanlar yalnızca ışığı tanıyordum. Sonra yalnızca adını değil, yüreğini de tanımaya başladım. Ateşin yalnızca ışık değil, sıcaklık da verdiğini fark eden ikinci kelebek gibi insanların acılarına duyarlı kalabilmenin ne demek olduğunu öğrendim.

Karanlığa karşı yaktığın ateşin, senden sonra gelenleri de aydınlattığını gördüm. Böylece ışığın yanında sıcaklığını da hissettim. Daha sonra seni anlatan hikâyelerin içinde acıyla karşılaştım. Ateşe biraz daha yaklaşınca kanatlarının yandığını gören üçüncü kelebek gibi, hakikatin yalnızca aydınlatmadığını da öğrendim. Çünkü hakikat bazen ışık olabilmek için acıyı da sevinci de kolektif yaşamayı gerektiriyordu. Defalarca gözaltına alındığını, işkencelerden geçirildiğini, baskılarla karşı karşıya bırakıldığını dinledim. Bütün bunlara rağmen geri adım atmadığını öğrendim. O zaman anladım ki bazı insanlar yalnızca hakikati söylemez; onun yükünü de taşır. Üçüncü kelebeğin yanan kanatları gibi, senin yaşadığın acılar da bana hakikat uğruna yürüyenlerin yalnızca ışığı değil, acıyı da göze aldıklarını öğretti. Bugün seni düşündüğümde aklıma hep dördüncü kelebek geliyor. Ateşin ışığını gören, sıcaklığını hisseden, acısını yaşayan ve sonunda ateşle bütünleşen kelebek… Belki de seni en çok o anlatıyor. Çünkü bazı insanlar yalnızca yaşayıp gitmezler. Kendilerinden daha büyük bir hakikatin parçası hâline gelirler.

‘Bıraktığın izlerden kendime bir yol bulmaya çalıştım’

Fiziken aramızda olmayabilirsin. Ama seni anlatan her sözde, hakikati arayan her yürekte ve karanlığa boyun eğmeyen her duruşta yaşamaya devam ediyorsun. Bıraktığın izlerden kendime bir yol bulmaya çalıştım. Belki hayat ikimize aynı zamanı hiç vermedi. Belki birlikte yaşayabileceğimiz hiçbir anımız olmadı. Ama senden geriye kalanlar bana bir şeyi öğretti: Bazı insanlar yokluklarıyla değil, bıraktıkları hakikatle yaşamaya devam ederler. Bugün bu mektup okunurken ben fiziken orada olamayacağım. Ama biliyorum ki hakikatin peşinde yürüyenlerin yolları birbirine benzer. Yıllardır kayıplarını arayan, adalet ve hakikat talebinden vazgeçmeyen Cumartesi Annelerine ve onların yanında duran herkese buradan selam gönderiyorum. Fiziken yanınızda olamasam da, ardıllarınız olduğumuz gerçeğini yüreğimde taşıyarak onurlu direnişinizi selamlıyorum. Çünkü hakikatin sesi bazen bir meydanda yükselir. Bazen de hiç görmediği babasını anlatılanlardan tanımaya çalışan bir kız çocuğunun yüreğinde yaşamaya devam eder”

Tanıklara rağmen gözaltına alındıkları inkar edildi

Mektubun ardından Aksoy ve Fidan’ın kaybedilme hikayesi İHD Yönetim Kurulu Üyesi Yahya Polat tarafından okundu.  Hikayeleri şöyle:

“Edip Aksoy Licê’ye bağlı Zenge köyünde yaşıyordu. Askerler tarafından üç kez gözaltına alınmış ağır işkence görmüştü. Güvenlik güçlerinin köyü terk etmeleri yönündeki baskıları sonucunda Aksoy Ailesi 1993 yılında Amed’e göç etmek zorunda kaldı. 31 yaşındaki Edip Aksoy, Amed’te tütün ticareti yaparak ailesinin geçimini sağlamaktaydı. 7 Haziran 1995 sabahında Melikahmet’teki dükkanına gitmek üzere evden ayrıldı. Edip Aksoy, öğlene doğru tütün almak için Amed’e gelen köylüsü 23 yaşındaki Orhan Cingöz’le buluştu. Birlikte saat 12.00 civarında Amed Dağkapı’daki Yeşilçınar Çay Bahçesi’ne gittiler. Burada arkadaşları ile birlikte oturup sohbet ederken çay bahçesinin önünde Beyaz Toros marka bir araç durdu. Araçtan inen sivil giyimli, silahlı ve telsizli üç kişi yanlarına geldi. Kendilerini polis olarak tanıtan bu kişiler, Edip ve Orhan’ın kimliklerini aldıktan sonra ‘İfadeniz var, karakola gideceğiz’ diyerek götürdüler. Onların gözaltına alındığını ve Beyaz Toros’la götürüldüğünü gören çok sayıda tanık olmasına rağmen, gözaltına alındıkları inkâr edildi. Ailelerinin ve İnsan Hakları Derneği’nin bugüne kadar ilgili kurumlara yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’den bir daha haber alınamadı. Olaydan 10 yıl sonra 2005 yılında JİTEM elemanı Abdulkadir Aygan’ın itirafları basına yansıdı. Aygan itiraflarının bir bölümünde Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’ün JİTEM tarafından sorgulandığını, sorguladıktan sonra infaz edilerek Silopîya (Silopi) yolu üzerinde bir dere kenarına gömdüklerini söyledi. Olay yerini detaylarıyla tarif etti. Bunun üzerine İnsan Hakları Derneği olay yerinde incelemelerde bulundu. Topladığı bilgilerle 6 Temmuz 2005 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Savcılık, Aygan’ın söz ettiği yerde 28 Haziran 1995 tarihinde iki kişiye ait ceset bulunduğunu ve belediye aracılığıyla Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldüğünü tespit etti. Aileler de soruşturma dosyasındaki ölü beden fotoğraflarının Edip ve Orhan’a ait olabileceklerini beyan etti. Savcılık kararı ile açılan söz konusu mezardan dört kişiye ait kemikler çıktı. Alınan kemik örnekleri kimliklendirme çalışması için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Ancak Adli Tıp Kurumu, yapılan DNA testi sonucunda kemiklerin Aksoy ve Cingöz aileleriyle eşleşmediğini açıkladı.”

Êlih

Êlih’te de, eylem 740’ıncı haftasında Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde devam etti. Bu haftaki eylemde, 6 Haziran 1994’te Amed’in Karaz (Kocaköy) ilçesine bağlı Şaklat köyünde gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan Salih Çalık ve Sinan Fidan’ın akıbeti soruldu.

Çalık ve Fidan’ın kaybedilme hikayesini İHD Yöneticisi Metin Nas şu şekilde aktardı:

“Şaklat köyü askerler tarafından yakıldığı için Çalık ailesi Diyarbakır merkezine göç etmişti. Ancak Salih Çalık işçi olduğu için köye çalışmaya gidip gelmeye devam ediyordu. Olay günü yine köye çalışmaya gitmişti. Köyde de bir askeri operasyon başlamıştı. Operasyon sırasında askerler köylüleri uzun namlulu silahlarla taradılar, tarama sırasında 2 köylü yaşamını yitirdi. Olayda Salih Çalık da ayağından yaralanmıştı. Yaralı olduğu için köyden çıkamayınca Süleyman Muntaş’ın evine sığınmıştı. Ancak askerler kaldığı evi tespit ederek eve baskın düzenledi.

Baskın sonucunda ev sahibi Süleyman Muntaş, yaralı Salih Çalık ve tedavisi için evde bulunan Sinan Fidan, askerler tarafından gözaltına alındı. Ev sahibi Süleyman Muntaş, 25 gün sonra serbest bırakıldı. Salih ve Sinan’ı ise gözaltında tutmaya devam ettiler. Serbest bırakılan Süleyman Muntaş, yalnızca 2 gün Salih ve Sinan ile birlikte gözaltında kaldığını, sonrasında ikisini onun yanından ayırdıklarını anlatıyor.

Salih Çalık ve Sinan Fidan’ın akıbeti konusunda bir bilgiye ulaşamayan aileleri, Diyarbakır DGM (Devlet Güvenlik Mahkemeleri) savcılıklarına başvurdular. Salih Çalık’ın annesi, savcıya iki kişinin Süleyman Muntaş’ın evinden askerler tarafından gözaltına alındığını, Muntaş’ın da buna şahit olduğunu anlattı. Ancak savcı dilekçeyi aileye iade ederek, ‘Bu şahısları biz almadık, gidin PKK’den sorun’ diyerek ailelerin talebini geri çevirdi. O tarihten itibaren Salih Çalık ve Sinan Fidan’dan bir daha haber alınamadı.”

Riha 

İHD Riha Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” şiarıyla düzenlediği eylemin 76’ncı haftasında Kürt siyasetçi Muhsin Melik ve Mehmet Ayyıldız’ın akıbeti soruldu. Novada Park AVM’de gerçekleşen açıklamaya insan hakları aktivistleri, Muhsin Melik’in ailesi ile çok sayıda kişi katıldı.

Açıklamada ilk olarak konuşan Muhsin Melik’in eşi Şenay Melik, Muhsin Melik’in yaşam hikayesini anlattı. Muhsin Melik’in toplumsal olaylara karşı duyarlı bir insan olduğunu belirten Şenay Melik, Muhsin Melik’in faillerinin yargı önüne çıkarılması gerektiğini söyledi.

İHD Riha Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Komisyonu Sözcüsü Demet Aykut da, kayıplar gerçeğine ve cezasızlık politikasına dikkat çekmek amacıyla adalet arayışlarını sürdürdüklerini dile getirdi.

Yaşanan katliamlara karşı mücadeleye devam edeceklerini söyleyen Demet Aykut, “Bizler, insan hakları savunucuları olarak tüm kayıpların akıbetinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını, zorla kaybedilmesinden sorumlu olanların etkin biçimde soruşturulup yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

Colemêrg

İHD Colemêrg Şubesi, eylemlerinin 230’uncu haftasında Gever (Yüksekova) ilçesindeki Sanat Sokağı’nda açıklama yaptı.

Bu haftaki eylemde, katledilen Kürt iş insanı Hacı Karay’ın torunu Yasemin Baran, 3 Haziran 1994’te kaçırıldıktan sonra katledilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın katledilme hikayesini aktararak adalet talep etti

Kaynak: MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version