Dirbesiyêli Mesûd Omerî, Mêrdîn’de gözaltına alındı, zorla ‘gönüllü dönüş’ imzası attırıldı ve işgal altındaki Girê Spî zindanına götürüldü. Bir yıl ağır işkence gördükten sonra HTŞ’ye teslim edildi ve en son ‘DSG savaşçısı’ denilip serbest bırakıldı
Ortadoğu’da yıllardır süren savaş politikaları, işgaller ve zorunlu göç dalgaları milyonlarca insanın yaşamını altüst ediyor. Yerinden edilenler hayatta kalabilmek için kimi zaman ülke içinde kimi zaman ise ülke dışındaki bölgelere sığınarak yeni bir yaşam kurmak zorunda kaldı. Bu sürede “göçmenlik hayatı” hafızanın, kimliğin, aidiyetin ve insan onurunun ağır bir sınavını veriyor. Dirbesiyêli Mesûd Omerî de savaş ve işgalin bedelini en ağır şekilde veren Kürtlerden…
Türkiye ve çete grupları, 2018 yılında Efrîn’i ve 2019 yılında ise Serêkaniyê ile Girê Spî’yi işgal ettiği dönemlerde yüzlerce sivili katletti, binlercesini yaraladı, kaçırdı ve yerinden etti. İşgal politikasının bir parçası olarak gasp ettiği bölgelerde doğrudan askeri ve idari kontrol kurdu. Atadığı kaymakamlar, polis ve yargı mekanizmalarıyla buraları fiilen Ankara’ya bağladı. Özellikle zindanları, çete gruplarının denetiminde sistematik işkence merkezlerine dönüştürdü. Hırsızlık, talan, insan kaçırma ve tecavüz rutin vakalar haline geldi.
Aynı dönemde Türkiye, “gönüllü geri dönüş” söylemiyle on binlerce Suriyeli mülteciye sistem içinde ayrıca işkence uyguladı. Göçmen kartı olan kişiler keyfi göz altılarla zorla sınır dışı edildi ve zindanlara atıldı. Bu zindanlarda Türkiye ve Suriye-Rojava’nın farklı bölgelerinde kaçırılan, gözaltına alınan onlarca insan bulunuyor. Çeteler, burada tutulan yurttaşların ailelerinden hala fidye istiyor. Birçoğunun akıbeti bilinmezken, bazılarına “müebbet hapis cezası” verildiği belirtiliyor.
Söz konusu zindanlar, şu anda Şam’da yönetimi gasp eden HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) rejimi döneminde de aktif. Türkiye ve HTŞ arasındaki kirli ilişkiler ve esir takası üzerinden yapılan manipülasyonlar, zindanlardaki dehşeti bir kez daha gözler önüne seriyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarında esir alınan veya kaçırılan çok sayıda sivil ve savaşçı, bu kirli ilişki ağı içinde hareket ettiriliyor.
Daha önce esir alınanlar da var
29 Ocak 2026’da Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye Geçici Hükümeti arasında varılan anlaşma kapsamında esir ve tutuklu takası süreci başladı. 10 Mart’ta 100 kişi,19 Mart’ta 300 kişi,11 Nisan’da 400 kişi, 8 Mayıs’ta 232 kişi serbest bırakıldı. Güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, serbest bırakılanlar arasında, 2018-2019 yıllarında Efrîn ve Serêkaniyê işgali sırasında esir alınanlar ile 2023 yılında Avrupa’ya geçmek için Türkiye’ye gittikten sonra gözaltına alınan çok sayıda kişi de bulunuyor. Kaynağımız, “Bunların önemli bir kısmı çatışmalarda esir alınan kişiler değil. Avrupa’ya geçmek isterken Türkiye’de yakalanan siviller de ‘DSG’li esir’ olarak gösterilip bırakılıyor. Aralarında DSG-YPJ ile hiçbir bağı olmayan insanlar var” dedi.
Bu kişiler, HTŞ zindanlarında tutulduktan sonra “DSG’li esir” statüsüyle takas ediliyor. Böylece Türkiye, çeteleri üzerinden yakaladığı veya kaçırdığı kişileri HTŞ’ye devrediyor; HTŞ de onları DSG ile yapılan anlaşma kapsamında serbest bırakıyor.
Polis baskınıyla başladı
Bu gerçeğe doğrudan tanık olan ve yaşayan isimlerden biri de Dirbesiyêli Mesûd Ramadan Omerî. Yaklaşık 13 yıl Mêrdîn kentinde yaşayan Mesûd’un hikâyesi, HTŞ-Türkiye arasındaki yasa dışı ilişkileri ile savaşın ve zorunlu göçün bireyler üzerinde bıraktığı ağır tahribatı gözler önüne seriyor.
2013 yılında Rojava’dan Bakur’a geçen Mesûd, ilk önce Lübnan’da bir süre kaldığını, daha sonra kız kardeşini görmek için Mêrdîn’e gittiğini belirtiyor. Burada bir yaşam kurmaya karar verdiğini belirten Mesûd, daha sonra evleniyor. Biri 10, diğeri 5 yaşında iki çocuğu oluyor. Kasapta çalışarak ailesinin geçimini sağlayan Mesûd, “geçici koruma kimliği” ile yıllarca yaşamını sürdürdüğünü ifade ediyor.
Mesûd’un yaşamı, sabahın erken saatlerinde yapılan bir polis baskınıyla altüst oluyor. Anlatımına göre 2025’in Şubat ayında saat sabah 05.00 sıralarında polisler kapısını çalıyor ve “evde teftiş yapılacağı” söyleniyor. Evde yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmamasına rağmen karakola götürülüyor.
Mesûd’un verdiği bilgilere göre, ilk etapta kendisi dışında aynı kentte ve mahallede bulunan Rojava ve Suriye kökenli 27 kişi daha gözaltına alındı. Daha sonra 10 kişinin daha getirilmesiyle gözaltındaki kişi sayısı 37’ye ulaştı.
Bir gün boyunca gözaltında tutulduğunu aktaran Mesûd, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“Sabah erkenden karakola götürüldüm. Bazı sorular sordular. Ne suç işlediğimi sorduğumda ise asılsız iddialarda bulundular. ‘Suriye’ye istihbarat veriyorsun’ dediler. Ben de bunun kesinlikle doğru olmadığını söyledim. İfadem alındıktan sonra, ‘Hakkında herhangi bir şey yok, yarın serbest bırakılacaksın’ dediler. Ancak aynı gün beni Göç İdaresi’ne götürüp orada gözaltında tuttular.
Ertesi gün bize, ‘Gelin parmak izi verin, çıkacaksınız’ dediler. Fakat serbest bırakılmadık; bizi Riha’ya götürdüler. Orada, Suriye’ye geçiş işlemleri için zorla parmak bastırdılar. ‘Ülkenize dönün, eğer parmak basmazsanız sizi burada hapiste tutarız’ diyerek baskı yaptılar. Hatta öldürmekle tehdit edince mecburen parmak bastık.”
Burada çok sayıda Rojava ve Suriyeli mültecinin “gönüllü geri dönüş” belgelerini imzalamaya zorlandığını belirten Mesûd, “Sözde ülkemize dönmek üzere otobüslere bindirildik, ancak MİT bizi Girê Spî’ye götürdü. Orada bizi teslim alan kişiler hakaret etti ve zindana attı. Dört gün boyunca gözlerimizi bağlayarak dörder kişi halinde bir yerlere götürüyorlardı, ancak nereye götürüldüğümüzü bilmiyorduk. Çeteler Arapça, MİT elemanları Türkçe konuşuyordu. Türkçe konuştuklarını duyunca yeniden Türkiye’ye getirildiğimizi düşündüm. Ancak sorguyu MİT elemanları yaptı. Ailem hakkında sorular sordular. Babamın ne iş yaptığını öğrenmek istediler. Ben de babamın dengbêj olduğunu söyledim. Bunun üzerine, ‘Baban neden folklorik şarkılar söylüyor?’ diye sordular. Çok ağır işkenceler gördüm. Daha sonra bana, ‘Git, iyice düşün. Seni tekrar buraya getireceğiz’ dediler.”
Dişleri kırıldı, bedeni yakıldı, tırnakları çekildi
Girê Spî’de 6 ay boyunca 3-4 gün arayla işkence gören Mesûd’un ön dişleri kırılır, vücuduna kolonya dökülerek yakılır ve bunun sonucunda vücudu enfeksiyon kapar. “Ayak başparmaklarının tırnakları uzun” denilip tırnağı kelpetenle çekilir. Mesûd o ağrıyı hala çektiğini ifade ediyor… Bu sürede avukat hakkının tanınmadığını, ailesinin kendisinden haber alamadığını ve resmi bir yargı sürecinin işletilmediğini ifade eden Mesûd, “Bizi mahkemeye çıkarmadılar. Avukat istediğimde benimle alay ediyorlardı. Ailem sağ mı ölü mü olduğumu bilmiyordu” diyor.
Bir yıl sonra HTŞ denetimindeki Reqa’daki Iqtan Zindanı’na götürülen Mesûd, burada da defalarca sorgulanır. Burada yaklaşık iki ay tutulduktan sonra 19 Mart’ta DSG ile Şam yönetimi arasında gerçekleştirilen 300 kişilik esir ve tutuklu takasının ikinci aşamasında serbest bırakılır. Ayrıca Mesûd’la birlikte iki kişi daha “DSG savaşçısı” denilip bırakılır.
‘Kimse toprağını terk etmesin’
Mesûd Omerî, şu anda Dirbesiyê’de. Ancak eşi ve iki çocuğu Mêrdîn’de… Yaşadığı işkence ve korku dolu günler sonucu ailesinden koparıldığını belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Herkes kendi ülkesinde kalmalı. İnsan büyüdüğü toprağı bırakmamalı. Benim yaşadığımı kimse yaşamasın. Yabancı devletler anne ve çocukların yüreğine ateş düşürüyor.”
Haber: Daxistan Roza / ANF
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

