NECİP F. BAHADIR | YORUM
Saadet Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı belli mi? Partinin genel başkanı Mahmut Arıkan kulisleri heyecanlandıran şu sözleri söyledi: “Biz öyle bir isim üzerinde çalışıyoruz ki, o ismi açıkladığımızda tüm Türkiye 86 milyon oh be diyecek. İşte aradığımız bu diyecek…”
Hemen ‘isim toto’ başladı. Abdullah Gül ilk akla gelen isimlerden… Saadet Gül’ü adaylığa ikna mı etti? Gül’ün bir parti kurma çalışması içinde olduğunu iddia eden de var.
Belki Saadet’in oy oranı düşük… Fakat geleneği olan bir parti… AKP ve kadrolarının içinde çıktığı siyasi geleneğin temsilcisi… Eskiden ‘ağır abiler’ vardı. ‘Beyaz saçlılar’ da denirdi. Mahmut Arıkan’la birlikte baştan aşağıya gençleşti. ‘Beyaz saçlıların’ yerini ‘siyah saçlılar’ aldı. Sözde kalmadı ‘gençleşme’ parti de daha dinamik ve canlı politika üretmeye başladı. Üç partiyi (Saadet-Gelecek-Deva partileri) bir araya getiren ‘Yeni Yol’ bu çabanın eseri…
Erdoğan’ın bir gözü hep eski mahallesinde… Milli Gazete’de hakkında ne yazılıp çizildiğini önemser. Sabah ilk göz attığı gazetedir. Saadet’in, iktidarın politikaları hakkında ne dediğini merak eder. Kendisini en çok eski dava arkadaşlarına ‘beğendirmek’ istediğini herkes bilir. Oğuzhan Asiltürk’le temasa geçmesi bu yüzdendi. Asiltürk’ün ömrü vefa etmedi. Arıkan’la birlikte Saadet, etkili ve esaslı muhalefet yapmaya başladı.
Saadet, Mayıs seçimlerine CHP çatısı altında girdi. Bu büyük bir siyasi hataydı. Evet, 10 civarında milletvekilini Meclis’e soktu. Fakat meydanı AKP ve Erdoğan’a bıraktı. Yeni Yol seçimden önce gündeme gelse ve ete kemiğe bürünseydi, Erdoğan’ın işi çok zordu. AKP’den kopan ‘muhafazakar oylar’ gidecek makul bir adres bulamadı. Kemal Kılıçdaroğlu destek verebilecekleri bir isim değildi. Bugün Saadet’in 8 milletvekili Meclis’te ‘hak, hukuk ve adalet’ adına ses vermekte…
Saadet, ‘özgül ağırlığı’ olan bir partidir
Rakam olarak Saadet’in oy oranı yüksek olmayabilir. Fakat siyasetteki ‘yeri ve anlamı’ çok daha derin ve yüksektir. Sayısal ağırlığı hafif görünebilir ama ‘siyasi veya özgül ağırlığı’ hiç de öyle değildir. Her zaman siyasette bir ‘denge unsuru’ olmaya adaydır. Ve hepsinden bünyesinden her zaman bir ‘büyüme ve patlama’ potansiyeli taşır. Başta AKP olmak üzere birçok partinin ana ve baba ocağı Saadet’tir…
Ankara’nın seçimleri daha sık konuşmaya başladığı herkesin malumu… Erdoğan’ın partisine, “2027 Kasım’ına hazırlanın!” talimatı verdiği kulislere yansıdı. Özgür Özel, tarih olarak ‘2027 Ekim ayını’ işaret etti. 2027’inin seçim yılı olacağı neredeyse kesin gibi…
Saadet gibi partilerin adaylar üzerine zihin egzersizi yapması doğal. Bunun ötesinde bir isim üzerinde uzlaşmak politik açıdan doğru olmaz. Adayı yıpratır ve hedef haline getirir. Arıkan’ın açıklamasını duyunca şaşırdım; Gerçekten aday belli oldu mu?
Biraz araştırdım. “Hayır, adı konmuş, belirlenmiş bir isim yok…”
Kesin bilgi… Abdullah Gül gündeme gelmiş falan değil. Ne bir görüşme, ne de adaylığı üzerine bir tartışma açılmış. Seçimlere ‘hazırlık’ elbette var. ‘Baskın seçim’ beklentisi de seçenek dışı bırakılmamış. Yeni Yol’a, Yeniden Refah’ın da eklemlenmesiyle Erdoğan’ı zorlayacak bir isim üzerinde ‘uzlaşma’ sağlanacağı konusunda Saadet çok iyimser.
Şu an için ‘politika’ üzerinde uzlaşma mevcut… “Bir isim üzerinde niye olmasın…” havası partiye egemen. ‘Ali Babacan’ adının önemsendiğini söyleyebilirim. AKP yıllarca ‘bakanlık’ yapmış olmasına rağmen yıpranmamış bir isim olması en büyük artılarından… Ekonomi konusundaki ehliyeti de büyük avantaj… Çünkü ülkenin en büyük sorunu ekonomi; enflasyon ve hayat pahalılığı… Seçimin kaderini de ‘ekonomi’ belirleyecek. Ali Babacan’ın ismi Saadet’in de masasında…
‘Kahramanları’ şartlar doğurur!
Siyasette ‘kurtarıcı’ veya ‘kahramanları’ şartlar doğurur. Yukarıdan inmez, aşağıdan çıkar. Erdoğan örneğinde olduğu gibi… Şu an ülke ve siyaset ağır ve derin bir sıkıntı ve sancı içinde… İklim yeni doğumlara gebe… Ali Babacan veya başkasının değişim ve dönüşümün adresi haline gelmesi zor olmaz. Toplum AKP’nin vaat ettiği ‘yoksulluk ve zulümde istikrarı’ değil politika ve isimlerde ‘yenilik ve değişim’ istiyor.
Kamuoyu Saadet’in adayı üzerine yoğunlaştı fakat Arıkan’ın bir cümlesi çok daha önemliydi. AKP’nin devri iktidarını özetleyen bir söz söyledi. Adaylarının adını açıklamama gerekçesini şöyle anlattı:“Silivri’de bir nüfus daha artmaması için onu şimdilik tutalım biz… Burada bırakalım bunu. Adayımızın başına bir iş gelmesinden korkuyoruz…”
Siyasetin ve ülkenin geldiği nokta… Aday olmak serbest… Fakat Erdoğan’ın iktidarını tehdit etmemek ve onunla yarışmamak şartıyla… Yoksa kendisini Silivri’de bulur. İmamoğlu örneğinde olduğu gibi…
Arıkan’ın bu sözü üzerine ‘kıyamet kopması’ lazımdı. Başta AKP olmak üzere iktidar ve medyasının, “Ne diyorsun sen…?” diye çıkışması lazımdı. Herkes kabullendi. Kamuoyu ve toplumun kabullendiği bir gerçeğin ifadesiydi. AKP ve medyasının söyleyecek sözü yoktu.
Türk siyaseti bunu herhalde ilk kez yaşıyor. Erdoğan’ı rakip olacak adaylar hapishane tehdidi altında… Ve bu gerçeğin de herkes farkında… Ne kadar acı…!!! Şu şartlarda adil ve tarafsız seçimden söz etmek mümkün mü? Adaletin söz konusu olmadığı seçim veya sandık demokrasiyle bağdaşır mı?
Yeniden Refah’ın lideri Fatih Erbakan da benzer şeyler söyledi. Erbakan T24’ten Şirin Payzın’a kendisini tehdit altında hissettiğini açıkça dile getirmekten çekinmedi; “Biz de anketlerde yüzde 40-50-60 gibi oylara ulaştığımız takdirde, Mansur Bey gibi, bizim de akıbetimiz öyle olabilir diye düşünüyorum ister istemez”
Bu şartlarda nasıl siyaset yapılacak? Demokles’in değil, Erdoğan’ın kılıcı parti ve adayların üzerinde sallanıp durmakta… En kötüsü de bunu ülkenin kabullenmesi ve kanıksaması…
Erdoğan’a rakip olacaksan hapishaneyi göze alacaksın… Eskiden siyasetçiler darbe tehditi karşısında, “İdamlık gömleğim hazır!” derdi. AKP’nin devri iktidarındaysa siyaset adamlarının ‘hapishane çantası’ hazır. Bir ara Meral Akşener çantasını meydanlarda göstermişti. Sonunda pes etti de o çantayı kullanmak zorunda kalmadı. Yoksa gideceği yer Silivri’ydi. Korktu ve Erdoğan’a teslim oldu. Hem kaybetti hem de kaybettirdi. Yazık etti kendine; bugün bir siyasi mevtaya dönüştü.
Erbakan’ın bir çıkışı daha oldu; Yeniden Refah Cumhur İttifakı’ndan çekildi. Erdoğan’ın kazanmasında önemli pay sahibiydi. Erbakan, “Bu konuda kararımız kesin. Bir kere denediğimizi bir kez daha denemenin, bir kez daha yanılmanın bir manası yok diye düşünüyoruz.”
Ah Fatih Erbakan ahh! Peki o yanılmanın bedeli ne oldu? Siyasi sorumluluğu ve günahı ne olacak? Perşembenin gelişi belli değil miydi? Ne bekliyordu Erdoğan’dan? Bir adım önünü göremeyen siyasetten hayır umut edilir mi?
‘Zararın neresinden dönerse kardır’ demek lazım. Peki zararı kim karşılayacak? Keşke esaslı bir özeleştiri de yapsaydı? Bir siyasi tevbe etseydi?
Gerek Saadet, gerekse Erbakan’ın mesajlarını önemsiz saymayın… Siyasi anlam ve ağırlığı hacimlerinden daha fazla… Siyasette sancı var… Büyük değişimlerin habercisi bu…
Erdoğan’ın başlar üzerinde sallanan kılıcı mı?
Bu saatten sonra sonuç vermesi imkansız gibi…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

