AK’nin ihlal prosedürünün ‘umut hakkı’ davası için de başlatmasının şart olduğunu vurgulayan Ferat Koçak, ‘Bağlayıcı kararları hiçbir yaptırımla karşılaşmadan görmezden gelebilen bir yapı, AK’yi bir bütün olarak tartışmalı hale getirir’ dedi
Ankara’nın Haziran 2026’daki süreyi de boşa çıkarması halinde, bu prosedürün “umut hakkı” davası için de başlatılması şarttır. Bağlayıcı kararları hiçbir yaptırımla karşılaşmadan görmezden gelebilen bir yapı, Avrupa Konseyi’ni bir bütün olarak tartışmalı hale getirir ve bizim tam da buna izin vermememiz gerekir
Avrupa İnsan Haklari Mahkemesi’nin (AİHM) Önder Apo’nun lehine verdiği Öcalan-2 kararının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen Türkiye, bağlayıcı nitelikteki kararı uygulamadı. Öte yandan, AİHM kararının uygulanması konusunda Avrupa Konseyi’nin denetleyici organı olan Bakanlar Komitesi tarafından alınan “umut hakkı” kararı da Türkiye tarafından hayata geçirilmedi.
Türkiye’nin AİHM ve Bakanlar Komitesi kararlarını uygulamamasını eleştiren Almanya Federal Parlamento (Bundestag) üyesi ve Die Linke milletvekili Ferat Koçak “Federal Hükümet, Bakanlar Komitesi’nde yer almaktadır ve dolayısıyla ortak bir sorumluluk taşımaktadır. Hükümet, AİHS’nin 46. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ihlal prosedürünü (ihlal davası sürecini) aktif olarak desteklemelidir” dedi.
Aradan on iki yıl geçmesine rağmen Türkiye, bu kararı tam anlamıyla uygulamayı hâlâ reddetmesine dair konuşan Ferat Koçak, “Bu durum, Avrupa Konseyi üyesi olarak Türkiye’nin uymayı taahhüt ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin açık bir ihlalidir. Abdullah Öcalan vakasında ise bu durum, kendisinin milyonlarca Kürt tarafından bir temsilci olarak kabul görmesi nedeniyle şüphesiz ek boyutlar taşımaktadır” diye belirtti.
Son dönemde Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için resmi bir statü talep etmesinin, bu sürece yeniden inanılırlık ve meşruiyet kazandıracak nitelikte olduğunu söyleyen Ferat Koçak, buna karşın AKP hükümetinin, hukukun üstünlüğü adına hiçbir ciddi adım atmaması ve Kürt sorununu öncelikli olarak bir güvenlik problemi şeklinde ele almaya devam etmesinin, mevcut durumu daha da ağırlaştırdığını belirtti.
‘Avrupa kafasını başka yöne çevirirse fırsat heba edilir’
Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulaması ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları için hukuka uygun bir gözden geçirme mekanizması oluşturmasını sağlamak adına Federal Hükümet ve Almanya Federal Meclisi’nin (Bundestag) nasıl bir rol oynaması hakkında konuşan Ferat Koçak, “Federal Hükümet, Bakanlar Komitesi’nde yer almaktadır ve dolayısıyla ortak bir sorumluluk taşımaktadır. Hükümet, AİHS’nin 46. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ihlal prosedürünü aktif olarak desteklemeli; hukukun üstünlüğünü, Ankara ile yürütülen göç politikaları da dahil olmak üzere her türlü iş birliğinin ön şartı haline getirmeli ve Türkiye’nin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları için nihayet hukuka uygun bir gözden geçirme mekanizması kurması yönünde somut baskı uygulamalıdır. Federal Meclis, jeopolitik açıdan rahatsız edici olsa bile bu konuyu kararlı bir şekilde gündeme taşımalıdır. Şu an, onlarca yıldır beklenen bir barışı sağlama yönünde tarihi bir fırsata sahibiz. Eğer Avrupa, muhalifler tutuklanırken ve mahkeme kararları çiğnenirken kafasını başka yöne çevirirse bu fırsatı heba etmiş oluruz” ifadelerini kullandı.
‘Avrupa hukuk alanını içeriden oymuş oluyor’
“Umut hakkı”nın Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olan binlerce insanı doğrudan ilgilendirdiğini hatırlatan Ferat Koçak, “Sözleşmeye taraf bir devlet, hangi kararlara uyup hangilerine uymayacağını kendisi seçmeye başladığında, ortak Avrupa hukuk alanını içeriden oymuş olur. Türkiye’deki insanlar bu sorunun çözüldüğünü görmek istiyor; birçoğu için bu konu en yüksek önceliğe sahip. Ankara süreci bloke etmeye devam ettikçe, bu umudun sönme riski de o denli artıyor” dedi.
‘Umut hakkı, davası için de başlatılması şarttır’
Bakanlar Komitesi’nin, 2024 yılında Türkiye’ye bir süre tanımış ve 17 Eylül 2025 tarihli ara kararıyla, kararların en geç Haziran 2026 sonuna kadar eksiksiz şekilde uygulanmasını yeniden talep ettiğini hatırlatan Ferat Koçak, şunları belirtti:
“Kararların icrası sürecindeki en sert araç olan ve AİHS’nin 46. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen ihlal prosedürü, Avrupa Konseyi tarihinde bugüne kadar yalnızca iki kez uygulanmıştır: Biri Azerbaycan’a, diğeri ise Osman Kavala davasında Türkiye’nin kendisine karşı. Mahkeme, 2022 yılında Türkiye’nin kötü niyetli hareket ettiğini dahi tespit etmiş olmasına rağmen, Kavala bugün hâlâ cezaevindedir. Bu durum, sorunun özünü açıkça ortaya koymaktadır: Eksik olan araçlar değil, Türkiye’yi gerçekten sorumlu tutacak olan siyasi iradedir.
Ankara’nın Haziran 2026’daki süreyi de boşa çıkarması halinde, bu prosedürün “umut hakkı” davası için de başlatılması şarttır. Bağlayıcı kararları hiçbir yaptırımla karşılaşmadan görmezden gelebilen bir yapı, Avrupa Konseyi’ni bir bütün olarak tartışmalı hale getirir ve bizim tam da buna izin vermememiz gerekir.”
Kaynak: ANF
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

