Site icon Serbest Görüş

Asıl hac eve dönünce başlar!

Asıl hac eve dönünce başlar!


Kırk günün ardından Harem’den ayrılmak kolay değil. Ama asıl mesele ayrılıktan sonra başlıyor. Arafat’taki gözyaşı eve taşınabiliyor mu, Kâbe’nin huzuru günlük hayata girebiliyor mu, Medine’nin edebi aile ilişkilerine yansıyabiliyor mu? Haccın kabulüne dair işaretler tam da bu soruların cevabında saklı. Mekke’de başlayan yolculuk eve döndükten sonra da sürmeli.

AHMET KURUCAN | YORUM

Hac vecibesini bitirenler memlekete dönmeye başladı. Ben de 3 defa hac heyecanını ve eve dönüşü yaşamış bir insan olarak bilgi ve tecrübelerim ışığında hacılarımıza seslenmek istiyorum bu yazıda.

Hacdan dönen insanların yüzlerinde birbirine benzeyen iki duygu vardır. Birincisi kavuşmanın sevinci. İkincisi ayrılığın hüznü. Bir yanda çocuklarına, torunlarına, eşine dostuna kavuşmanın heyecanı vardır. Öte yanda ise Kâbe’ye son bakışın, Ravza’ya son selamın, Mescid-i Nebevî’den son çıkışın bıraktığı tarifsiz bir boşluk…

Havaalanına doğru giderken dönüp dönüp arkaya bakanları görmüşümdür. Uçağın camından son kez Hicaz topraklarına bakmaya çalışanları da. İçlerinden geçen ortak cümle çoğu zaman aynıdır: “Acaba bir daha gelir miyim?”

Aslında bu hüzün çok tabiidir. Hatta bana göre bu hüznü yaşamayan insan, o beldelerin kıymetini tam hissedememiş demektir. Fakat burada üzerinde durulması gereken önemli bir hakikat var. Hacdan dönen insan aslında Mekke’den ve Medine’den ayrılmaz. Sadece yaşadığı coğrafya ve mekan değişir. Çünkü Kâbe’nin asıl yeri müminin kalbindedir ve şuurlu mümin onu her yere taşır.

Haceru’l-Esved’e dokunup dönen nice insan vardır ki yıllar sonra o günleri sadece bir hatıra olarak anlatır. Ama kalbini Allah’a bağlayan insanlar gittikleri her yerde Kâbe’nin etrafında dönüyormuş gibi yaşarlar. Ravza’dan ayrılan nice insanlar vardır. Fakat Efendimiz’in (sas) sünnetini hayatına taşıdıkları için her gün Medine ikliminde nefes alırlar.

Hac mevsiminde kırk gün, kırk beş gün, bazen daha fazla süre o iklimde kalan insanlar adeta yeniden doğarlar. Dünyanın gürültüsünden uzaklaşırlar. Hayatın gerçek merkezini yeniden keşfederler. Zira insan orada zamanın farklı aktığını hisseder. Malın, makamın, şöhretin, günlük tartışmaların ne kadar küçük şeyler olduğunu yeniden fark eder. Özüne döner bir bakıma.

Fakat unutulmaması gereken bir husus vardır: Hac Mekke’de bitmez. Asıl hac eve döndükten sonra başlar. Kâbe’nin etrafında dönerken kazanılan teslimiyet eve taşınabiliyor mu? Arafat’ta hissedilen irfana erme duygusu günlük hayatın içine girebiliyor mu? Müzdelife’de bizatihi görülen İsrafil’in suruyla herkesin mezarlarından diriliyor olma sahnesi günlük yaşayışın bir parçası olabiliyor mu? Mina’da yaşanan fedakârlık aile ilişkilerine yansıyabiliyor mu? Medine’de hissedilen nezaket ve zarafet insanlarla olan muameleye taşınabiliyor mu? Haccın kabulüne dair işaretler biraz da bu soruların cevabında saklıdır.

Allah Resûlü’nün (sas) Mekke’den ayrılırken, “Ey Mekke! Kavmim beni çıkarmasaydı senden ayrılmazdım.” cümlesi bu noktada çok manidardır. O da Mekke’yi seviyordu. O da ayrılırken arkasına dönüp bakmıştı. O da ayrılık acısını yaşamıştı. Fakat Allah’ın muradı Medine’ye hicret etmesiydi.

Bugün hacdan dönen insanlar da aynı hakikatle karşı karşıyadır. Gönülleri belki Harem’de kalmak ister. Ama onları bekleyen aileleri, sorumlulukları, vazifeleri vardır. Demek ki şimdi yeni bir hizmet alanı başlamaktadır.

Belki İmam-ı Âzam Hazretleri’ne nispet edilen şu söz de bu manayı anlatır: “Mekke’de yaşayıp Kûfe’yi özlemektense, Kûfe’de yaşayıp Mekke’yi özlemek daha evladır.” Sözün aidiyeti tartışılabilir. Fakat manası üzerinde düşünmeye değer. Çünkü mukaddes mekânlarda bulunmaktan daha önemli olan şey, o mekânların ruhunu bulunduğun yere taşıyabilmektir.

Hacdan dönen kişi yanında Mekke’nin tevhidini, Medine’nin edebini, Arafat’ın gözyaşını, Kâbe’nin huzurunu getirmelidir. Kâbe son nefesine kadar onun hayatından çıkmamalı, Ravza hafızasından silinmemeli, Arafat ve Müzdelife’deki dualarını onun peşini bırakmamalıdır. Hayata taşınması imkansız bir şey mi bu? Bana göre imkansız değil ama zor. Ciddi mücadele vermek lazım. Hem nefse karşı hem şeytana karşı hem de dünyaya karşı.

‘Duyufu’r Rahman.’ Allah’ın misafirleri demek. Hacılar dünya genelinde milyonlarca insanın hayalini kurduğu bir nimeti yaşadılar. Allah onları misafir etti. Bir mümin için bundan daha büyük bir ikram düşünülemez. Onun için bunu şükrünü eda etmek lazım. Bu yüzden diyorum ki asıl mesele şimdi başlıyor. Hacdan önceki insan ile hacdan sonraki insan arasında ne değişti?

Kalpleriniz biraz daha yumuşadı mı? Dilleriniz biraz daha tatlandı mı? Dualarınız biraz daha derinleşti mi? Allah ile irtibatınız biraz daha güçlendi mi?

Kim bilir belki bunlar haccınız mebruk ve makbul olduğunun göstergesidir. Haccınız mübarek olsun!

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version