Şam yönetimi demokrasiden ziyade otoriter genişlemeyi esas almaktadır. Bu nedenle Şam’ın teslimiyet dayatması demokratik bir entegrasyon değil, bir ilhaktır. Mevcut tabloda Şam, demokratik reformlara direnç göstermektedir
Entegrasyon konusunda özellikle idari, güvenlik, dil-eğitim ve adalet sistemlerinde yaşanan tıkanıklıkların başlıca nedenleri, Şam Büyükelçisi olarak atanan eski MİT’çi Nuh Yılmaz ve ekibinin, Şam yönetimini yönlendirmesidir
E.Pêjder Altan
Suriye’de yıllardır yaşanan savaş ve toplumsal kriz dönemi, HTŞ’nin uluslararası destek ile 2024 yılında Esad rejimini devirmesi ile yeni bir boyuta taşındı. Geçici Suriye Hükümeti oluşturularak eski DAİŞ yöneticilerinden Ebu Muhammed Colani olarak bilinen Ahmed El Şara, Cumhurbaşkanlığına getirildi. Britanya, İsrail ve ABD’nin desteğini arkasına alan Şara, hem kendi varlığını sürdürülebilir kılmak hem de iç ve dış tepkileri dengelemek adına radikal İslamcı kimliğini arka planda tutarak diplomatik çalışmalara ağırlık verdi. Fakat Baas rejiminin çöküşü ile beraber yerine getirilen yönetim sistemi halkların özgür yaşam ve özgür siyaset haklarını, iradesini tanıyacak bir yapı değildi. Bir yandan da Suriye’nin Kuzey ve Doğusu’nda SDG ve YPJ öncülüğünde gelişen bir devrim gerçekliği de bulunmaktaydı. Elbette HTŞ yönetimi Suriye’de 2011 yılından beri ilerleyen Rojava Devrimi ve geliştirilen Demokratik Ulus paradigması çerçevesinde Kürtler öncülüğünde ciddi kazanımlar elde eden Rojava halkını da görmezden gelmedi. Askeri, siyasi, güvenlik ve toplumsal anlamda önemli gelişmelere imza atan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile HTŞ Yönetimi arasında çatışmaların durdurulması amacıyla Şam’da 31 Mart 2025 tarihinde bir anlaşma metni imzalandı. Buna göre Halep’in Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde bulunan yerel yönetim kabul edilecek, Kuzey ve Doğu Suriye alanlarında da özerk idari yapılanma ile SDG’nin varlığı kabul edilecekti.
Ancak pratik adımlar olası çatışmaların önünü alacak düzeyde gelişmedi. 2025 yılı sonuna kadar devam eden süreçte de katı merkeziyetçilik refleksinden geri adım atmayan Şam Geçici Hükümeti yerel demokrasiye dayalı yönetimi kabul etmek yerine toplumun siyasi haklarını tanımaktan uzak bir eğilimde.
Atılan bazı adımlar
18 Ocak 2026’da Suriye Geçici Hükümeti ve Rojava Yönetimi arasında “Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması” imzalandı. 2 Şubat’ta ise entegrasyon süreci yürürlüğe girdi. Eğer Şam Hükümeti Rojava’daki idari yapıyı tanırsa ve Rojava Yönetimi tüm riskleri fırsata çevirebilirse bu durum Suriye’deki katı Baas merkeziyetçiliğinin kırılması ve yerel halkın kendi kararlarını alması adına devrim niteliğinde bir adım olabilir.
Şu ana kadar anlaşma gereği; Hesekê, Qamişlo ve Kobanê illerinde Özerk Yönetim’e bağlı kurumların Suriye devlet yapısına entegrasyonu, yerel yönetimlerin tanınması, işlevsiz kalan kamu kurumlarının işler hale gelmesi, her iki tarafın da İç Güvenlik Güçlerinin ortak güvenlik hattının belirlenmesi, askeri güçlerin belirlenen yerlere çekilmesi, karşılıklı esir takaslarının gerçekleşmesi, yerlerinden edilen ve göçe zorlanan insanların kendi memleketlerine dönüşü konularında kısmen adımlar atıldı. SDG’ye bağlı üç tugaydan oluşan bir tümen kurulması, Kobanê güçlerinin ise Halep’e bağlı bir tugay olarak yapılandırılması için çalışmalara başlandı.
SDG Kobanê ve Hesekê’nin iç kesimlerine doğru geri çekilirken, İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) önemli güzergahlarda güvenlik görevlerini devraldı. Yine Özerk yönetime bağlı sağlık alanı, Suriye Sağlık Bakanlığı’na entegrasyonu gerçekleştirildi. Hesekê’ye Şam’ın belirlediği bir isim sağlık sorumlusu olarak atandı. Bakanlık kadrosuna alınan Özerk Yönetime bağlı personeller ve doktorlar için resmi kararnameler çıkarıldı. Yine bakanlık, komutanlık, valilik ve belediye başkanlığı konularında Özerk Yönetim’in belirlediği isimler üzerinden atamalar yapıldı.
Entegrasyon nasıl işliyor?
Rojava’da entegrasyon çalışmaları devam ediyor. Kuşkusuz Suriye devlet yapısında ve idari sisteminde temsil hakkının olması ve bu konuda uzlaşının sağlanmış olması Rojava nezdinde çok önemli bir durumdur. Şimdiye kadar daha çok devlet makamlarına atanan temsiller üzerinden kısmi gelişmeler yaşanmış, (Hesekê Valisi, Savunma Bakan Yardımcılığı vb.) Sınır kapılarının devri ve açılmasında kısmi bazı gelişmeler yaşanmıştır. Semalka kapısı HTŞ rejimine devredilirken, Nusaybin sınır kapısının açılması öngörülmektedir. Kimliği olmayan Kürtlere kimlik verme işlemi de oluşturulan merkezlerde başlatılmıştır. Hem program hem de dil konusunda eğitimin uyumlu hale getirilmesi için çalışmaları yürütecek iki taraftan oluşacak heyetler örgütlendirilmiştir. Anayasa konusunda henüz ciddi adımlar atılmış değil. Tüm bunlarla birlikte entegrasyon sürecinin ilerletilmesi hususunda petrol gelirleri vb. birçok konu başlığı da hâlâ tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
Kadın kazanımları
Rojava açısından genel statü sorununun yanı sıra ağırlık verilmesi gereken temel konu kadın kazanımlarının korunmasıdır. Kadın kazanımlarının özellikle YPJ’nin konumunun garanti altına alınması konusunda henüz ciddi bir gelişme sağlanmış değil. Biliniyor ki Rojava Devrimi kadın öncülüğünde gerçekleştirildi ve devrimin dünyaca tanınmasının en önemli faktörü kadın direnişi olmuştur. HTŞ rejimi tarafından tartışmaya kapalı bir konu olarak görülen ve kadın varlığının ve iradesinin yok sayıldığı bu konuda görüşmeler olumlu sonuçlanmamıştır. YPJ temsilcilerinin Şam’da yaptıkları görüşmede YPJ’nin daha çok özgün kadın asayiş birlikleri olarak kendini örgütlemesi görüşü öne çıkmıştır. Kongra Star’ın başlattığı ‘Hepimiz YPJ’yiz’ kampanyasına her alanda katılımlar olmaktadır. Farklı kadın kesimleriyle ‘Kadınların statü sorunu’ başlığı altında birçok çalışma örgütlendirilerek bu kampanyaya dayanışma zemini oluşturulmaktadır.
Kürtçe’nin durumu
Son iki haftada Şam ve Kuzeydoğu Suriye’de çok sayıda toplantı gerçekleştirilmesine rağmen, belirtilen konularda ve özellikle Kürtçe dilinin resmi dil olarak kabul görülmesi konusunda tarafların ortak zeminde buluştuğunu söylemek zor. Geçtiğimiz günlerde Hesekê Adalet Sarayı önünde devam eden protestoların temelinde Kürtçe’nin tabeladan kaldırılması ve yargı mekanizmasının işlememesi, sürecin aksadığına işaret ediyor. Yaşanan aksaklıklar ve halkın gelişen tepkileri gösteriyor ki entegrasyonun sahaya yansıması pek de olumlu değil. Askeri, hukuk, savunma, toplumsal alanlarda tamamen rejime dayalı baskıcı bir rejim dayatılmakta.
Kobanê’nin önemi
İletişim kanallarının açılması veya sınırlı koordinasyon gibi bazı sembolik idari adımlar atılmış olsa da esirlerin serbest bırakılması, güvenlik ve askeri yönetimin yeniden yapılandırılması gibi maddeler ağır adımlar ve aksaklıkla işliyor. Kobanê’nin stratejik önemi ve sembolik değeri nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında kilit nokta olması, Kobanê’de yönetim biçimine ilişkin görüş ayrılıkları yaşanmasına neden oluyor. Ayrıca bölgesel faktörler konuyu daha da karmaşık hale getiriyor. Örneğin Kobanê’ye yapılan kuşatmanın devam etmesi, Türk devletine bağlı çete gruplarının bu cephe hatlarında askeri hareketliliğini devam ettirmesi ve takviyeler gerçekleştirmesi önemli noktalar olmakta. Yine Türk devletine bağlı çetelerin Efrîn ve Serêkaniyê’nin bir kısmından tam olarak çekilmemesi, mülklere el konulması, haraç alma ve keyfi tutuklamalar dahil olmak üzere ihlaller sürüyor.
Temel unsurlar
Suriye’de entegrasyonun demokratik temelde gerçekleşmesi ve müzakere sürecinin başarısı için başta toplumun kimlik, kültür ve iradelerinin tanınması, siyasi alanda hak tanınması, toplumsal kimliği koruma, politikleşmeyi sağlama ve demokratikleşmeyi gerçekleştirme olgusuyla iç içe olan öz savunmanın ön planda tutulması gereklidir. Yine bilindiği üzere Şam Hükümeti oldukça muhafazakâr ve merkeziyetçi bir anlayışla yaklaşım göstermektedir. Eğer Şam ile yapılacak anlaşmada kadınların toplumsal alandaki devrimci kazanımlarını geriye götürecekse, demokratik entegrasyondan bahsetmek mümkün olmaz. Aksine toplumun yeniden köleleşmesi olarak okunur. Kadın özgürlüğünü, iradesini ve varlığını içermeyen hiçbir yönetim demokratik olamaz. Bu nedenle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın belirttiği “Demokratik ulus temelinde bir toplumsallaşmanın en aktif ve gönüllü öncüsü, bunda kararlılık sergilemesi gerekeni kadındır” perspektifiyle kadının tam özgürlüğü ve eşitliği sağlanması amacıyla güçlü bir mücadeleye ihtiyaç vardır. Eğitimden sağlığa, adaletten güvenliğe kadar kendi kararlarını alabilen yerel demokrasiye dayalı, Suriye’nin toprak bütünlüğünü amaçlayan demokratik bir katılım yaklaşımını oluşturabilmek önemli olacaktır.
Yerel yönetim
Unutulmamalı ki demokrasinin temel taşlarından biri yerel yönetime dayalı merkeziyetçi olmayan bir Suriye modelini gerçekleştirmektir. Şam yönetimi demokrasiden ziyade otoriter genişlemeyi esas almaktadır. Entegrasyonun başarısı toplumu dini, dili ve ırkı ayırt etmeksizin yasal temsil hakkı tanırsa, kadın özgürlüğüne ve çok kimlikli demokrasiye kapı aralayabilirse bir gelişme sağlanabilir. Komün ve yerel meclisler temelinde yeniden yapılanma ve inşa sürecine girilmesi hayati önem taşımaktadır, ancak halkın yönetim üzerindeki denetimi sağlanmalıdır. Yine Suriye Hükümetinin tek tipleştirici eğitim sisteminden vazgeçmesi ve kültürel çoğulculuğa dayalı bir anlayışla yaklaşımı geliştirmesi önemli olacaktır. Ancak Şam ile yürütülen bu süreçte toplum iradesi ve haklarının ne kadar korunacağı konusu kritik bir noktadadır.
Şam otoriter yasalarını dayatmakta ve bu anlaşmayı sadece askeri birleşmeye veya SDG’nin bireysel entegrasyon temelinde orduya dahil edilmesine indirgiyor. Bu nedenle Şam’ın teslimiyet dayatması demokratik bir entegrasyon değil, bir ilhaktır. Eğer entegrasyon çalışmaları anayasal ve toplumsal hakların korunması temelinde ilerlemezse sadece bir ateşkes niteliğinde kalacaktır. Mevcut tabloda Şam, demokratik reformlara direnç göstermekte ve zorunlu bir uzlaşı temelinde yaklaşmaktadır. Elbette mevcut koşullarda Rojava açısından mücadeleyi ileriye taşıma yüksek bir tempo gerektiriyor, kadrosuyla, halkıyla beraber öz güce, öz iradeye dayanan bir örgütlenme modeli geliştirmeli ki entegrasyon çalışmaları temelinde dayatılan teslimiyet politikası boşa çıkarabilsin. Yine sürecin denetimi açısından bir komisyon kurulması ve yılların mücadelesinde elde edilen toplumsal değerlerin korunması temel amaç haline getirilmelidir. Yine pasif eleştiriler ve karalayan üslupla değil süreci doğru okumak, politika ve siyaset alanında üstün bir akıl ve iradenin açığa çıkarılması önemli bir rol oynayacaktır. Aksi takdirde gelişen süreç demokratik entegrasyon değil, tamamen baskılara dayalı bir teslimiyet anlaşmasına dönüşecektir.
Çok dilli eğitim
Rojava Kürdistanı’nda entegrasyon tartışmaları uzun süredir sürüyor ve en önemlisi Kürt dilinin Suriye’nin resmi ve eğitim dili olup olmayacağı en hassas konu.
Rojava Devrimi’nin başladığı 2012 yılından Esad’ın Baas rejiminin yıkılışına kadar Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin dil politikası çok dillidir. Resmi sistem ve çok dilli eğitim (Kürtçe, Arapça, Süryanice) anlamına gelir. Çok dilli sistemin olduğu ülkelere baktığımızda çok dilli sistem en kolayı ve o ülkedeki farklı toplumlar arasında barışı sağlayan sistemdir. Ancak şu ana kadar Şam’la entegrasyon görüşmeleri başladığı için Şam’ın sıkışıp kaldığı asıl mesele eğitim ve resmi çok dillilik meselesidir. Esad rejimi de tek dilliydi, şimdiki geçici hükümet de tek dilli.
Eğer bu şekilde yani tek dil politikası olursa bu demokratik entegrasyon olmaz, tam tersine bu entegrasyon zulme veya çözülmeye dönüşecektir. Şimdi çok dilli sistemdeki, örneğin Kürt üniversitelerindeki öğrencilerin yüzdesini yapacağız.
Dil resmi değilse zamanla dilin prestiji azalacak ve yok olacaktır. Demokratik entegrasyonun çok dilli bir politika olması gerektiğini söyleyebilmemiz için bölgede konuşulan her dilin hakkı korunmalıdır. Bu sayede Suriye sınırları içerisinde yaşayan her çocuk anadilinde eğitim hakkına ulaşabilecektir.
Rojava Üniversitesi öğrenci sayılarına bakacak olursak;
Rojava Üniversitesi’nde: Şu ana kadar 1.500 mezun verildi, 3.500 öğrenci devam ediyor.
Kobanê Üniversitesi; 613 öğrenci mezun oldu, toplam 3.970 öğrenci devam ediyor.
İşgal nedeniyle Şark Üniversitesi’nin 570 öğrencisi şu anda Kobanê ve Rojava (Qamişlo) Üniversitesi’nde eğitim görüyor.
Bu sadece üniversite düzeyinde, ilkokuldan liseye kadar onbinlerce öğrenci ve 33 bini aşan öğretmenin durumunun ne olacağı konusu merak ediliyor.
Demokratik entegrasyon gerçekleşmezse bu öğrencilerin akıbetinin ne olacağı soru işaretidir.
Kürt halkının anayasal hakkını kazanması, Kürt öğrencilerin geleceğini koruması için, Rojava ve tüm Kürdistan’da bir mücadele süreci gerekir.
Diğer bir yandan bırakalım iki dilli veya çok dilli bir politikanın yürütülmesi, tek dilli sistem adı altında daha önce Kürtçe isimler olan ve Baas rejimi tarafından tekrardan Arapça’ya çevrilen, en nihayetinde Rojava Devrimi ile tekrardan Kürtçe isimlerin geri alınan yerlerin Geçici Şam Hükümeti tarafından tekrardan Arapça isimlere dönme ısrarı var.
Sinsilik: Türkiye örneği
Entegrasyon konusunda özellikle idari, güvenlik, dil-eğitim ve adalet sistemlerinde yaşanan tıkanıklıkların başlıca nedenleri, bir yıl önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan son atama kararlarıyla birlikte, Türkiye’nin 13 yıl sonra Şam Büyükelçisi olarak atanan eski MİT’çi Nuh Yılmaz ve ekibinin, Şam yönetimini yönlendirmesidir.
Bunun en bariz örneği ise Sahil Bölgesi’ndeki Alevilere yönelik saldırılar ve Güney Suriye’deki Dürzi toplumlara saldırı gerekçesini eski Esad rejimi subaylar veya yönetim kademesindeki kişiler gösterilirken, Rojava’ya yönelik entegrasyon çerçevesinde atama yapılanlar ya Esad rejiminin eski memurları, subayları ya da eskiden DAİŞ’li olan ve HTŞ’ye katılmış olanlardan oluşmasıdır. Bu kişilerin bölge halkı tarafından kabul görmemesi üzerine farklı bir yöntemle doğrudan bu kişilere mecbur bırakılması için birçok resmi, idari kurum şehir merkezinde değil de Şam iktidarı denetimine geçen ilçelere taşınmaya çalışıldı. Bunun en bariz örneklerinden Kobanê’ye atanan eski DAİŞ’li ve eski Esad rejimi üyelerinin Kobanê halkı tarafından kente girmelerine izin verilmemesi üzerine resmi işlemlerin yapıldığı idari bölümlerin hepsinin Sırrin beldesine taşınmasıdır. Diğer yandan Hesekê’deki Kürtçe ve Arapça olan Adalet Sarayı tabelasının değiştirilerek sadece Arapça yazısının asılması ve halk tarafından indirilmesi üzerine yaşanan gerginlik üzerine, hem Adli bina hem de Valiliğe bağlı bazı kurumlar Hesekê merkezinde değil de Şedadê ilçesine taşınmaya çalışılıyor.
14 yıllık tecrübesi olan eğitim, hukuk ve entegrasyona tabi tutulan SDG’ye bağlı Savunma Bakanlığı’ndaki askeri güçlerin, toplu bir şekilde değil, bireysel anlamda mulakata alınmaları, sözde eğitim altında bireysel olarak Şam’da yeni radikal İslam ideolojisiyle eğitilmesi için entegrasyonun zorunlu şartı olarak gösterilmesi dikkat çekti. Yapılacak mülakat veya eğitim sonucunda alınıp alınmayacağı da kesin olmadığı genel bir gözlem olarak belirtilebilir.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

