Site icon Serbest Görüş

Ne barış var ne savaş; Trump’ın İran çıkmazı

Ne barış var ne savaş; Trump’ın İran çıkmazı


ABD, İran’a ciddi askeri zarar verdi; ama İran rejimi yıkılmadı, nükleer program sona ermedi, Tahran geri adım atmadı. Beyaz Saray içeride “tam zafer” mesajı verirken Washington koridorlarında konuşulanlar çok farklı. Trump hem güçlü görünmek hem de yeni bir büyük savaştan kaçınmak zorunda. Ortada tuhaf bir gri alan oluştu: Ne tam geri çekilebiliyor ne de işi tamamen bitirebiliyor. En gerçekçi senaryo, uzun süre devam edecek kontrollü bir kriz hali. 

ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ

ABD başkenti Washington DC’de son birkaç haftadır dikkat çekici bir hava var. Başkan Trump ve önde gelen isimler kameraların karşısına geçtiğinde “zafer” dili kullanıyorlar ama koridorlarda konuşulanlar çok farklı. Çünkü İran savaşı ne tam bitti ne de gerçekten devam ediyor. Ortada tuhaf bir gri alan oluştu. Kimse yeni bir savaşı göze almak istemiyor ama kimse geri adım atacak siyasi maliyeti de üstlenemiyor. Yani süreç tam bir kördüğüme dönüştü.

Başkan Donald Trump pazartesi günü yine sert konuştu. Ateşkesin “hayat destek ünitesine bağlı” olduğunu söyledi. İran’ın nükleer programını tamamen bırakana kadar baskının süreceğini anlattı. Beyaz Saray açısından mesele hâlâ “tam zafer” olarak sunuluyor.

Fakat Washington’daki diplomatik çevrelere baktığınızda başka bir tablo görüyorsunuz. Çünkü Amerikan yönetimi savaşın askeri kısmında İran’a ciddi zarar verdi ama stratejik hedeflerinde istediğini alamadı. İran rejimi yıkılmadı. Nükleer program sona ermedi. Tahran geri adım atmadı. Hatta tam tersine, bugün İran tarafında dikkat çeken bir özgüven oluşmuş durumda.

Bunu anlamak için İran medyasına ya da sosyal medyadaki propaganda videolarına bakmak yeterli. Tahran yönetimi içeride kendi kamuoyuna şu mesajı veriyor: “Amerika dünyanın en büyük gücü olabilir ama bizi teslim alamadı.”

Washington’da birçok uzman da artık bunu kabul ediyor. Özellikle Hürmüz Boğazı meselesi işin kırılma noktası oldu. ABD askeri olarak bölgeye büyük güç yığdı ama İran’ın boğaz üzerindeki baskısını tamamen kaldırtamadı. Petrol piyasaları hâlâ diken üstünde. Körfez ülkeleri tedirgin. Beyaz Saray ise içeride artan enerji fiyatlarının siyasi sonuçlarından korkuyor.

İşin ilginç tarafı şu: Trump savaş istemeyen Cumhuriyetçilerle, daha sert müdahale isteyen şahinler arasında sıkışmış durumda. Bir tarafta “İran’a işi bitirici darbe vurulmalı” diyen isimler var. Diğer tarafta ise Irak ve Afganistan travmasını hatırlatan ve “Yeni bir Ortadoğu bataklığına giriyoruz” endişesi taşıyan Cumhuriyetçiler bulunuyor.

Washington’daki hava şu an tam olarak bu ikilem. İran tarafı da bunun farkında. O yüzden müzakere masasında zamana oynuyorlar. Tahran yönetimi artık savaş öncesi düzene dönmek istemiyor. Hatta Hürmüz Boğazı için yeni kurallar konuşuyorlar. Geçiş ücretleri, savaş tazminatı benzeri fikirler bile masaya geliyor. Bu aslında İran’ın psikolojik üstünlük üretme çabası. Çünkü birkaç ay önce kimse İran’ın Amerika’ya şart dayatabilecek noktaya geleceğini düşünmüyordu. Şimdi ise tablo çok daha karmaşık.

Washington’da konuşulan bir başka önemli konu da Çin. Trump’ın bu hafta Çin ziyaretinde İran dosyası masanın ana başlıklarından biri olacak. Çünkü bugün Tahran üzerinde en büyük ekonomik etkiye sahip ülke Çin. İran petrolünün ana müşterisi onlar. Beyaz Saray artık doğrudan askeri baskıyla sonuç alamayacağını gördüğü için Pekin’i devreye sokmaya çalışıyor.

Bu da aslında Amerikan gücünün sınırlarını gösteriyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde Washington genellikle krizleri tek başına yönetirdi. Şimdi ise İran dosyasında Çin’in yardımına ihtiyaç duyuyor.

Beyaz Saray’ın en büyük problemi ise şu: Trump kamuoyuna sürekli “kazandık” mesajı veriyor ama Washington’daki uzmanlar ortada net bir kazanım görmüyor. Evet, İran’ın donanması zarar gördü. Füze altyapısı hedef alındı. Bazı askeri merkezler vuruldu. Ama İran rejimi ayakta. Bölgedeki vekil güçler tamamen dağılmadı. Nükleer program konusunda da kesin sonuç yok.

Bu yüzden Amerika şu anda bir tür yarım savaşın içinde sıkışmış halde. Ne tam geri çekilebiliyor ne de işi tamamen bitirebiliyor. Washington’da deneyimli diplomatların son günlerde kullandığı bir cümle var: “Taraflar savaşta elde edemediklerini masada almaya çalışıyor.”

Aslında bugünkü tabloyu en iyi anlatan cümle bu. Ortadoğu’da savaş bazen cephede değil, yorgunluk üzerinden kazanılır. İran şu anda tam olarak bunu test ediyor. Trump ise hem güçlü görünmek hem de yeni bir büyük savaştan kaçınmak zorunda. Bu nedenle Washington’da artık kimse kısa vadede net bir çözüm beklemiyor. En gerçekçi senaryo, uzun süre devam edecek kontrollü bir kriz hali.

Yani ne savaş bitecek ne de gerçek bir barış başlayacak.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version