DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz ile yeni dönemdeki yol haritalarını konuştuk:
- Eğer isim değişikliği gibi bir ihtiyaç hasıl olursa partimiz ona da açıktır. Ama şu ana kadar bizim kendi içimizde yürüttüğümüz tartışmalar içerisinde henüz bir isim değişikliğine ilişkin bir tartışma yürütmüş değiliz
- Biz HDP mirası üzerine Türkiye’nin bütün halklarıyla, birleşenleriyle, kadın hareketleriyle, ekoloji hareketleriyle, sol hareketlerle, gençlik ve emek hareketiyle birleşerek, Barış ve Demokratik Toplum Kongresi yapmak istiyoruz
- Sayın Öcalan, Sayın Bahçeli’nin çağrısından sonra büyük bir iradeyle inisiyatif aldı, büyük adımlar attı. Sayın Bahçeli’nin devlet adına vurguladığı taahhütler henüz yerine gelmiş değil. Hükümet somut adım atmış değil
Hüseyin Kalkan
DEM Parti, önümüzdeki aylarda kongreye gidecek. 27 Şubat Barış ve Denokratik Toplum Çağrısı ile yeni bir döneme girilirken, DEM Parti’nin nasıl bir rol ve misyon oynayacağı da merak konusu. DEM Parti’nin Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz ile içine girilen yeni dönemi, yol haritalarını, örgütlenme hedeflerini, partinin isminin değişip değişmeyeceğini, kongreden beklentilerini konuştuk.
Kürt siyaseti dönüşecek
Güleryüz, kongrelerini barış ve demokratik toplum mücadelesinin kongresi olacağını belirterek Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı çağrının yeni bir dönemin kapısın aradığını vurguladı. Bu durumun bölgede bütün siyasi güçleri ve gelişmeleri etkilediğini ekleyen Güleryüz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“27 Şubat çağrısı ile Kürt siyasi geleneğinin başlatmış olduğu yeni bir dönem var. Bu yeni dönem her açıdan bölge siyasetini etkileyebilecek nitelikte bir değişim dönüşüm süreci olarak da ifade edilebilecek bir dönem. Çünkü PKK gibi elli yıllık bir hareketin kendini fesh etmesinden ve yeniden yapılanmasından bahsediyoruz. Değişip dönüşmesinden bahsediyoruz. Böylesi bir karar alındı. Bu karar bütün Ortadoğu coğrafyasındaki siyasetleri etkilediği gibi bizi de etkiledi. Türkiye demokratik siyasetini de etkiledi. Kürt demokratik siyasetini de değiştirdi, dönüştürdü. Böyle bir diyalektiğe sahiptir alınan karar. Dolayısıyla başta Kürt siyaseti olmak üzere Türkiye’deki sosyalist yapılarının hepsi bu değişim dönüşüm sürecinden şu ya da bu şekilde etkilenecektir. Dolayısıyla biz kongreye giderken Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ekseni içerisinde bir kongre denklemiyle karşı karşıyayız. Bütün bahsettiğim bu süreçlerin hiçbirini ıskalamadan, onları gözardı etmeden, yeniden bir yapılanma, yeniden bir partileşme süreciyle karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu açıdan ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecini örerken aynı zamanda bir kongre sürecini de deyim yerindeyse at başı bir şekilde örmek gibi bir görevle karşı karşıyayız. En geç Eylül’ün yirmisi gibi kongremiz gerçekleşecek.”
İsim değişebilir
Kongrede DEM Parti’nin isim değişikliğine gideceği yönündeki söylentileri de değerlendiren Güleryüz, partide henüz böyle bir tartışma olmadığını söyledi. Güleryüz, kongrenin kapsamı ile ilgil şunları ekledi:
“İsim değişikliğiyle ilgili çok somut bir tartışma henüz yürütmedik. Ancak başta ifade ettiğim genel denklem içerisinde meseleyi ele aldığımızda yani bütün coğrafyaya etkileyecek değişim ve dönüşümlerin gerçekleştiği bir evrede biz kongremizi yapıyor oluyoruz. Bu nedenle biz programı, tüzüğü daha güçlendiren, daha döneme uygun hale getiren, demokratik siyaset üyelerinin çok güçleneceği bir kongeyi hedefliyoruz. Bu işin içerisinde eğer isim değişikliği gibi bir ihtiyaç hasıl olursa partimiz ona da açıktır. Ama şu ana kadar bizim kendi içimizde henüz isim değişikliğine ilişkin bir tartışma yürütmüş değiliz.”
Demokrasiyi örmek
Güleryüz, yeni dönemin örgütlenme perspektiflerini sıralarken Türkiye’nin bütün renkleri ile bir araya gelmeyi hedeflediklerini söylüyor:
“Biz DEM Parti geleneğinde ilk günden bugüne esasen yaptığımız bütün kongrelerde Türkiye’nin bütün renkleriyle bir araya gelme hedefi hep var oldu. Türkiye sol sosyalist hareketini, Türkiye demokrasi güçlerini, Kürt sol sosyalist yapısını, özgürlük mücadelesinin samimi mütedeyyinleri, Alevileri, bütün Kürt halkını temsil edebilecek bir yapıda bir partinin açığa çıkarılabilmesi için HDP iyi bir deneyimdi, büyük bir deneyimdi, büyük bir başarıydı da. Dolayısıyla biz hem geçmiş partiler hem de HDP mirası üzerine oluşturduğumuz bir partiyi kongreye giderken bu mirası daha da güçlendiren, daha da büyüten, Türkiye’nin bütün halklarıyla, bütün birleşenleriyle yani kadın hareketleriyle, ekoloji hareketleriyle, gençlik hareketleriyle, emek hareketiyle birleşerek, onlarla birlikte büyüyerek ve onları ihtiva eden yani onları kapsayan bir hatla bu süreci örmek istiyoruz. Kongremizi gerçekleştirirken bu hedeflerin hepsini gözeterek bir kongre yapısı açığa çıkarmaya çalışacağız. Bunun dışında zaten önümüzdeki süreci karşılamak çok mümkün değil. Bu açıdan bu kongre aynı zamanda Barış ve Demokratik Toplum mücadelesinin kongresi olacak. Barış ve Demokratik Toplum mücadelesini kongremizde zirveye taşırmış olacağız. O açıdan kongreye giderken yeni baştan hem kendimizi tartışan, hem parti politikamızı tartışan, hem programımızı, tüzüğümüzü tartışan ve bunu kendi içinde kendisiyle sınırlı tutan bir süreçle değil bir bütün olarak tabanımızla, partilerimizle, gerçekten halkımızla, emekçisiyle, sol sosyalist güçleriyle, mütedeyyinleriyle, Kürtlerle, Türklerle, Alevilerle, kadınlarla, gençlerle tartışarak bir kongre sürecini örmeye çalışacağız. Yani bunu gerçekten sözde yapan bir yerde değil tek tek her ilde geniş katılımlı toplantılar alacağız.”
İl il tartışma
Güleryüz, kongreye giderken yaygın bir tartışma yürüteceklerini ve çıkan sonuçların kongrede karara dönüşeceğini belirtiyor. Güleryüz, bu süreci şöyle özetliyor:
“İl, ilçe konferanslarımızı gerçekleştireceğiz. O konferanslarda partinin bütün politikalarını, bütün organlarını masaya yatıran, tartışan ve yeni çözüm formülleri açığa çıkarmaya çalışan, halkla birlikte bunun arayışı içerisinde olan bir perspektifle yürüteceğiz. Dediğim gibi her ilçe, her ilde bu toplantılar yapılacak. Daha sonra da büyük bir konferansla halkımızdan partilerimizden almış olduğumuz görüşler doğrultusunda büyük bir konferansla bütün o görüş ve önerileri karar sürecine kavuşturacağız, karar haline getireceğiz. Ve o kararlar üzerinden Kongre’ye gideceğiz. Bu süreç içerisinde çeşitli atölyelerin, çalıştayların da ihtiyaç olarak önümüzde durduğunu tahmin ediyorum. Dediğim gibi yakın süreçte artık Konga Hazırlık Komisyonumuzu kurarız. Bu bahsettiğim bütün süreçleri işleten bir mekanizmayla büyük kongremize hazırlık yapacağız.”
Hükümetin takvim sorunu
Barış ve Demokratik Toplum sürecinin gerektirdiği yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi konusunda henüz somut bir gelişme olmadığını belirten Güleryüz, bu konu ile ilgili şu noktaların altını çiziyor:
“Bu konuda maalesef henüz somut bir gelişme söz konusu değil. Sizin de takip ettiğiniz gibi hükümet yetkilileri, sözcüleri aslında nisan ayını ve sonlarının, mayıs ayının başını tarif etmişlerdi. Takvimsel olarak böyle bir beklenti toplumda vardı. Ancak şu an elimizde olan bilgilere göre henüz somutlaşmış, ete kemiğe bürünmüş bir yasa hazırlığı söz konusu değil. Bu durumun bu tarzda sürüncemede bırakılmış olması toplum tarafından büyük bir kaygıyla izlenmekte.”
Bahçeli’nin çağrısı
Güleryüz, Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla bağlayan süreçte Kürt tarafının birçok kritik adım attığını, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tarihi kararlar aldığını ancak devlet ve hükümetin bu çapta bir karşılık henüz vermediğini, somut adım atmadığını vurguladı. Güleryüz, şöyle diyor:
“Bu süreç başlarken Sayın Devlet Bahçeli’nin çağrısını bütün Türkiye’ye hatırlar. Çağrı tek taraflı değildi. Esasen çağrının bir tarafı Sayın Öcalan’a dönüktü. Sayın Öcalan’ın yapacaklarına dair bir çağrıydı. Bir tarafı da devlet taahhüdüydü. Yani Sayın Öcalan şunu şunu yapsın diye sıraladıktan sonra Sayın Bahçeli bu gelişmelerden sonra da devlet üzerine düşeni yapacaktır demişti. Üzerine düşeninden kasıt şuydu, kendisi ifade etmişti. Sayın Öcalan özgür bir birey olarak siyasete ve topluma dahil olacak. Gerekirse gelip DEM Parti’nin başına geçsin ve siyasetini yürütsün. Bu anlamda silahlı mücadelenin bitmesiyle birlikte silahlı güçlerin hepsinin siyasete katılması, demokratik siyaset alanının onlara açık hale getirilmesi yönünde bir taahhütte bulunmuştu. Yani bu çağrı tek taraflı bir çağrı değildi. Bu aynı zamanda bir devlet tavrıydı. Sayın Öcalan bu çağrıdan hemen sonra büyük bir iradeyle inisiyatif aldı. Kendi hareketine Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin bütün birleşenlerine çağrısını yaptı. Partinin fehsi dahil olmak üzere silah bırakma kararı aldığını ifade etti ve kendi yapısı da büyük bir inisiyatifle bu iradenin arkasında durdu. PKK kongresini topladı, kendini feshettiğini açıkladı. Silahlı mücadelenin sonlandırdığını ifade etti ve bunun için de sembolik bir silah yakma eylemi gerçekleştirildi. Ve Türkiye kamuoyuna, Türkiye devletine de şu çağrıda bulundu: ‘Biz Sayın Bahçeli’nin yapmış olduğu çağrının gereklerini yerine getirdik. Sıra devletin atması gereken adımlarda.’ Şimdi sürekli devletin, hükümetin ‘Silahlar bırakılmadı. Bunun için tespit ve tescil mekanizması devreye girmedi ya da bu bu tespit ve tescil gerçekleşmedi. bizim organlarımız tarafından’ diyor olması ciddi bir garabet durumudur. Yani şimdi düşünebiliyor musunuz? Büyük bir silahlı örgüt yapısı var. Bütün dünya biliyor ve bu silahlı güç kendini feshetme kararı almış, devlete de şu çağrı yapıyor. ‘Evet. Ben bu kararları aldım. Bu kararları pratikleştirebilmen için yasaların değişmesi gerekiyor. Çünkü silahların bırakılması için silahların bırakılacağının kanunu olması gerek.’ Bu insanlar silahı kime bırakacak? Nereye bırakacak? Yani birilerinin elinde ferdi bir iki tane silah yok ki atsın bir dereye ya da bir toprak parçasının altına gömsün. Böyle bir beklenti içerisinde olmak eşyanın tabiatına uygun değil. Dolayısıyla Sayın Bahçeli’nin çağrısının gerekleri henüz yerine gelmiş değil. Bu demokratik siyasetin önünü de tıkayan bir sürecin oluşmasına zemin yaratmış durumda. Toplumda kaygının oluşmasına zemin yaratmış durumda. Biz bu süreci bir an önce fiili bir düzenlemeyle adımlara dönüştürülmesini bekliyoruz. Yani, ‘Barış ve Demokratik Toplum süreci’ diye Sayın Öcalan’ın ifade ettiği, kavramsallaştırdığı süreci artık yasal zemine, hukuki zemine oturmasının zorunlu olduğunu söylüyoruz. Bu konuda da devletin üzerine düşen adımları bir an önce atmasını bekliyoruz.”
Yasa gerektirmeyen adımlar
Güleryüz, sürecin bir de yasa gerektirmeyen, idari adımları olduğunu belirterek, şu konuları sıralıyor:
“Şimdi işin bir tarafı bu yani yasal olarak yapılması gerekenler Bu konuda Meclis raporu hazırlandı, komisyon çalışmalarını bitirdi vesaire. Ama bunun dışında yasaya gerek olmadan atılması gereken adımlar var ki bunlar bile atılmadı. Örneğin KHK’ler meselesi, örneğin kayyım meselesi, örneğin hasta tutsaklar meselesi, örneğin infazların yakılmış olma meselesi gibi, AİHM kararlarının uygulanması, AYM kararlarının uygulanması gibi çalışmaların bile halen yapılmamış olması büyük bir handikap olarak önümüzde duruyor. Biz kongre sürecine giderken bu durumu gözardı eden bir politika ile bu süreci işlemleyelim. Bu bizim en büyük beklentimiz. Türkiye’de barışın sağlanabilmesi için verdiğimiz mücadeleye elbette ki devam edeceğiz.”
Süreci toplumla inşa etme
DEM Parti kongreye giderken yerel yönetimler bakımından büyük bir atağa girişti.
“Komün Belediyedir, Belediye Komündür” şiarı ile yürütülen bu kampanya bütün illerde konferanslar ve çalıştalarla yürütülüyor. Mahfuz Güleryüz kampanyayı ana hatları ile gazetemize anlattı: “Şu an yerel yönetimlerimiz zaten bu konuda konferanslar organize ediyorlar. Hemen hemen her ilde bu konferanslar gerçekleşiyor. En sonunda Diyarbakır’da merkezi bir konferans yapılacak. Bu aynı zamanda Barış ve Demokratik Toplum sürecinin toplumla nasıl yeniden inşa edileceğinin çalışmasıdır. Biz Avrupa örneklerinden de biliyoruz. Birçok yerde belediyeler toplumun birer komünü olarak işletiliyor. Türkiye’de belediyecilik adeta aile şirketleri gibi kullanılıyor. Bu nedenle de halkçı belediyecilik diye bahsettiğimiz uygulamayı maalesef bugüne kadar görememişiz. Sadece DEM Parti geleneğinin belediyelerinde önemli işaretler var ya da önemli örnekler var. Ama genel olarak bugüne kadar açığa çıkmış olan belediyecilik, belediye örnekleri yetmez ve yetersiz örneklerdir. Bir diğer şey bu konuda merkezi hükümetin belediyelere biçmiş olduğu rol ve misyon büyük bir handikaptır. Zira bunlar belediyeyi halkın belediyesi olmaktan çıkaran yöntemlerdir. Bunun da ortaya çıkarmış olduğu muazzam bir kısıtlayıcılık söz konusu. Dolayısıyla bu süreç tartışılırken hem halkın belediyeye dahil olması, karar süreçlerine dahil olması hem de belediyeciliğin esasen nasıl olması gerektiğine dair yürütülen tartışmalardır. Dediğim gibi Diyarbakır’da yapılacak olan merkezi konferansla birlikte orada önemli kararlara dönüşecek bu süreç. Bu da tabi önümüzdeki kongremizin oluşmasında, yerel yönetimlerimizin nasıl olması gerektiğine dair de önemli parametreler sunacak bir yol haritası olacak bir çalışmadır.”
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

