Site icon Serbest Görüş

DAİŞ’li Dündar’ın ifadeleri neyi amaçlıyor: MİT 10 Ekim’de DAİŞ’le neden görüştü?


DAİŞ’li Ömer Deniz Dündar’ın itiraflardaki motivasyonunun, arka planın gizlemek olduğuna işaret eden dava avukatlarından Senem Doğanoğlu, MİT’in de 10 Ekim’de DAİŞ’le yaptığı görüşmeyi aydınlatması gerektiğini söyledi

Ankara Gar Katliamı davasının firari sanıklarından Ömer Deniz Dündar’ın da aralarında bulunduğu 10 DAİŞ üyesinin Suriye Geçici Hükümeti tarafından Türkiye’ye teslim edilmesinin ardından, DAİŞ’in Kürdistan ve Türkiye’de gerçekleştirdiği katliamlara ve devlet-örgüt ilişkilerine dair yeni bilgiler ortaya çıktı. Ömer Deniz Dündar, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak, 18 Haziran’da verdiği emniyet ifadesinde, DAİŞ’in gerçekleştirdiği ve planladığı birçok saldırıya ilişkin itiraflarda bulundu.

Gar Katliamı failleriyle bağlantılı olduğu saptanan Dündar, emniyette verdiği ifadede 2021 yılından beri İdlib’de tutuklu olduğunu söyledi. Dündar’ın, kırmızı bültenle aranmasına rağmen yıllardır Türkiye’ye getirilmemiş olması dikkat çekerken, öte yandan HTŞ tarafından Türkiye’ye teslim edildiğini ifade ettiği öğrenildi. Ancak Dündar ile birlikte Türkiye’ye getirilen 10 DAİŞ üyesi, ana akım medya tarafından “Suriye operasyonunda yakalanarak Türkiye’ye getirildikleri” şeklinde servis edildi. Dündar’ın tutuklanmasıyla birlikte Ankara Gar Katliamı davasında ilk kez bir firari sanık tutuklanmış oldu. Gar Katliamı davasında firari sanıklar yönünden devam eden davanın bir sonraki duruşması, 30 Haziran’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

 ‘İdlib tampon bölge’

Ankara Gar Katliamı davası avukatlarından Senem Doğanoğlu, Dündar’ın itiraflarını, Türkiye’ye getirilme sürecini ve 30 Haziran’da görülecek duruşmaya olası yansımalarını değerlendirdi. İdlib bölgesinin uzun süredir HTŞ ve Türkiye destekli yapılar için bir tampon bölge olduğunu belirten Avukat Senem Doğanoğlu, daha önce de DAİŞ’lilerin Türkiye’ye getirilmelerine dair benzer “operasyon” iddialarının ortaya atıldığını hatırlattı. Dündar ve beraberindeki DAİŞ’lilerin Türkiye’ye ne zaman ve nasıl getirildiğine dair netlik olmadığının altını çizen Senem Doğanoğlu, “Genel olarak İdlib bölgesinde bulunanlar peyderpey zaten getiriliyordu. En çarpıcı olan 2020 yılında Kasım Güler’in bu şekilde getirilmesiydi. Burada bir operasyon mu oluyor, bir istihbarat teatisi mi oluyor konusu muammayken, Şara’dan sonra zaten Dışişleri Bakanlığı da ‘Biz yıllardır istihbarat paylaşıyoruz’ şeklinde bir açıklama yaptı. Ömer Deniz Dündar, 10 Ekim Ankara Katliamı’nın faili olması sebebiyle dosyasına vakıf olabiliyoruz. Hiçbir şekilde nasıl getirildiği, hangi gün getirildiği, hangi vasıtayla getirildiğine dair dosyaya hiçbir belge gelmedi. Sanki Ankara’da sokakta yürüyordu, TEM onu buldu ve yakalama bürosuna getirdi. Ama beraber getirilen başka bir şüphelinin ‘Cezaevindeydim, HTŞ Türk makamlarına teslim etti’ şeklinde daha çerçevelendirilmiş bir ifadesi var” dedi.

‘İade talepleri reddedilmişti’

Dosyadaki firari sanıkların tespiti ve iadesi için tüm taleplerinin reddedildiğini belirten Senem Doğanoğlu, “2019 itibariyle  ‘Operasyonla gittik aldık’lar başlayınca o zaman ‘Bu operasyonla gidip almaları bu dosyada da yapın’ gibi taleplerimizi sunduk. Daha sonra şöyle araştırma tutanakları gelmeye başladı dosyaya; söz gelimi İlhami Balı en son İdlib’de göründü, Deniz Büyükçelebi Esad’ın hapishanesinde, Cebrail YPG’nin elinde, Delibaşlar YPG’nin elinde… Bu tip bilgiler gelmeye başladıkça ‘Yapın resmi süreci, yürütün ve suçluların iadesi konusunda bir talebi olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin’ dedik. O zaman ‘Suriye ile ilişkimiz yok, diplomatik ilişkimiz yok. Sakın ha hani bir suçluların iadesine tevessül etmeyiniz, böyle bir talepte bulunmayınız’ denilerek bu talepler reddedildi. Son Aralık 2025’de duruşma yaptığımızda Irak ve Suriye ile doğrudan yazışma yapılması, sanıkların orada olup olmadığının tespit edilmesi şeklinde bir sürece girmiştik ki Ömer Deniz Dündar birdenbire gelmiş oldu” diye konuştu.

‘Getirildiği bilgisi verilmedi’

Dündar’ın Türkiye’ye getirildiği bilgisinin Bursa’da görülen bir dolandırıcılık davasında ifade vermesiyle ortaya çıktığını belirten Senem Doğanoğlu, “Burada verdiği ifadede 13 Mayıs’ta Türkiye’ye getirildiğini söylüyor. 20 Mayıs günü yani 7 gün sonra mahkemeye Ömer Deniz Dündar’ın Ankara’ya getirildiği haber veriliyor ve o gün tutuklanıyor. Dündar, ‘etkin pişmanlıktan’ yararlanmak istiyor burada. Daha sonra 18 Haziran’da cezaevinden emniyete getirilerek ifadesi alınıyor. Tabi bu kadar zaman ne olduğunu bilmiyoruz. Ne zaman getirildiğine dair resmi bilgimiz olmadığı gibi ondan sonraki sürece dair de bilgimiz yok” diye kaydetti.

‘Hatay’daki dosya ile birleşti’

Hatay’da yakalanan bir araçta ele geçirilen canlı bomba mekanizmasında Dündar’ın parmak izinin bulunması nedeniyle “Anayasal düzeni ihlal” suçlamasıyla 2017’den beri yargılandığını belirten Senem Doğanoğlu, “Bu dosya da Gar Katliamı davasıyla birleşti. Dündar’ın Türkiye’ye getirildiği, buradaki mahkemeye de bildirilmedi. Ancak UYAP sistemine tutuklandığına dair uyarı gelince bundan haberleri oluyor ve SEGBİS aracılığı ile ifadesi alınıyor. Resmi olarak Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Mayıs’ta tutuklama müzekkeresi yazdıktan sonra adli mekanizmanın önüne düşmüş oldu. Diğer kriminal mekanizmaların önüne ne zaman getirildi orası muamma” dedi.

‘Kendisini geçici emir olarak tarif ediyor’

Dündar’ın DAİŞ içerisindeki hiyerarşik yükselişine ve üstlendiği kritik rollere değinen Senem Doğanoğlu, Dündar’ın sıradan bir örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Senem Doğanoğlu, Dündar’ın DAİŞ içerisindeki pozisyonunu şu sözlerle anlattı:

“Dündar 10 Ekim Ankara Katliamı dosyasında sadece örgüt üyeliğinden yargılanıyor. Dolayısıyla katliamla bağı açısından sorumluluğu reddedilenlerden biriydi. Kendi ifadesinden gördüğümüz kadarıyla 2017’de tam Türkiye vilayeti kurulduğunda İdlib’e çekiliyor. Sonra yine İdlib’in bazı bölgelerinde gitgide yükselen bir pozisyonda. 2021’e kadar en sonda kendisi Emir olmak üzere… Bu Emirlik de işte Mekteb-i Faruk ofisi denilen, aslında birden çok vilayetten sorumlu; hem Balkanlar hem eski Sovyetler bölgesi ve Rusya açısından geçerli olmak üzere onlardan sorumlu. En son geçici emir olarak kendisini tarif ediyor. Emirken de HTŞ tarafından yakalandığını söylüyor.”

EL KAİDE’den DAİŞ’e

İddianamede Dündar hakkında, Gar Katliamı ile ilgili bağlantı kurulmadığına işaret eden Senem Doğanoğlu, “Dündar hakkında hem bizim, hem devletin hem de şimdi kendisinin çizdiği bir profil var. İfadesinde kendisini üye olarak tarif etse de ne düzeyde yönetici olduğunu, başından beri işin içinde olduğunu da bir şekilde söylüyor. Dündar’ın ‘Aslında ben yapmadım, yapmış da olabilirim’ gibi garip beyanları var. Günün sonunda Eylül 2013’te El Nusra’ya katılmak üzere Afganistan’a gidiyor. Kasım’da geri dönüyor ve daha sonra Dündar, El Kaide’den Ağustos 2014’te gözaltına alınıyor. Aralık 2014’te de hakkında takipsizlik kararı veriliyor. Ama o sırada Eylül ayında çoktan, Suriye’ye IŞİD’e bu sefer geçmiş durumda. Ve geçer geçmez zaten Yunus Durmaz’la çalışmaya başlıyor. Konstantin Kampı olarak bildiğimiz kampta silahlı ve şeri eğitimini alıyor. Yani bir IŞİD’li olarak, IŞİD içerisinde önemli bir figür olarak bu eğitimlere katılıyor ki sonra kendisi de eğitimci oluyor kendi ifadesi gereği. Ve Füssan-ül Hilafe Ketibesi denen; Adıyaman, Antep, Bingöl’den özellikle Türkiye’den katılımın olduğu özel tim olan bu Ketibe’nin de böylece adını koymuş oluyor” ifadelerini kullandı.

‘Faillerin tamamı bu TİM içinde’

Gar Katliamı faillerinin tamamının bu “tim” içerisinde olduğunu ve Dündar’ın ifadelerine göre haklarında daha önce dava açılmayan iki yeni ismin de açığa çıktığını belirten Senem Doğanoğlu, “Dündar’ın, 10 Ekim Ankara Katliamı açısından bütün sürece de vakıf olduğu görünüyor. Zaten bu saldırının failleri onun yanından gidenlerdi. Dündar, Adıyaman grubu açısından da önemli bir figür hem Ömer Deniz Dündar hem de kardeşi. Özellikle Ömer Deniz Dündar, sürekli yükselen çok erken dönemde de eğitimci olduğunu söyleyen bir figür” dedi.

 Çok sayıda saldırı planı varmış

Dündar’ın Yunus Durmaz’ın çok sayıda saldırı planı yaptığını bunlardan bazılarının gerçekleşmediği şeklindeki itiraflarını değerlendiren Senem Doğanoğlu, “Bunlardan bazılarının 2015 Amed Newrozu’nda bir bombalama eylemi planı olduğunu ve Suruç katliamı faili Abdurrahman Alagöz’ün aslında bu iş için görevlendirildiğini anlıyoruz. Ömer Deniz Dündar’ın ifadesiyle ‘PKK’lilerin, Alevilerin ve sol görüşlü sendikaların hedefe alınması gerektiği’ konusunda Ebu Zeyneb El Ensari diye bir dış ilişkiler temsilcisinin bir onay ve talimatı var. Bunun üzerine Yunus Durmaz’ın bu talimatla 10 Ekim Mitingi’ne yönelik saldırı planını raporladığını söylüyor, bunlar dosya da zaten vardı bu anlamda söylediği doğru. Yine Dündar’ın ifadesine göre, Emir olan Ebu Zeyneb El Ensari’nin onay vermesi ve para vermesi gerekiyor ancak Emir’in değişmesiyle bu onayın gelip gelmediğini bilmediğini söylüyor. Ancak mahkeme kararları Erman Ekici’nin bu onayı getirdiğini ve bu nedenle kendisi hakkında ‘insanlığa karşı suçtan’ hakkında dava açıldığını söylüyor. Dündar diyor ki; Yunus Durmaz’ın kendi kendine yaptığı bir şeydi. İddianamede ise bunun bir onay süreci olduğunu gösteriyor. Hiçbir zaman Ebu Zeyneb diye birinden bahsedilmedi şimdi daha yeni hakkında arama kararı çıkarıldı. Zaten iki üç kişinin yaptığı bir şey olamaz. Canlı bombaların geçişi, oradaki sorumluluklar, talimatların alınıp verilmesi, Antep’te bunun örgütlenmesi tüm bu organizasyon Ömer Deniz Dündar’sız yapılabilir mi? Biz bu isimlere yalnızca Dündar’ın ifadeleri veya iddianameden değil Mülkiye Müfettişi İstihbarat ek raporundan da vakıfız. Alagöz’ün Suriye sınırında Antep’e geçtiği, Dündar’ın geçebileceği bilgisi bu raporda yer alıyor. Dündar, ifadeleriyle davanın çerçevesinde müdahale etmeye çalışıyor” diye belirtti.

‘Amaç katliamların sorumluluğunu ölenlerin üzerine yıkmak’

Dündar’ın itiraflardaki motivasyonunun, katliamın sorumluluğunu sadece ölen isimlerin üzerine yıkarak arka planın gizlemek olduğuna işaret eden Senem Doğanoğlu, “Bu itirafları yapmasındaki motivasyonun muhtemelen 10 Ekim Ankara katliamında sadece üyelikten yargılıyor olması. Çünkü itirafçı olursa indirim sağlanabilir bir suçlama. Bunun avantajını kullanıyor. Ömer Deniz Dündar bir yandan diyor ki ‘Yunus Durmaz’ın kendi kendine yaptığı bir şeydi, içtihattı’ diyor. Yani ‘Yunus Durmaz kendi inisiyatifiyle yaptı, zaten bir kısım insan da tutuklandı aldı cezasını orada kalsın, daha genişlemesin’ diyor. O genişlemenin anlamı ne olacak? Kamu sorumluluğu açısından, devletin sorumluluğu açısından bir genişleme olacak, onun da önünü kesmek istiyor. İlyas Aydın daha önce beyanlarında, ‘Biz tam da 10 Ekim 2015 günü kaçırılan asker Sefter Taş’ın takasıyla ilgili MİT’le sınırdaki bir tren istasyonunda görüşüyorduk. Katliam olunca masadan kalktılar. Ama zaten biz oraya giderken bize sorarlarsa bu Diyarbakır, Suruç neden oldu diye, biz diyecektik ki işte bizim haberimiz yoktu onaysız buradaki ekip yapmış’ diyordu. Dündar o anlamıyla çerçeveyi bükmeye çalıştı” diye belirtti.

‘Devlet görüşme motivasyonunu açıklamalı’

Katliam öncesinde devletin elinde çok net istihbarat raporları olmasına rağmen önlem alınmadığının altını çizen Senem Doğanoğlu, “Hedefin kim olduğu belli, zaten bu konuda da istihbarat var. Özellikle şöyle tarif ediyorlar; ‘Adıyaman ekibi PKK’lilere çok öfkelendiler, çok öfkeliler, çatışma Suriye’de çok sert geçiyor. Dolayısıyla Türkiye’de HDP ve HDP ile işte yol yürüyen diğer örgütler, kitle örgütleri, sendikalar, partiler açısından bir hedefe koyma oldu.’ İstihbaratın kendisi bunu getirip diğer emniyetlerle paylaşıyor. 14 Eylül 2015 günü zaten bütün emniyete geçen ‘Bir mitingde canlı bomba eylemi olacak’ istihbaratı var. Dolayısıyla  ‘IŞİD ile aynı masada nasıl oturursun’ sorusuna cevap verecek olan devlettir” şeklinde konuştu.

30 Haziran’da görülecek dava ilk olacak

30 Haziran’da görülecek olan duruşmaya dair hazırlıklarına değinen Senem Doğanoğlu, “Firari sanıklar yönünden ilk defa kırmızı bültenle arandığı ifade edilen Ömer Deniz Dündar getirilmiş oldu. Bu dosya kapsamında ilk defa sorgusu yapılacak. Hem 10 Ekim Ankara katliamı hem IŞİD’in kendisi, hem olası sorumluluk zincirlerinin ortaya konması, hem Hatay dosyası ve IŞİD’in halen faal olduğuna dair bütün o büyük anlatılar sorulacak. Ama kendisi IŞİD’de bu kadar üst düzeyken ve bütün bu katliamlar örgütlenirken ki pozisyonu üzerinden bütün bir günün sorgulamayla geçeceğini düşünüyoruz. Dündar’ın ifadesinde ismi geçenlerin tanık olarak getirilmesini talep edeceğiz. Özellikle Türkiye’ye getirilenler açısından çünkü bir kısmı zaten Adıyaman grubundan hem de 10 Ekim Ankara Katliamına ilişkin demeçleri olan kişiler söz gelimi Hüseyin Peri gibi. Ve bütün bu katliamların örgütlenmesindeki devlet sorumluluğu yönünden de kişilerin sorumluluğu yönünden de açıklamaları olan failler. Onların da dosyaya tanık olarak getirilmesini isteyeceğiz. Ömer Deniz Dündar’ın konuşup konuşmayacağını, etkin pişmanlığından vazgeçip vazgeçmeyeceğini bilmiyoruz. Bakalım sorularımıza ne kadar yanıt verecek? Kendi kafasında kendi sorumluluğuyla ilgili çizgiyi devam mı ettirecek, daha mı arttıracak, azaltacak mı? Şu anda tabii onu öngöremeyiz ama hazırlığımız bu çerçevede” diye belirtti.

Haber: Sema Bingöl \ MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version