Site icon Serbest Görüş

Barışmak…

Barışmak…


PROF. DR. M. EFE ÇAMAN | YORUM 

Olur mu bilmiyorum, ama Türkiye toplumunun barışmaya ihtiyacı var. Kavgalıyız. Kanlı bıçaklıyız. Husumetliyiz.

Sosyolojik manada toplum olma özelliğini yitirmiş olan Türkiye’de insanlar birbirleriyle kavgalı. Kavgalıyız hepimiz. Dinle olan veya olmayan ilişkimiz yüzünden, doğru veya yanlış olan etnik kökenlerimiz yüzünden, siyasal düşüncelerimiz, tercihlerimiz veya ideolojimiz yüzünden, cinsiyetimiz, cinsel yönelimimiz ve kimliğimiz yüzünden, daha çok veya az eğitimli olmamız yüzünden, maddi durumumuz ve sınıfsal aidiyetimiz yüzünden – aklınıza gelebilecek her türlü farklılıktan ötürü bölünmüşüz, parçalanmışız, kutuplaşmışız.

Birbirimizden nefret ediyoruz, varlıklarımızı bile bilmeden. Öteki addettiğimizle içmiş olduğumuz bir acı kahvemiz yok. Ama onu sevmiyoruz, ondan nefret ediyoruz. O olmamak üzerinden kendimizi tanımlıyoruz. Çocuklarımıza, “Onun verdiği suyu sakın içme, yemeğinden yeme!” diyoruz.

Nefret öyle derin ki! Onun yok olmasını mutluluğumuza endekslemişiz.

“Ötekilerle aynı ortamda bulunmak en büyük talihsizliğimiz!” diye düşünüyoruz. Bu da muhtemelen bir takım komploların eseridir. Dış mihraklar bunu böyle dizayn etmiştir mutlaka.

Oysa herkes bizim gibi olsaydı ne güzel olurdu! Fotokopi makinesinden çıkmış çıktılar gibi olsaydık, aynısının tıpkısı kopyalar. Herkes aynı şeyleri düşünse, aynı inançlara ve kanaatlere sahip olsa, aynı dine ve Tanrı’ya inansa veya inanmasa, aynı idealleri ve değerleri benimsemiş olsa!

Maalesef bu böyle değil; o halde nefret edelim! Öfkemiz bizi mutsuz etse de, bu kavgaya değer – toplum işte bu patolojide.

Sosyoloji diyor ki, toplum olarak nitelenebilmek için bir toplulukta geniş anlamda bir “biz” duygusu gerekir. Bu biz duygusuna sahip insanlar arasında ortak değerler olmalıdır. Ortak değerlerle ve “biz” duygusuyla donanmış insanların ortak kolektif hedefleri olmalıdır. 

Yani beraber olmak isteyeceksiniz. Kendinizi beraber olduklarınıza ait hissedeceksiniz. Bundan memnun olacaksınız. Onlarla benzer değerleri paylaşacaksınız. Beraber yaşayıp giderken, bazı makro hedefler konusunda geleceğe dair ortak erekleriniz (amaçlarınız) olacak.

Ne kadar ütopik geliyor Türkiye topluluğunu (toplumu demiyorum!) düşününce, öyle değil mi?

Kan davalısı olmuşuz birbirimizin. Ve hayat cehenneme dönüşmüş. Sokaklarda asık yüzlü ve aç insanlar, birbirlerine saldıracak fırsat kolluyor. Televizyonlarda “yerli ve milli olan” grup ötekileri aşağılıyor. Daha önce de kendisi aşağılanmıştı! Öyleyse sorun yok! Bu bir sarmal ve şimdi devir onun devri. Haydin devam!

Sorun sadece siyasete dair değil, biliyorsunuzdur. Zaten görüyorsunuz muhtemelen. Ne zaman sosyal medyaya girseniz veya bir televizyon kanalını açsanız – hangisi olduğunun hiçbir önemi yok – insanların kutuplaşması her şeyin merkezinde!

Eskiden de insanlar elbette birbirlerinden farklı düşünürdü, ama bu kadar büyük bir kutuplaşma var mıydı, emin değilim. Birbirinden hazzetmeseler de asgari bir tolerans ve saygı hâkimdi diye hatırlıyorum. Devlet hep birilerini hedef alsa da, toplumsal seviyede, mesela mahallelerde, insanlar birbirlerini yok etmek isteyecek kadar öteki görmezlerdi.

Gömleğinin ilk düğmesi yanlış ilikli Türkiye devletinin Türk üstünlükçü kimlik politikalarına ve anti-din merkezli laiklik konseptinde makbul olmayan vatandaş olsanız bile, bugünkü gibi bir halk sporu “nefret” ve “ötekileştirme” su kuyruklarında veya bayram namazlarında falan dışarı kusmazdı içindeki irini. Özünde kara gözlü kara kaşlı minik çocuklara sevgi duyarken onların Alevi mi veya Kürt mü olduklarını düşünmezdi kimse. Mahallelerde top oynayan çocuklar susadı mı, eve gitmeye üşenip yakındaki bir dükkânın lavabosundan su içerken, dükkân sahibinin meşrebini falan düşünmezlerdi.

Ramazan pidesi kuyruklarında sohbetler olur, bu sohbetlerde kimin hangi partiye rey attığını düşünmezdi insanlar. Veya Ecevitçi-Demirelci münakaşalarında mizah ve nükte olurdu, kafa gözü bırakın kap bile kırılmazdı çoğu kez. Dükkân önlerinde tavla oynayan veya cumayı beraber kılan amcalar kimin dinini daha iyi uyguladığından ziyade iyi insan olmanın güzel özelliklerini sergilerlerdi – birbirlerinin koluna girer, birbirlerine su ikram eder, iltifatlar eder, gülerlerdi.

Evet, gülmek! Gülmeyi unuttu insanlar. Nefret alıp başını kontrol dışına çıkmaya dursun, sadece nefrete maruz kalanı değil nefret edeni de zehirler. Hayat yaşanmaz olur. Mutlu olmak bu dünyadaki amacımızsa eğer, mutlu etmeyi öncelemek zorundayız, ama nefret iklimi varsa bu imkânsızdır.

Farklılıklarımızı ne zaman normal addetmeye başlarsak o zaman rahat ederiz. Çünkü başkaları da bizim onlardan farklı olmamızı normal addetmeye başlar.

Barışmak çok önemli!

Bugün bayram.

Eskiden bayramlarda küsleri barıştıran gönüllü barış elçisi amcalar ve teyzeler olurdu. Size bayıcı bir güzellik ve insanlık konuşması yapar, sonra kolunuzdan tutup elinizi hasmınıza uzattırırlardı. O hasımların gülümsemediğini hiç görmedim ben. Barışmak ve birbirine sarılmak kadar huzur veren ne olabilir? Neyin kavgasıdır bu!

Türkiye’de kolumuza girecek liderler neden çıkmıyor?

Niçin tansiyonu düşürüp yeni bir sayfa açamıyoruz? Barışmak neden zor geliyor, bu kadar ihtiyaç varken?

Bu bayramın toplumsal barışımıza vesile olmasını diliyor, hepinizin bayramını en içten duygu ve dileklerle kutluyorum.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version