Site icon Serbest Görüş

New Jersey’de 6 hafız ve ‘yaşayan Kur’an’ olmak…

New Jersey’de 6 hafız ve ‘yaşayan Kur’an’ olmak…


AHMET KURUCAN | YORUM

Amerika’da bir hafızlık diploması törenine katıldım Cumartesi  günü. Yer: New Jersey. Kurumun adı: Edep Akademi. Bu işe iki yıl önce başlamışlar ve bu sene de ilk mezunlarını verdiler. Altı çocuk… Daha doğrusu altı genç insan. Henüz yedi ve sekizinci sınıfta okuyan çocuklar bunlar. Normal akademik eğitimlerine devam ederken aynı zamanda hafızlıklarını da tamamlamışlar. Yaklaşık 400 kişinin katıldığı bir programla diplomalarını aldılar.

Salona uzun uzun baktım. Anne babalar… Gözleri dolu insanlar … Çocuklarının Kur’an’la kurduğu bağ üzerinden geleceğe tutunmaya çalışan aileler. Bir tarafta Amerika’nın o güçlü asimilasyon dalgası, diğer tarafta ise “Biz çocuklarımızı kaybetmek istemiyoruz.” diyen ailelerin çırpınışları. 

Program boyunca zihnimi şu deli sorular meşgul etti: 2026 dünyasında hâlâ hafızlık yapılır mı? Bir çocuk, hayatının bir-iki yılını Kur’an ezberine ayırmalı mı? Çünkü bugünün dünyasında Kur’an’a ulaşmak için ezber mecburiyeti yok. Telefonlarımızda yüzlerce mushaf, arama motorları, yapay zekâ ve tefsir veri tabanları var. Eskiden bir ayeti bulmak için ciddi bir hafıza gerekirken, bugün bu işlem sadece birkaç saniye sürüyor. Dolayısıyla “bilgiyi depolama” fonksiyonu açısından bakarsanız, klasik hafızlık modeli eskisi kadar merkezi bir ihtiyaç olmayabilir. 

Hemen kanaatimi paylaşayım: Ben hafızlık kurumunun tamamen anlamsızlaştığını kesinlikle düşünmüyorum. Ama klasik hafızlık anlayışının ciddi bir şekilde yeniden yorumlanması gerektiğine inanıyorum. 

Bu yaklaşımımı biraz açayım: Eski dünyanın hafızlık modeli başka bir sosyolojik zeminde ortaya çıkmıştı. Ezber ve tekrar merkezliydi. Kapalı eğitim ortamlarına dayanıyordu. O dönemde çocuğun dünyayı tanıması, kendisini keşfetmesi ve sosyal beceriler geliştirmesi çok öncelikli görülmüyordu. Fakat bugünün çocuğu —hele ki bu çocuk Amerika’da doğup büyümüşse— bambaşka bir dünyada yaşıyor. Sorguluyor, anlam arıyor.

“Niçin?” diye soruyor. Klasik, “Sevap kazanırsın oğlum/kızım.” cümleleri onları ikna etmeye yetmiyor. Hepsinden öte bu çocuklar; teknolojiyle, sosyal medyayla, psikolojik baskılarla, kimlik sorunlarıyla ve kültürel parçalanmışlıkla mücadele ettikleri, birbirini destekleyen ya da köstekleyen çok katmanlı bir hayatın içinde büyüyorlar.

Bugün Edep Akademi’de gördüğüm tablo, bu bağlamda bana büyük bir umut verdi. Neden mi? Çünkü bu altı çocuğumuz iki yıl içinde Kur’an’ı ezberleyip hafız olurken hayatın tabii akışından da kopmamışlar. Normal akademik eğitimlerine devam etmiş ve sene kaybetmemişler. Bu başarıyı sadece hafıza gücüyle, zekâyla, ailenin isteği ya da baskısıyla izah edemeyiz. Aksine bu, bilinçli bir aidiyet inşasıdır. Diaspora toplumlarının en büyük korkusu, çocuklarının dini ve kültürel kimliklerini kaybetmesidir. Fakat hafızlık, Allah’ın izniyle bu kimliği sürekli ayakta tutacak bir unsura dönüşebilir. 

 

İsmail Büyükçelebi Hocam da yaptığı kısa konuşmada bu konuya değindi: Hafızlık tamam da bundan sonra onun korunması daha önemli. Onun için hafızlık; “Diplomamı aldım.” ya da “Bizim çocuk Kur’an’ı ezberledi, hafız oldu.” cümlesinde kalmamalı.

Peki, ne yapacaklar?

İki temel şey: Birincisi, ezberlerini unutmayacaklar. İkincisi, ezberledikleri Kur’an’a uygun bir şahsiyet geliştirip “yaşayan Kur’an” olacaklar. 

Açık konuşalım; bugün İslam dünyasının en büyük problemlerinden biri, Kur’an’ın hayata inmiyor oluşudur. Kur’an ezberimizde ama o Kur’an; merhamet üretmiyor, düşünce üretmiyor, ahlak üretmiyor, estetik üretmiyor, birlikte yaşama kültürü geliştirmiyor. İşte bu yüzden bizim, Kur’an’ı sadece zihne yükleyen değil, şahsiyete dönüştüren bir anlayışa ihtiyacımız var.

Öyleyse gelin; o ezberin yanında Kur’an’ın anlamını, tefsirini, çağdaş dünyayı okumayı, psikolojiyi, ahlakı, gönüllülüğü, sosyal sorumluluğu, estetik duygusunu ve birlikte yaşama hukukunu da merkeze alan bir anlayış geliştirelim. Şöyle desem yanlış olmaz sanırım: O hafızlarımızın her biri birer “Kur’an Merkezli Şahsiyet Akademisi” olsun.

İnşallah bu hafızlarımız, Amerika’daki topluluğumuz içinde güzel bir geleneğin ilk adımı olur. Onlar; geleceğin dünyasında İngilizce düşünen, İngilizce konuşan ama Kur’an’la bağını koruyan doktorlar, mühendisler, avukatlar, akademisyenler ve iş insanları olarak hayatın her alanında yerlerini alırlar ve Kur’an onlara rehberlik eder.

46 yıllık meslek hayatını Kur’an etrafında örgüleyen bir insan olarak hafızlarımıza tavsiyem şudur: Kur’an’ın mesajını ezberin gölgesinde bırakmayın çocuklar! Biz size “hafız” diyelim; ama sizler hıfzınızı korumanın ötesine geçerek yaşadığınız çağı okuyabilen, özgüvenli, çoğulcu toplum içinde var olabilen, Kur’an ahlakını temsil eden ve “Müslüman olmakla kıvanç duyuyorum.” diyen insanlar olun. 

Bu çocuklarımızın hafız olmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ediyor, hepsinden Allah razı olsun diyorum. Programın açılışında yaptığı Kur’an tilaveti ile herkesi mest eden ve sırf bu tilavet için Californiya’dan teşrif eden Hamza Bilgiç Hocam’a ayrıca teşekkür ederim.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version