YÜKSEL ÇAYIROĞLU | YORUM
AKP hükümeti yaklaşık çeyrek asra yaklaşan bir süredir Türkiye’yi yönetmektedir. Bu uzun iktidar döneminde hükümet politikaları hakkında çok sayıda eleştiri yapılmış, ciddi suçlamalar gündeme getirilmiştir. Özellikle 17–25 Aralık 2013’te ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları, iktidarın yönetim tarzı ve devlet imkânlarının kullanımı konusunda kamuoyunda büyük tartışmalar doğurmuştur. Bunun yanı sıra, farklı dönemlerde AKP içinden gelen itiraf ve eleştiriler de siyasal sistemde yaşanan sorunlara işaret etmiştir.
Bugün gelinen noktada Türkiye’nin ekonomik, hukukî ve demokratik göstergeleri bu tartışmaları daha görünür hâle getirmiştir. Ekonomide yaşanan ciddi dalgalanmalar, hukuk devleti ilkesine yönelik eleştiriler, basın özgürlüğü ve demokratik standartlar konusunda uluslararası raporlarda dile getirilen gerilemeler, ülkenin içinde bulunduğu tabloyu anlamaya yardımcı olmaktadır.
Daha önceki yazılarda temas edildiği üzere, Hocaefendi’nin AKP yönetimine yönelik eleştirilerini 2004’lü yıllara kadar götürmek mümkündür. 2006 yılından itibaren yapılan Bamteli sohbetleri dikkatle incelendiğinde, onun sahabe hayatından ve İslâm tarihinden verdiği örnekler üzerinden dönemin siyasal gelişmelerine örtülü göndermelerde bulunduğu görülür. 2010’lu yıllardan sonra ise hem dar dairede yapılan sohbetlerde hem de herkese açık konuşmalarda AKP iktidarına yönelik eleştirilerinin daha açık ve yoğun bir hâl aldığı dikkat çekmektedir. Hocaefendi, 2024 yılında Hakk’a yürüyeceği âna kadar yaptığı konuşma ve yazılarında AKP rejimine yönelik pek çok değerlendirme ortaya koymuştur.
Ülke Meselelerine Karşı Sorumluluk Duygusu
Burada şu hususu belirtmek gerekir ki Hocaefendi ülkesini çok seven ve ömrünü insanlığa hizmet etmeye adamış bir insandır. Bu sebeple Türkiye’nin kaderiyle yakından alakadar olmuş, ülkede yaşanan gelişmeleri dikkatle takip etmiş ve gerekli gördüğü durumlarda siyasilerle görüşmekten geri durmamıştır.
Bu çerçevede zaman zaman devlet yöneticilerine düşüncelerini iletmiş, ülkenin menfaatine olduğunu düşündüğü konularda tavsiyelerde bulunmuş ve yanlış gördüğü uygulamalar hakkında uyarılar yapmıştır.
Hocaefendi bir röportajında bunun demokratik toplumlarda son derece doğal bir hak olduğunu şu sözlerle ifade etmiştir: “Biz bir siyasî parti değiliz, olmayacağız da. Binaenaleyh hiçbir partinin rakibi de değiliz. Herkese eşit yakınlıktayız. Buna rağmen memleketimizin geleceği adına ümitlerimizi ve kaygılarımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz. Bu da en tabii ve demokratik hakkımız olsa gerek. Bundan rahatsız olunmasını yadırgıyorum. Ülkeyi idare edenlere ‘Şöyle bir fikrim var.’ demek neden suç olsun? Gelişmiş demokrasilerde fertler ve o fertlerden oluşan sivil toplum kuruluşları fikirlerini, tenkitlerini kamuoyuyla paylaşıyor ve hiç kimse bundan rahatsız olmuyor.” (Zaman Gazetesi, 21 Mart 2014)
Erken Dönem Uyarıları
Bazı çevreler, Hizmet gönüllülerine yönelik zulüm süreci başlayana kadar Hocaefendi’nin, Erdoğan’ın ve AKP’nin yanlış politikalarına göz yumduğunu iddia etmektedir. Ancak bu iddia gerçeği yansıtmamaktadır.
Hocaefendi’nin uyarı ve ikazları oldukça erken dönemlerde başlamıştır. Mesela 2004 ve 2006 yılları arasında Sızıntı ve Yeni Ümit dergilerinde kaleme aldığı baş yazılar incelendiğinde, yöneticilerde gördüğü eksikliklere veya devlet yönetiminde ortaya çıkan bazı problemlere örtülü bir üslupla dikkat çektiği görülmektedir.
Bu dönemde yazdığı bazı makalelerin başlıkları şunlardır: Paranoya İhtiyacı, Sefahet, Enaniyet ve Egoizm, Kibir, Haset, Şeytan ve Çağdaş Takipçileri, Adalet, Zulüm, Taassup, Fesat, Fitneye Yenik Yıllar.
Hocaefendi, Kur’ânî üslubu kendine örnek aldığı için yazılarında mücerret bir dil kullanır; doğrudan şahıs ve grupları hedef almak yerine sıfatlar ve genel prensipler üzerinde durur. Ancak yaşanan gelişmeler ışığında bu yazılar yeniden değerlendirildiğinde, onun gidişattan duyduğu rahatsızlığı ve yaptığı dolaylı uyarıları görmek mümkündür.
Hocaefendi haftalık olarak yapılan Bamteli sohbetlerinde de özellikle 2006-2007 yıllarından itibaren ülke meselelerine daha fazla yer vermeye başlamış ve yanlış gördüğü uygulamaları eleştirmiştir.
Bunun yanı sıra Suriye meselesi ve Doğu sorunu gibi önemli gördüğü bazı konularla ilgili görüş ve tavsiyelerini yazdığı mektuplar aracılığıyla devlet yöneticilerine ilettiği de bilinmektedir.
Ayrıca kendisini ziyaret eden AKP’li bakan ve milletvekilleriyle yaptığı görüşmelerde de çeşitli ülke meseleleri gündeme gelmiş ve Hocaefendi bu konulardaki düşüncelerini doğrudan kendilerine iletmiştir. Bu görüşmelerde herhangi bir makam, imkân veya ayrıcalık talep etmekten ziyade ülkenin geleceğine dair kaygılarını paylaşmış, yanlış gördüğü uygulamalar konusunda uyarılarda bulunmuştur. Ancak daha sonraki değerlendirmelerinde sözlerinin çoğu zaman dikkate alınmadığını ve tavsiyelerinin görmezden gelindiğini ifade etmiştir.
Günümüzde Türkiye’de yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmeler hakkında farklı kesimlerden çok sayıda eleştiri dile getirilmektedir. Bu sebeple, tarihe not düşmek ve Hocaefendi’nin bakış açısını ortaya koymak adına onun bu konudaki değerlendirmelerini ana başlıklar hâlinde özetlemek faydalı olacaktır.
Kötülükte Çok İleri Gitmeleri
Özellikle son on yılda siyasi partilerden azınlık gruplarına, tarikatlardan cemaatlere kadar hükümetin hışmına uğramayan muhalif kesim neredeyse kalmadı. Ancak en büyük kıyım Hizmet insanlarına yapıldı. 15 Temmuz sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl sürecinde on binlerce insan bir gecede görevlerinden uzaklaştırılmış, kararnamelerle kapatılan binlerce kurumun kapısına mühür vurulmuştur. Yıllarca büyük gayretlerle ve bin bir emekle inşa edilmiş dershanelerin, okulların, yurtların, üniversitelerin, hastanelerin, derneklerin ve vakıfların bir gecede tabelaları sökülmüştür. İnsanlar yalnızca işlerini değil, sosyal çevrelerini, geleceklerini ve itibarlarını da kaybetmiştir. Cezaevleri dolup taşmış; yaşlılar, hamile kadınlar ve ağır hastalar dahi hapsedilmiş; yüzlerce bebek cezaevlerinde büyümek zorunda kalmıştır. İşkence iddiaları gündeme gelmiş, bazı vakalarda ölüm haberleri dahi basına yansımıştır. AKP’nin cemaate yönelik baskı ve zulümlerini ayrıntılarıyla anlatmaya kalkmak başlı başına müstakil bir çalışmayı gerektirir.
Hocaefendi, sohbetlerinde sık sık yapılan kötülüklerin boyutlarına değinmiş, günümüzde yaşanan zulümleri geçmiş dönemlerle kıyaslamış ve bu ölçüde pervasızca işlenen haksızlıklar karşısında hayretini dile getirmiştir. Mesela 2014 yılında yaptığı bir sohbetinde, dershanelerin kapatılması gündemdeyken meselenin basit bir kurum kapatma meselesi olmadığını; idareyi elinde bulunduranların aslında belli bir düşünceye savaş açtıklarını ve onu ortadan kaldırmak için âdeta umumî bir seferberlik başlattıklarını ifade etmiştir. Bu bağlamda, “Öyle kirli planlar yapıyorlar ki duyunca insanın kanı donuyor.” sözleriyle yaşananların arka planına dikkat çekmiştir.
Hizmet hareketine yönelik galiz hakaretlere, baskın ve tutuklamalardaki sertliğe ve dile getirilen işkence iddialarına şahit olan Hocaefendi farklı zamanlardaki sohbetlerinde şu tür çarpıcı ifadeler kullanmıştır:
- Yaşananlar tam bir vahşet ve soykırım.
- Stalin’in bile bu kadar vahşi olduğunu zannetmiyorum.
- Bunlarda Robespierre kadar mürüvvet yok.
- Lenin bile bunlardan daha insaflıydı.
- Zulümde Hitler’i bile geçtiler.
- Haccac ve Yezid’in yaptıklarının çok ötesinde şeyler yaptılar.
Bazı konuşmalarında ise yaşananları tasvir etmekte zorlandığını ifade etmiş ve bunu yer yer ironik ifadelerle dile getirmiştir. Mesela bir defasında zalim siyasetçilerin kötülük yapmakta şeytanla yarıştıklarını ve onu geçtiklerini söylemiş; başka bir konuşmasında ise “Deseler ki bunlar sokaklardaki köpekleri yakalayıp çiğ çiğ yiyorlarmış, buna bile inanacak hâle geldim.” diyerek yapılan kötülüklerin akıl almaz boyutlara ulaştığını vurgulamıştır.
Hocaefendi bir yazısında günümüz zalimlerini Cahiliye döneminin mütekebbirleriyle kıyaslamıştır: “Yapılıp edilenlere bakınca bir yönüyle günümüzün mütekebbirlerinin geçmiş dönemlerdekilere nispetle daha azgın ve daha taşkın olduğu söylenebilir. Zira bunlar hiç utanıp sıkılmadan çok rahatlıkla yalan söyleyebiliyor, yerine göre takıyyeye başvurabiliyorlar. Düşmanlaştırdıkları insanları bitirme adına öyle şeytanî komplo ve planlar tertip ediyorlar ki zannediyorum bunlar ne Ebu Cehil’in ne İbn Ebî Muayt’ın ne Utbe’nin ne Şeybe’nin ne de Velid’in aklına gelmiştir. Hizmet adına ortaya konulan en masum faaliyetler karşısında dahi öyle ifratkâr bir tavır takınılıyor ki belki cahiliye asrının mütemerritleri bile günümüzdekiler ölçüsünde bir paranoya yaşamamışlardır.” (Gülen, İstikamet Çizgisi, s. 212)
Hocaefendi yaşananları zaman zaman Türkiye’nin yakın tarihindeki darbelerle de mukayese etmiştir. Mesela darbeyle başa gelen Kenan Evren döneminde dahi cemaatin bu ölçüde bir baskıyla karşılaşmadığını; 12 Mart Muhtırası sırasında bile hukukun belli ölçüde işlemeye devam ettiğini ifade etmiştir. Önceki darbelerde Nur talebelerinin bir şaki gibi arandıklarını, evlerine baskınlar yapıldığını ve sürekli tarassut altında yaşamak zorunda kaldıklarını dile getirmiş; ancak AKP döneminde maruz kalınan zulümlerin bunlardan kat kat fazla olduğunu vurgulamıştır.
Nitekim bir röportajında şu ifadeleri kullanmıştır: “Değişik zamanlarda da değişik tazyiklere, tahriklere, hakaretlere, tehditlere maruz kaldım. Fakat bu dönemde maruz kaldığım şeylerin yanında eski yaşadıklarım yüzde bir etmez.” (Zaman Gazetesi, 21 Mart 2014)
Yöneticilerin halkı cemaatten uzak tutmak için yoğun bir karalama kampanyası yürütmeleri, yurt dışındaki hizmet okullarını kapatmak için diplomatik ve ekonomik baskılar uygulamaları, Hizmet’e ait malları gasp etmeleri ve Hizmet insanlarına karşı zerre kadar insaf ve merhamet göstermemeleri karşısında Hocaefendi zaman zaman hayretini dile getirmiş; yaşananların akıl ve mantıkla izah edilmesinin güç olduğunu ifade etmiştir. Bu durumu bir konuşmasında şu mecazla anlatmıştır: “Bunların günahlarını tartacak kantar yok. Zannediyorum işlenen günahlar konulduğunda mahşerdeki kantar bile kırılır.”
Bir başka konuşmasında ise yapılan zulümlerin insanlıkla bağdaşmadığını şu sözlerle dile getirmiştir: “Kafalar o kadar dönmüş, düşünceler o kadar bulanmış, gönüller o kadar haydutlaşmış ki mağdur birine yapılan küçük bir maddî yardım bile şekavet işi gibi algılanıyor. Kalbler öyle katılaşmış ki bir türlü kine nefrete doymuyorlar. Yaptıkları kötülüklerle milyonlarca insana aynı anda acı çektiriyorlar. Din, diyanet diyen Müslümanlık iddiasında bulunan insanlar Ebu Cehil’in, Utbe’nin, Şeybe’nin, Velid’in şeytanlığını irtikâp ediyorlar. Zerre kadar vicdan taşıyan insanın, işlenen bunca vahşet ve mezalim karşısında kalbi durur!” (https://herkul.org/kirik-testi/din-istismari/)
Başka bir yerde ise zalimlerin kötülüğe nasıl kilitlendiğini şu ifadelerle tasvir etmiştir: “Onlar öylesine kötülüğe kilitlenmişlerdir ki masum insanlara saldıracak, onlara yaptıkları zulümlerden zevk alacak ve ayakta kimse kalmayıncaya kadar tuğyanlarına devam edeceklerdir. Dersini şeytandan alan bu fesatçılar, yanan ışıkları söndürmek için türlü hile ve komplolarla ellerinden gelen her kötülüğü yapacaklardır. Gece akıllarına bir kötülük gelse sabahı beklemeyecek, gündüz akıllarına bir fitne düşse geceyi beklemeyecek ve derhal icra edeceklerdir.” (https://herkul.org/kirik-testi/bir-sema-ki-mevla-yaka-uflemekle-sonmez/)
Bu başlığı Hocaefendi’nin hicran dolu şu ifadeleriyle tamamlayalım: “Yaşanan bu karanlık dönemde o kadar çok zulmettiler, akla hayale gelmedik öyle kötülükler yaptılar ki hayırla yâd edilecek hiçbir şey bırakmadılar. Sonrasında dönüp yardım dileyecekleri bütün kapıları kendilerine kapattılar. Keşke içimizde en azından kendilerine bir Fatiha okuma duygusu bıraksalardı! Keşke köprüleri bütün bütün yıkmasalardı!” (Gülen, Işık-Karanlık Devr-i Daimi, s. 246)
Tahrip ve Yıkımları
AKP iktidarının arkasında büyük bir enkaz bırakacağı farklı kesimler tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Zira uzun iktidar yılları boyunca din, hukuk, yönetim, eğitim, sanat ve ahlâk alanlarında ciddi tahribatlar meydana gelmiştir. Yılların birikimleri büyük ölçüde zedelenmiş, ülkenin demokratikleşme süreci sekteye uğramış, kamu kaynaklarının kullanımı konusunda yoğun tartışmalar ortaya çıkmıştır. Devlet yönetiminin şahsî veya partizanca yaklaşımlarla yürütüldüğü, kamu imkânlarının israf edildiği ve yolsuzluk iddialarının yaygınlaştığı yönündeki eleştiriler kamuoyunda geniş yankı bulmuştur.
Kelimenin tam anlamıyla bir Türkiye sevdalısı olan Hocaefendi de sohbetlerine sık sık AKP döneminde meydana gelen tahribat üzerinde durmuş ve bu süreci sert ifadelerle eleştirmiştir. Farklı konuşmalarında mevcut durumu tasvir ederken şu sözleri kullanmıştır:
- “Ülkeyi kupkuru bir çöle çevirdiler.”
- “Türkiye’yi çürüttüler.”
- “Millete en büyük ihaneti yaptılar.”
- “Ülkeyi çöplüğe çevirdiler.”
- “Her şeyin bu ölçüde zıvanadan çıktığı görülmemiştir.”
- “Ferdinand gibi kitapları yaktılar.”
- “Her gelen ülkeye bir şey kazandırdı. Bunlara da bu kazanımları tahrip etmek düştü.”
- “Büyük bir milletin heder olup gitmesini içime sindiremiyorum.”
Bir başka konuşmasında ise İstanbul’un mevcut durumunu kastederek, “Şu anda İstanbul manzarasını görünce içim bulanıyor. İnsan atalarının yadigârına bu kadar vefasız olamaz.” diyerek duyduğu derin üzüntüyü dile getirmiştir.
Hocaefendi bir yazısında ülkenin içine sürüklendiği durumu şu ifadelerle tasvir etmiştir: “Mübarek bir ülkeyi kırk haramilerin ülkesi yaptılar. Tarihi ibret levhalarıyla, güzellik meşherleriyle dolu bir ülkeyi problemler sarmalı hâline getirdiler. Belli bir dönemde şefkatiyle, merhametiyle, adaletiyle, insanlığıyla herkesi imrendiren, âdeta ütopyalarda resmedilen bir dünya kuran insanları mefluç ettiler. Bir zamanlar herkesin imrendiği, himayesine girdiği, bağrına koştuğu bir milletin dırahşan çehresini kirlettiler.” (https://herkul.org/kirik-testi/din-istismari/)
Benzer düşünceler başka bir yazısında da şu şekilde ifade edilmiştir: “Asırlarca İslâm’a bayraktarlık yapmış, insanlığa mühim şeyler sunmuş, devletler muvazenesinde önemli bir denge unsuru olmuş mübarek bir ülkeyi enkaz yığınına çevirdiler. Fakat meydana getirdikleri tahribatı hatırlattığınızda, hâlâ Akıllı Mehmet gibi cevap veriyor ve bir problemin olmadığını söyleyip duruyorlar. Tarih olup biten bütün bu hâdiseleri ironik şekilde yazacak, okuyanlar bir taraftan ağlarken bir taraftan da gülmekten kendilerini alamayacak.” (Gülen, Işık Karanlığı Boğarken, s. 223)
Hocaefendi’ye göre mevcut iktidarın en belirgin özelliklerinden biri, yıkmayı şiar edinmeleridir. Nitekim Hizmet hareketine ait kurumların kapatılmasının ardından bu müesseselerin büyük kısmı ayakta tutulamamıştır. Hocaefendi’nin tabiriyle kocaman bir harmana konmuşlar ama onu da çürütmüş ve mahvetmişlerdir.
Hocaefendi ayrıca iktidarın siyasal söylem ve politikaları sebebiyle toplumda derin bir ayrışma meydana geldiğini de sık sık dile getirmiştir. Ona göre ekilen husumet tohumları toplumun farklı kesimleri arasında güvensizlik doğurmuş; aileler parçalanmış, toplumda kutuplaşma ve kamplaşma derinleşmiştir. Bu konuda şu ifadeleri kullanmıştır: “Bu ülkeyi yönetenlerin küçük hesaplar uğruna bu ülkenin birlik ve bütünlüğünü bu kadar rahat riske atmalarını anlamakta zorlanıyorum. Zannediyorum Haçlılar döneminde yaşanan tahribat bile bu kadar derin değildi. Çünkü o zaman kalbler birlikte çarpıyordu. Toplum içinde böyle korkunç ayrışmalar yoktu.” (https://herkul.org/kirik-testi/yol-bu-erkan-bu/)
Toplumsal birlik ve beraberlik üzerinde her zaman ısrarla duran, sürekli vifak ve ittifak vurgusu yapan Hocaefendi için bu tablo son derece üzücü olmuştur. Ona göre ortaya çıkan tahribat o kadar büyüktür ki bugünden ciddi bir tamir süreci başlatılsa bile bunun kısa sürede telafi edilmesi mümkün görünmemektedir.
Haramilikleri
Türkiye tarihinde pek çok hükümet yolsuzluk iddialarıyla anılmıştır. Ancak AKP döneminde yolsuzluklar adeta ayyuka çıkmış, devlet yönetiminde rutin bir uygulama hâline gelmiştir. Rüşvet, usulsüzlük, ihaleye fesat karıştırma ve kara para aklama gibi işlemler sıkça gündeme gelmiş, kamu ihaleleri ve büyük altyapı projeleri “beşli çete” olarak anılan yandaş işadamlarına verilmiştir. İmar planı değişiklikleriyle yandaşlar zengin edilirken, kamu kaynakları hükümete yakın vakıf ve derneklere aktarılmıştır. Medyaya yansıyan iddialara bakıldığında, 17-25 Aralık soruşturmalarında ortaya çıkan yolsuzluklar gerçekte olanların yanında devede kulak kalmaktadır.
Yapılan yolsuzlukların farkında olan Hocaefendi hükümete sert eleştiriler yöneltmiştir. Bu durumu şöyle dile getirmiştir: “Daha önceki konuşmalarında hortumları kestiğini söylüyordu. Meğer vanaları kendi havuzlarına çevirmişler.”
Hocaefendi Harun olarak yola çıkanların bir gün Karun’a dönüştüklerini hatırlatmış, yolsuzluk karşısındaki tavrını şu sözlerle ortaya koymuştur: “Millete hizmet ediyorum dedikleri hâlde kendi çıkarlarını düşünenleri, ihalelerde kendilerine pay ayıranları, onlara pay verenleri şayet bedduaya yer verseydim Allah sizi çoluk çocuğunuzla yerin dibine batırsın, derdim.”
Hocaefendi’ye göre, hangi niyetle yapılırsa yapılsın yolsuzluk ülkeye ihanet ve emanete hıyanet anlamına gelmektedir: “Devlet yönetimini ele geçiren bazı kişiler, halkı soyup soğana çevirirken, kendi kasalarını doldururken, gayrimeşru yollarla elde ettikleri paraları başka ülkelerin bankalarında stoklarken şöyle diyebilirler: “Bizim güçlü olmamız lazım. Zira olur da yarın biz bu imkânları kaybedersek, bir kere daha derlenip toparlanabilelim; mensup olduğumuz hizbi yeniden canlandıralım; parçası olduğumuz organizasyonu yeniden harekete geçirebilelim.” Bütün bunlar, bu ülkeye ihanet ölçüsünde zarar veren davranışların arkasında yer alan ve masum gibi görünen mülâhazalardır. Masum gibi göründüğünden ötürü de mütedeyyin insanlar bile bu tür yollara başvurabilirler. Fakat bu, düpedüz bir dalâlettir, emanete düpedüz bir hıyanettir.” (Gülen, Yolun Kaderi, s. 73)
Hocaefendi, yalnızca hükümetin yolsuzluklarına karşı durmakla kalmamış, bunlara fetva veren saray fetvacılarını da eleştirmiştir. Bu konuda şunları ifade etmiştir: “Bir kişi fetvalarında “Hudâ” yerine “hevâ”ya tâbi oluyorsa iş iyice çığırından çıkar. Böyle biri kalkar, “Yolsuzluk hırsızlık değildir.” derse çokları, “O hâlde bize hırsızlık yolu açıldı.” diye düşünebilir. Âlim kisvesine bürünen bir kişi kalkar da rüşvete farklı kılıflar bulursa, halkın rüşvete karşı duyarlılığı kaybolur da bütün işler rüşvet yörüngesinde cereyan etmeye başlar.” (Gülen, Işık-Karanlık Devr-i Daimi, s. 56)
Bir sonraki yazıda Hocaefendi’nin yaklaşımları çerçevesinde AKP’lilerin dine aykırı tavırlarını ve din istismarlarını ele alacağız.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

