AHMET KURUCAN | YORUM
2 Mayıs 2026 Cumartesi günü, New Jersey’de gerçekleştirilen “Çağlayan Sempozyumu – Sessiz Çığlık: Aile, toplum ve inanç ekseninde bağımlılıklar ve çözüm yolları” başlıklı programa sabah 10.30’dan akşam saatlerine kadar başından sonuna kadar katıldım.
Açıkça ifade edeyim ki bir gün boyunca yapılan bütün tebliğleri dikkatle dinledim. Salonun fiziki olarak insanı üşütecek kadar soğuk olması bile bu yoğun fikrî atmosferin önüne geçemedi. Zira içerik, ortamın bütün eksikliklerini gölgede bırakacak kadar dolu ve derindi. Kimseye diyet borcum yok. Hiç kimsenin gönlünü etmek için de yazmadım bu son cümleyi. Bu tespite can u gönülden inanıyorum ve inandığımı yazıyorum.
Programın ana ekseni, başlığından da anlaşılacağı gibi modern çağın en sinsi problemlerinden biri olan bağımlılıkları aile, toplum ve inanç üçgeninde ele almak ve çözüm yolları aramaktı. “Sessiz Çığlık” mottosu ise aslında meselenin özünü çok veciz bir şekilde ifade ediyordu: Görünürde sessiz ama iç dünyalarda derin yaralar açan bir problem… Bu çığlığı duymak ve duyurmak için bir araya gelinmişti.
Sempozyumun açılış çerçevesinde Abdullah Aymaz ağabeyin Hizmet Hareketi’nin dergicilik serüvenine dair yaptığı değerlendirme, benim için günün en anlamlı kesitlerinden biriydi. ‘Gurbet’ dergisinden başladı Zuhur’a, Sızıntı’ya, Yağmur’a, Yeni Ümit’e ve Çağlayan’a uzanan yolculuğu özetledi. Bu tür şeyleri yaşayan bir şahsiyetten dinlemek, metinlerden okumaktan çok daha derin bir tesir bırakıyor insanda.
Program boyunca kürsüye çıkan isimler, alanlarında ciddi birikimi olan, meseleye farklı disiplinlerden yaklaşabilen kıymetli insanlardı. Kemal Gülen’in sunumu Enes Kanter’in konuşması ve İrfan Yılmaz, Ümit Karabıyık, Fatma Kurt, Ali Ünsal, Elif Nesibe Temiz, Mehmet Ateş, Adem Akıncı ve Ömer N. Pamuk çok iyi hazırlandıkları daha ilk cümlelerinden belli olan tebliğleri ile bağımlılık meselesini hem pratik güncel bir sorun hem de teorik boyutları ile değerlendirdiler.
Programın akışını yöneten moderatörler Mehmet Tuna ve Hasan Ahmet Gökçe ise gerek kendi her iki oturumun başında yaptıkları konuşmaları gerekse tebliğlere yönelik kısa özet ve analizleri ile ayrı bir ufuk açtılar.
Yukarıda yazdım, bana göre tebliğlerin en dikkat çekici tarafı, her birinin ciddi bir hazırlık sürecinin ürünü olmasıydı. Elif Nesibe Temiz ve Fatma Kurt hanımın sunumları son zamanlarda benim de ilgi alanıma giren psikoloji ilminin verileri ile hem akademik derinlik hem de meseleye yaklaşım biçimi açısından oldukça zihin açıcıydı. Kalp cerrahı Mehmet Ateş ve Ramotoloji uzmanı Ömer Pamuk’un tebliğlerinde bağımlılığı tıbbî, psikolojik ve sosyal yönleriyle ele almaları; meseleyi sadece “irade zayıflığı” gibi dar bir çerçeveye hapsetmenin ne kadar eksik olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
İrfan Yılmaz Bey’in alkol ve pornonun biyolojik bedende yapmış olduğu tahrifat ve tahribatları istatistiki ve uzun süreli çalışmaların ürünü olan ilmi verilerle kıyaslayarak değerlendirmesi bağımlılık tablosunu daha geniş bir düşünce zeminine taşıdı. Ümit Karabıyık’ın algoritmalar ekseninde verdiği somut bilgiler çoklarımız için yeni ve aynı zamanda şaşırtıcıydı.
O sunumu dinledikten sonra ‘kontrol kimde?’ sorusunu sorduk hepimiz. Adem Akıncı ve Ali Ünsal da meselenin dini boyutu adına çok değerli noktalara vurgu yaptılar.
Katılım meselesine gelince… Salon beklendiği kadar dolu değildi. Aynı şekilde ilginin de istenilen düzeyde olduğunu söylemek zor… Belki başka programlarla çakışması, belki şartlar, belki de farklı sebepler… Fakat bu durumu, programın değeri açısından bir eksiklik olarak görmüyorum. Hatta bazı yönleriyle daha derinlikli bir dinleme ve tefekkür imkânı sundu. Yine de böylesine nitelikli bir içeriğin daha geniş kitlelerle buluşamaması, üzerinde düşünülmesi gereken bir husus olarak not edilmeli.
Öte yandan önemli bir avantaj var: Bütün konuşmalar kayıt altına alındı. Bu tebliğler, YouTube başta olmak üzere farklı platformlarda yayınlanacak. Yani o gün salonda bulunamayanlar da zamanla bu içeriklerle buluşacak. Belki de günümüzün yeni “ilim meclisleri” artık bu şekilde, zamana ve mekâna yayılmış olarak teşekkül ediyor.
‘Çağlayan Sempozyumları’ serisinin bu üçüncü halkası. Umarım seneye başka bir yerde başka bir konuyla Çağlayan yine okuyucuları ile buluşur. Bana soracak olursanız, buluşmalı da. Çünkü her biri farklı konulara temas eden bu tür ilmi toplantılar, aslında bir arayışın, bir istikrarın ve bir düşünce inşasının işaretleri.
Organizasyonda emeği geçen herkese ayrıca teşekkür etmek gerekir. Böylesine kapsamlı bir programı hazırlamak, konuşmacıları bir araya getirmek ve meseleyi bu kadar çok boyutlu ele almak ciddi bir gayretin neticesidir. Bu emek, programın her safhasında hissediliyordu.
Netice itibariyle, “Sessiz Çığlık” bağımlılık sorununu özetleyen edebi bir başlık ya da motto değildir. O aynı zamanda günümüz insanına bir çağrıdır. Bu çağrıya kulak vermek lazımdır. Sempozyum esnasında çok sık tekrarlanan cümle ile ifade edecek olursak ‘Bağımlılık bize uğramaz’ dememek gerek. Uğrayabilir. Kim bilir -Allah muhafaza-belki de uğramıştır bile.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

