Serbest Görüş

Dörtlerin eyleminin tanığı: Bu ruhu barışa yansıtmalıyız


Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde işkencelere karşı bedenlerini ateşe veren Dörtlerin eylemine tanıklık eden Ahmet Candan, ‘Halkların bir arada ortak yaşamı için verilen mücadele onurlu bir barış ile taçlandırılmalıdır. Dörtlerin eylem ruhunu barışa yansıtmalıyız’ dedi

Türkiye’de 12 Eylül askeri darbesinin akıllarda kalan en büyük vahşet uygulamaları Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde yaşandı. Darbenin ardından PKK’nin öncü kadrolarının da getirildiği cezaevinde, tutuklular arasından itirafçılığı yaygınlaştırmak adına yapılmayan işkence uygulaması kalmadı. Buna karşı 33’üncü koğuşta kalan Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık ve Mahmut Zengin, 1982 yılının 16 Mayıs’ını 17 Mayıs’a bağlayan gece bedenlerini ateşe verdi. Yaşamını yitiren 4 kişi, eylemleriyle tarihe adlarını “Dörtler” olarak yazdırdı.

Eylemin olduğu döneme kadar “Dörtler” ile aynı koğuşta kalan Ahmet Candan (72), o dönem yaşananları anlattı.

Candan, 15 Mayıs 1980 yılında tanık ifadesiyle gözaltına alınıp tutuklandı. Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde kalan Candan, 5 ay sonra 12 Eylül darbesi ile tanıştı. Candan, 72 kişinin yaşamını yitirdiği cezaevinde 1986 yılına kadar kaldı. Candan, bu süre zarfında sürekli işkencelere maruz kaldı. Lağım çukurunda saatlerce bekletilen Candan, “vücuduna elektrik verme”, “saat başı falakaya yatırılma”, “susuz ve aç bırakılma”, “çıplak bir şekilde cop ve demir kalaslarla dövülme” ve “psikolojik şiddet” gibi işkencelere maruz bırakıldı.   1986’da tahliye edildikten sonra, 9 Haziran 1993’te yeniden başka bir davadan tutuklanan Candan, 15 Ağustos 2003 yılına kadar Adana,  Xarpêt ve Amed cezaevlerinde kaldı.

33’üncü koğuş

Gördüğü işkencenin üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen işkence ve işkence yapanları dün gibi hatırlayan Candan, bir süre sonra 35 kişinin rastgele seçilerek, E Bloğu’ndaki 33’üncü koğuşa alındığını aktardı. Tüm dünyada sosyalizme karşı büyük bir savaşın başladığı yıllarda paylarına düşenin en büyüğü ile karşı karşıya kaldıklarına dikkati çeken Candan, vahşetin en üst seviyede olduğu dönemde “Dörtlerin” eylemlerini gerçekleştirdiklerini hatırlattı.

Eylem gecesi

Candan, “Dörtlerin” eylemlerine ilişkin şunları söyledi: “33’üncü koğuşta her şeye rağmen 2 saatte bir nöbet tutuyorduk. Eylemin yapıldığı gün 16 Mayıs’ı 17 Mayıs’a bağlayan gecedir. Nöbet listesi vardı. 01.00-04.00 nöbetinde Ferhat, Necmi, Mahmut ve Eşref’in isimleri vardı. Bu nöbet listesi de özellikle seçilmişti. Yatağımda derin bir uykudayken, birden ‘Kahrolsun sömürgecilik’, ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ sloganları yükseldi. Bir yandan sloganlar, bir yandan duman ve gürleşen ateş vardı. Yangının çıkması üzerine ilk başta neyin yandığını bilemedik. Slogan sesleri geliyordu ama nereden geliyordu diye sağa sola bakıyorduk.”

Eylemin yapıldığı alanda ateşin büyük bir alev topuna döndüğünü dile getiren Candan, cezaevinde Esat Oktay Yıldıran’ın suları sık sık kestiği ve kirlettiği için her şeye rağmen 20 litrelik su bidonlarını istiflediklerini ve bu suları arkadaşlarını söndürmek için aldıklarını belirtti. Candan, su dökmeye başladıklarında Ferhat Kurtay’ın hala yaşadığını gördüklerini ve “Arkadaşlar su dökmeyin bu bir eylemdir. Su dökmek ihanettir” deyip zafer işareti yaptığını dile getirdi. Candan, “Ateşi söndürmedik. Sonrasında arkadaşları battaniyelere sardık. Ferhat arkadaş yaşıyordu; ama diğer arkadaşlar yaşamını yitirmişti. Cizreli Selim Dindar vardı koğuşumuzda. Ve sesi çok güzeldi, her zaman Ferhat Kurtay ‘bize türküler söyle’ deyip, saatlerce onu dinlerdik. O gün de Selim hoca, Ferhat Kurtay’ı kucağına aldı. Ferhat Kurtay da ‘Mamoste sevdalikam’ parçasını söyle dedi. O an bile Ferhat Kurtay’ın direnişinin kararlığı sürüyordu. Ölümden korkmuyordu. Direniyordu. Çünkü ne yaptığını çok iyi bilen biriydi” diye belirtti.

Korkunun öldüğü gün

Eylem yapıldıktan sonra cezaevi idaresinin saatlerce korkudan koğuşa gelemediğini dile getiren Candan, o dönemde Esat Oktay’ın cezaevinde olmadığını, saatler sonra yerine bakan Üsteğmen Ali Osman Aydın ile birlikte 30 kişinin koğuşa girip battaniyelere sarılı arkadaşlarını götürdüklerini anlattı. Ferhat Kurtay’ın götürüldüğü sırada hala yaşadığını ve götürülürken zafer işareti yapıp slogan attığını ifade eden Candan, bir gün sonra Ferhat Kurtay’ın yaşamını yitirdiği bilgisini aldıklarını söyledi.  Eylemi, “Korkunun öldürüldüğü yeni bir dönemin başlangıcı” olarak tanımlayan Candan, “Dörtlerin” eyleminden sonra 3 gün boyunca ıslak bir şekilde koridorda tutulduklarını söyledi.

“Dörtler” ile sürekli diyalog halinde olduğunu hatırlatan Candan, özgür bir toplum yaratma ideali ile yaşamlarını mücadeleye adadıklarını söyledi. Yaşanan vahşete karşın gösterilen direniş sonrası cezaevinde hiçbir şeyin eskisi gibi gitmediğini hatırlatan Candan, “Dörtlerin yaktığı ateş, işkencecilerin yüreğine korku sardı. O büyük direniş, dün gibi aklımızda. Ne direniş ne de vahşet yıllar geçse de aklımızdan çıkmadı, çıkmayacak” diye konuştu.

Barış süreci

Kürt Özgürlük Hareketi’nin kuruluşundan bu yana insani değerlerin mücadelesini verdiğini kaydeden Candan, “Apocular ilk çıktığında halkların içinde yer aldığı bir mücadeleydi. Kürt, Türk, Laz ve Çerkez yani her halktan insanlar yer aldı. Eşitlik, özgürlük, ortak yaşam talepleri ile yola çıktılar ve halen bu talepler için mücadele ediyorlar. Kapitalist sistemin savaşı dayatan politikalarına karşın mücadele yürütüldü. Sayın Öcalan, 27 Şubat günü bir süreç başlatıldı. Bu süreç o günün devamı olan bir süreç. O zamanda özgürlük, demokrasi, barış mücadelesi için mücadele verildi. Sürece sahip çıkmak o günün direniş ruhuna sahip çıkmak demektir. Bu bilinçle barışı sahiplenmek ve inşasında yer almak gerekiyor. Binlerce insan bu uğurda şehit düştü. Bunun bilinci ile barışa sarılmak gerekir. Halkların bir arada ortak yaşamı için verilen mücadeleyi onurlu bir barış ile taçlandırılması gerekiyor. 4’lerin eylem ruhunu barışa yansıtmalıyız”  ifadelerini kullandı.

Haber: Fethi Balaman / MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version