Hasan Uyanık, tıpkı Mazlum İçli gibi olay yerinde olmadığı HTS kayıtları ile kanıtlanmasına rağmen müebbet aldı
- Avukat Dilan Coşkun: ‘HTS kayıtları geldi. Olay yeri Hasan’ın evine en az 7 km uzak uzaklıkta ve olay yerinin yakınından bile sinyal gelmedi. Ancak gizli tanık ‘O da vardı’ dedi. Bunu da MOBESE’de gördüğünü söylüyor oysa dava dosyasında MOBESE görüntüsü yok’
- Anne Nazime Uyanık: ‘Eve girdikleri gibi Hasan’ı yere yatırdılar. Diğer oğlum, ‘Neden bunu yapıyorsunuz?’ diye sorunca ‘Emir verildi, yerine getiriyoruz’ dediler. Bu cevaba karşılık oğlum da; ‘Siz kendinize kurban arıyorsunuz. Kardeşimin suçu yok, onu kurban seçtiniz’ dedi’
- Abla Avşin Uyanık: ‘Babam kanser hastası oldu. Görmeden ölmek istemiyordu ama olmadı… Öfkeliyim çünkü arkadaşları dışarıda farklı hayatları deneyimlerken onun gözünün önünde solduğunu görüyorsun. Bu davanın cezasını baştan kesmişlerdi ancak süreç değiştirebilir sonucu…’
Reyhan Hacıoğlu
Benzer senaryolarla tutuklanan siyasetçilerin sözlerinden çok duyduk Kobanê Davası’nın bir “Kumpas Davası” olduğunu. Öyle bir “kumpas” ki Mazlum İçli gibi olay anında orda bulunmalarına bile gerek yoktu suçlanacakların. Herhangi politik bir işlemden daha önce kayıtları bulunması yeterliydi emniyette.
O kayıtlardan biri 2012 açlık grevi eylemlerine destek verdiği için gözaltına alınan Hasan Uyanık’a aitti. Yasin Börü ve yanındakilerin ölümünden tam 59 gün sonra polisler kapılarını çaldığında endişe eden annesine; “Merak etme en fazla birkaç soru sormaya gelmişlerdir, ne olabilir ki!” diyen Hasan, ceketini bile alamadan gözaltına alınır, kısa sürede yargılanır ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çaptırılır.
12 yıldır tutsak olan Hasan, 8 defa sürgün edildi ve 3 yıldır da “Kuyu Tipi” olarak bilinen Dumlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tek başına tutuluyor.
Hasan’ın avukatı Dilan Coşkun’ın sözleri “kumpasın” nasıl işletildiğini gözler önüne seriyor.
Olaylara göz yumuldu
Yasin Börü ve yanındakilerin öldürüldüğü evin sahibinin defalarca polisi aradığını ama ciddiye alınmadığını, olaya geç müdahale edildiğini belirterek sözlerine başlayan Dilan Coşkun, bu durumun sonrasında Ankara’da görülen FETO “Çatı” davası iddianamelerine de yansıdığını belirtti.
Dosyanın bir kurgu olduğunu ifade eden Dilan Coşkun, dosya kapsamında ceza alanlara dair, “Bu insanlar daha önce politik olmaları sebebiyle emniyette kayıtlı olan insanlar. Hasan’ın durumu da bu. Daha önce bir açlık grevi destek eylemi sebebiyle gözaltısı var ve polis teşhisi için o görüntüleri kullanıyor. Normalde ceza yargılamasında, delilden sanığa gidilirken bu dosyada sanık bulunuyor ve sonra delil ilişkilendiriliyor” dedi.

Eski fotoğrafla teşhis
Hasan’ın dosyasında sadece tanık beyanları olduğunu hatırlatan Dilan Coşkun, “Tanıklar Sedat ve Mecnun’a teşhis işlemlerinde eski fotoğraflar gösteriliyor. Normalde teşhis işleminde önce fiziken teşhis yapılır. Fotoğrafla teşhiste de en yakın haliyle bir fotoğraf üzerinden yapılmalı. Ama teşhis tutanaklarında Hasan’ın ergenlik öncesi dönem gibi bir fotoğrafı kullanılmış” bilgisi veriyor. Coşkun, tanıklardan Mecnun’un okuma yazma dahi bilmediğini ama evraklarda imzasının olduğunu, uyuşturucudan dosyası olduğunu ve dava sürecinde gözlemlerinin, ruh sağlığının da iyi olmadığı yönünde olduğunu belirtti.
Diğer tanık olan Sedat’a dair de bilgi veren Dilan Coşkun, “Sedat olaydan 59 gün sonra teşhiste bulunuyor. Böyle bir olayda bu kadar beklenilmesi normal değil. Nitekim Sedat ve Mecnun’un teşhiste bulunduğu ama o tarihte askerde olanlar ortaya çıktı. Mesela Ahmet Tanrıverdi cezaevindeydi, Yıldız Doğanay hastanede yatıyordu. Yani olay günü Diyarbakır’da olmadıkları, resmi kayıtlarla kanıtlanmasına rağmen bu insanlar teşhis edildi. Böyle vahim bir yargılamaydı” diye anlattı.
‘Tanığı’ bile kandırmışlar!
Dilan Coşkun, tanıkların diğer çelişkili beyanlarına dair ise şunları dile getirdi: “İlk duruşmada Sedat emniyete çağrıldığını, kendisine bir fotoğraf listesi gösterildiğini, sadece sosyal hayattan tanıdığı kişileri beyan ettiğini ve ‘tanıyorum- tanımıyorum’ şeklinde belirttiğini, orada polisin aldığı beyanlarının kendisine ait olmadığını, gözaltına alınıp bırakıldığını söylüyor. Sonrasında adını basında ‘Olaydaki sanıkları teşhis etti’ şeklinde görünce gidip polislere; ‘Ben böyle bir beyanda bulunmadım. Sadece tanıyıp tanımadığımı dedim. Niye böyle geçtiğiniz’ diye sorduğunu, polislerden ismi Ahmet olan baş komiser yardımcısının kendisine; hiçbir sorun olmadığını ve eve gitmesi gerektiğini, halledeceklerini söylediğini belirtiyor ama iki gün sonra tutuklanıyor. Sedat aslında soruşturma sürecindeki kurguyu anlattı.”
‘Polis baskı yaptı’
Yine Sedat’ın ifadesinde grubun 200 kişiye yakın olduğunu, havanın kararmaya başladığını beyan ettiğini dile getiren Dilan Coşkun, devamında Mecnun’un çelişkili ifadelerine dair ise şu bilgileri verdi: “Mecnun da; ‘Polis bana baskı yaptı bayıldım. Abimin evine geldiler ifade için. Avukat olmadan bana bir şeyler imzalattılar. Benim okuma yazmam yok. Savcılıkta da polis olduğu için rahat konuşamadım’ diyor. Sonra; ‘Tutuklandığımda zorla ifademin alındığına dair mahkemeye yazdım’ diyor.”
HTS kayıtları
Dilan Coşkun, dosya kapsamında HTS kayıtları istediklerini ve gelen kayıtların kendilerini doğruladığını belirterek, “HTS kayıtları geldi. Olay yeri Hasan’ın evine en az 7 km uzak uzaklıkta ve olay yerinin yakınından bile sinyal gelmedi. Sonra ikinci duruşmada gizli tanık dinlendi. Hasan’la ilgili; ‘Evet o da vardı. Yüzü kapalıydı’ dedi. Yüzü kapalı olduğu halde nereden tanıdığı soruluyor. Kıyafetlerinden ve birkaç seferki görüntülerden tanıdım diyor. Tekrar aynı şeyi sorduğumuzda MOBESE görüntülerinden gördüm diyor. Bu arada dava dosyasına asla bir MOBESE görüntüsü girmedi. Aslında deliller açıktı yani MOBESE görüntüleri vardı. Diyarbakır gibi bir şehirde olmaması mümkün değil. Ancak biz Hasan için istediğimizde olaydan çok sonra tutuklandığı için görüntülerin saklanma süresi geçtiği için silindiği belirtildi” dedi.
‘Benzetmiş olabilirim’
Yine tanıklardan Kanarya 1’in ilk aşamada teşhis yapmadığını sonradan yaptığını belirten Dilan Coşkun, “Olay daha tazeyken teşhis etmiyorsun ama şimdi nasıl teşhis ediyorsun ve MOBESE görüntüsü falan göstermedik sana dedik tanığa. O da: ‘Bir yıl geçti. Bilgisayar gibi bir hafızam yok. Ama MOBESE görüntülerinde ve olay mahallinde gördüm’ şeklinde beyanları oldu. Mahkeme Başkanı tekrar diyor ki: ‘Bak sen ilk ifadede teşhis etmedin.’ Bu sefer diyor ki: ‘İnan ki benzetmiş olabilirim. Dediğim gibi yüzü kapalıydı. Kıyafetlerinden tanıdım.’ Bu sefer çelişkiyi gidermesi için ben sordum, bana hitaben; ‘Gözlerinden tanıdım’ dedi. Yani hem yüzü kapalı, hem karanlık ve diyor ki ‘Gözlerinden tanıdım’” ifadelerini kullandı. Geldikleri aşamada Hasan’ın dosyasının AYM’de olduğunu belirten Dilan Coşkun, AYM’nin 2022’den beri karar veremediğini belirtti.
Öfke, sürgün, bekleyiş…
On kardeşin 9’uncusu olan Hasan’ın aile evi de Mazlum’unkinden farklı değil; Özlem, öfke, sürgün, ölüm, direniş ve bitmeyen adalet arayışı hepsi iç içe… “Hasan sevilen bir çocuktu” diyerek anlatıyor anne Nazime Uyanık, askerden döndükten sonra başka şehre çalışmaya gidiyor ve olayların yaşandığı tarihte bayram izni için gelmiş evine. Nazime Uyanık tutuklanma sürecini şu şekilde anlatıyor: “Baskından önceki akşam çocuklar geldi; ‘Polisler mahalleyi sarmış’ dediler. Meğer evimizi tespit ediyorlarmış. Sonraki akşam kapı çalmaya başladı. Ben yataktan çıkana kadar ‘Polis!’ diye bağırmaya başladılar. Ben üstümü değiştirene kadar Hasan onlara kapıyı açtı. Hasan kapıya giderken de; ‘Merak etme en fazla birkaç soru sormaya gelmişlerdir, ne olabilir ki’ dedi. Bir suçu olsaydı kendini kurtarırdı, damdan atlar komşularımızın evine sığınırdı. Ama yapmadı çünkü suçu yoktu… Eve girdikleri gibi Hasan’ın kafasından tutup yere yatırdılar. Diğer oğlum, ‘Kardeşimin bir suçu yok, neden bunu yapıyorsunuz?’ diye sordu. Polisler, ‘Emir verildi, yerine getiriyoruz’ dediler. Bu cevaba karşılık oğlum da; ‘Siz kendinize kurban arıyorsunuz. Kardeşimin suçu yok, kurban seçtiniz’ diye cevap verdi. Öylece alıp götürdüler o gece…”
İnsanlığa sığmayan ‘kötülük’
Cezaevi süreci de başka bir işkenceye dönüşmüş aile için. Baba yaşadıklarından kaynaklı kansere yakalanıp hayatını kaybedince insanın aklını almayacağı kötülük tam bu sırada yaşanır. Anne Nazime Uyanık, “Babasının cenazesi için milletvekillerimiz cezaevini aradılar getirsinler diye. ‘Müebbet olduğu için getiremiyoruz’ dediler. Biz de; ‘O zaman Hasan’a söylemesinler’ dedik. Sabahında cezaevi müdürü yanına bir personel ve bir imam alarak hücreye Hasan’a başsağlığı dilemeye gitmiş. Oğlum çıldırmış…” diyor.
Sigara alıp geri geldi
Cezaevinin çok uzak olduğu için sık sık gidemediklerini, diğer bayram gitmediği için Hasan’ın çok korktuğunu belirten anne Nazime Uyanık, olay gecesini ise şu şekilde anlattı: “O akşam Amed birbirine girmiş, sakın dışarı çıkma, dedik. ‘Tamam’ dedi. ‘Sadece sigara almaya gidiyorum, gelicem’ dedi. Sigara alıp geldi. O süreçte abisinin Hasan’ı arama kayıtları da var, HTS dedikleri kayıtlar. Ama ısrarla dediler Hasan olay yerinde. Taksiye binse bile olay yeri ile bizim evin arasında yarım saatlik mesafe var. ”
Nazime Uyanık, başkasının yüreği yansın istemiyor: “Barış olsun, kimsenin çocuğu ölmesin. Yasal adım atsınlar, cezaevleri ancak öyle boşalır. Devlet mahsustan bu çocukları tutukladı, bu olayları devlet eliyle başlattılar. Cezaevi önlerinde kaç aileyle tanıştık hepsinin hikâyesi öyle. Kürt kimliğimizden kaynaklı bu durumu yaşadık. Oğlum Hasan da ‘Ben Kürdüm’ diyordu, bundan kaynaklı bu suçu ona attılar. Allah hakkını onlara bırakmasın, ne diyeyim.”
Cezayı çoktan kesmişlerdi
Abla Avşin Uyanık ise duygularını, “öfke” olarak tanımlıyor; “Öfke, üzüntü, acı ama çoğunlukla öfke. Çünkü suçsuz yere tutuklu olduğunu biliyorsun. Ve onun gibi birçok insan var. Saçma ve trajik olan suçsuzluğunu ispat etmeye çalışıyorsun ama onlar sana zaten bir ceza kesmiş” diyor. Babasının en büyük korkusunun Hasan’ı göremeden ölmek olduğunu dile getiren Avşin Uyanık, şunları belirtiyor: “Babam kanser hastası oldu. Temel sebebi bu mahkeme süreçleriydi, Hasan’ın uzakta olması ve her seferinde bırakılacak denilerek bırakılmamasıydı. Görmeden ölmek istemiyordu ama olmadı…”
Gençliğini çaldılar
Avşin Uyanık, “Aileni kaybediyorsun, suçsuzsun ve ispat ettiğin halde bırakılmıyorsun. Öfkeliyim çünkü gençliği orda geçiyor. Onun arkadaşları dışarıda farklı farklı hayatları deneyimlerken onu gözünün önünde solduğunu görüyorsun” diyerek yaşadığı duyguyu dile getiriyor. Cezaevi sürecini ise şöyle tanımlıyor Avşin Uyanık:
Yüzü kapalı teşhis!
Yargılama sürecinde yaşanan hukuksuzluğu bir olayla anlatan Avşin Uyanık, “Kanarya 1 diye bir gizli tanık vardı aslında sahte tanık ama gizli tanık olarak adlandırıyorlar. Olayın üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen 30 kişiden çoğunu bazılarının yüzü kapalı olduğu halde burunlarından tanıdığını iddia ediyor. Avukatlar bu duruma itiraz etti. Mahkeme heyeti de sahte ifade verdiğinden şüphelenip sanıkların arasına iki sivil polis, iki de mahkeme personeli koydu. Bu kişi onları da teşhis etti! Hatta teşhis ettiği polislerden biri için ‘elinde sopa vardı gördüm, gözlerinden tanıdım, ölenleri çekiyordu’ dedi. Bunun üzerine mahkeme beyanlarını kabul etmedi. Karşı taraf hemen reddi hâkim talebinde bulundu. Sonrasında ne tesadüf ki gizli tanığın ifadesini kabul etmeyen heyetin hepsi değiştirildi. Bu durum bu davanın ne kadar politik olduğunu gösteriyor. Bize şu mesajı veriyor: Kürtsünüz, haddinizi bilin, ayağınızı geri çekin. Hiçbir şekilde sesinizi çıkarmayın…” diye anlatıyor.
Süreç uzatılıyor
Bir diğer amacın Kürtler içinde ikilik yaratmak olduğunu düşünen Avşin Uyanık, “Farklı görüşlerde olabiliriz ama sonuçta hepimiz dönüp dolaşıp Kürt’üz. Özellikle Hizbullahçı kesimi Kürt kesimi ile karşı karşıya getirmek istediler. Karşı taraf da aklı başında olsa bu durumun gayet farkında olurdu. Ama birileri tarafından uyutuluyor… Azıcık onların da onurları olsa hiçbir vaadin kardeşinin yerini tutmayacağını bilirdi. Acıları yarıştırmak değil amacımız ama ya suçsuz günahsız ömürleri çürütülen insanlar. Sizin ki acı da onların değil mi, diye sormak istiyor insan. Bu dava sonucu baştan belli olan cezası kesilen bir davaydı. Ondan kaynaklı sadece sürece bağlı olarak bu davanın sonuçlarının değişeceğine inanıyoruz. Dosya sürekli uzatılıyor. Yargıtay’a gidiyor, geri bozuluyor, tekrar görülüyor, tekrar Yargıtay’a gidiyor. Şuan Anayasa Mahkemesi’nde yine beklemede ne olacak bilmiyoruz…” diyor.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***