PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından beklenen hukuksal ve yasal düzenlemelerin pratik adımları hala atılmazken, Abdullah Öcalan, son bir buçuk yılda süreç kapsamında önemli uyarı ve önerilerde bulundu
Meclis’in 2024 yeni yasama açılışında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) sıralarına gidip tokalaşması ve 22 Ekim 2024 tarihindeki grup toplantısında kullandığı, “Şayet tecrit kaldırılırsa, gelsin DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün bittiğini, örgütün lağvedildiğini ilan etsin. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın” ifadeleri siyaset gündeminde tartışma yarattı.
Bahçeli’nin bu çıkışı Türkiye siyaset tarihinde bir ilk olma özelliğini taşırken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da “Cumhur İttifakı tarafından açılan tarihi fırsat penceresinin, kişisel hesaplara kurban edilmemesini ümit ediyoruz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel de sürece desteğini ilk elden, “Kürtleri Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi yapalım. Biz kurucu parti olarak buradayız, her şeyi hep birlikte yapmayı teklif ediyoruz” açıklamasında bulundu.
43 ay sonra ilk mesaj
Bu açıklamaların ardından 43 ay boyunca haber alınamayan ve mutlak tecrit koşullarında tutulan Abdullah Öcalan ile 23 Ekim tarihinde yüz yüze aile görüşü yapıldı. Yapılan bu görüşmede Abdullah Öcalan, “Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim” mesajını kamuoyuna gönderdi.
İmralı heyet görüşmesi
Bu görüşmenin ardından, 28 Aralık 2024 tarihinde DEM Parti Milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştü. Abdullah Öcalan bu görüşmede, Kürt-Türk kardeşliğinin yeniden güçlendirilmesinin tarihi bir sorumluluk olduğunu, tüm halklar için kader tayin edici bir öneme sahip olduğunu ve aciliyet kazandığını belirtti.
‘Pozitif adım atmaya hazırım’
Bu görüşmede Abdullah Öcalan şu mesajı gönderdi:
“Sürecin başarısı için Türkiye’deki tüm siyasi çevrelerin dar ve dönemsel hesaplara takılmadan inisiyatif alması, yapıcı davranması ve pozitif katkı sunması elzemdir. Bu katkıların en önemli zeminlerinden biri de şüphesiz TBMM olacaktır. Gazze ve Suriye’de yaşanan hadiseler göstermiştir ki, dışarıdan müdahalelerle kangrenleştirilmeye çalışılan bu sorunun çözümü artık ertelenemez bir hal almıştır. Bunun ciddiyetiyle doğru orantılı bir çalışmayı başarıya ulaştırmak için muhalefetin de katkı ve önerileri değerlidir.
Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim. Heyet bu yaklaşımımı gerek devletle gerekse siyasi çevrelerle paylaşacaktır. Bunlar ışığında gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım. Bütün bu çabalarımız, ülkeyi hak ettiği düzeye taşıyacak ve aynı zamanda demokratik bir dönüşüm için de çok kıymetli bir kılavuz olacaktır. Devir Türkiye ve bölge için barış, demokrasi ve kardeşlik devridir.”
Bu gelişmelerin ardından Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum adı verdiği süreç isim kazanırken, fesih çağrısı ile birlikte süreç somutluk kazandı. PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma ve fesih kararı ile çekilme adımlarının atıldığı bu süreçte, beklenen hukuksal ve yasal düzenlemeler hala hayata geçirilmedi. Gelinen aşamada süreç, Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olarak statüsünün tanınmamasına takılmış durumda.
Özgür çalışır ve iletişim koşulları oluşturulmayan Abdullah Öcalan’ın, hem heyet hem de ailesi ile yaptığı görüşmeler sonucunda kamuoyuna yansıyan süreç bağlamında ki kimi mesajları şöyle:
“2025
27 Şubat: ….Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir. (27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı)
18 Mayıs: Kardeşlik hukuku üzerinde bir yeni sözleşmeye ihtiyaç var. Yaptığımız şeyler büyük bir paradigma değişikliğini ifade ediyor. Türk-Kürt ilişkisinin mahiyeti bambaşkadır, bozulan şey kardeş ilişkisidir. Kardeşler kavga eder ama biri diğerisiz olmaz. Bu ilişkiyi bozan tuzakları, mayınları tek tek temizliyoruz, bozulan yolları, köprüleri onarıyoruz. (DEM Parti İmralı Heyet görüşmesi)
2 Temmuz: Ben kişisel özgürlüğümü hiçbir zaman toplumsal özgürlükten bağımsız ele almadım. Kaldı ki, toplumsal özgürlüğün inşa edilmediği koşullarda bireysel özgürlüklerin gerçek anlamını bulamayacağını hep savundum. (Avrupa heyetine gönderilen mesaj)
9 Temmuz: …Siyaset boşluk tanımayacağına göre, boşluk, Barış ve Demokratik Toplum başlıklı program, ‘demokratik siyaset’ stratejisi ve temel taktik olarak bütüncül hukukla doldurulmak durumundadır. Tarihsel nitelikte ve kader belirleyici bir süreçten bahsediyoruz…Kısır mantıklı, önce sen-ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır. Atılan adımların boşa çıkmayacağını biliyorum… Dolayısıyla daha da pratik ve somut kilit açıcı adımlara geçilmeye çalışılmaktadır. Herkesin üzerine düşeni yapması, Barış ve Demokratik Toplum hedefine ulaşılması, pozitif entegrasyonalist bir perspektifle mümkündür. (Videolu mesaj)
28 Temmuz: Tüm kesimlerin sürece katılımı hayati bir ihtiyaçtır. (Aile görüşü)
28 Ağustos: Demokratik toplum, barış ve entegrasyon, bu sürecin üç kilit kavramıdır.
1 Eylül: …Barış ve demokratik çözüm çağrımız, sıradan bir siyasi hamle değil; stratejik bir adım ve tarihsel bir dönüm noktasıdır. Bu çağrıyla birlikte hem Türkiye’de hem de Ortadoğu genelinde, savaşların ve yıkımların yerini barışa dayalı demokratik bir yaşamın alacağı yeni bir dönemin kapıları ardına kadar açılmıştır… Herkesin bu dönemin ciddiyetini kavrayarak kendini gözden geçireceğine ve barışın ruhuna uygun hareket edeceğine olan inancımla hepinizi bitmeyen sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (1 Eylül Dünya Barış Günü mesajı)
15 Eylül: Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kat ettiği merhale itibariyle hukuksal çözüm aşamasına geçilmiştir. (Avukat görüşü)
3 Ekim: Uygarlığın üç yüzyıl yıkıcı çatışmalardan ve dünya savaşlarındaki korkunç kayıplardan sonra geliştirdiği önemli çözüm modellerinden biri müzakereci demokrasidir. Bunun özünü oluşturan yöntem ve mekanizmalar, Türkiye’nin içeride ve dışarıda yaşadığı pek çok sorunun çözümü için esas alınmalıdır…27 Şubat açıklamasında belirttiğimiz, sürecin gelişmesinin siyasi ve hukuki gerekliliklere bağlı olduğu cümlemizin arkasındayız. (DEM Parti İmralı Heyet görüşmesi)
13 Ekim: Umut ilkesi devletin atması gereken bir adımdır. Bu bagajı kaldırması lazım. Bu, binlerce insanı etkileyen bir meseledir. Nereden bakarsanız bakın bunun kaldırılması gerekir. Hukuk açısından bunun yapılması gerekir. Politika da adalet de bunu gerektiriyor. (Avukat görüşü)
3 Kasım: ..Sınırlı şartlarda tarihi bir mesele için ciddi bir çaba sarf ediyoruz. Yıkıcı ve negatif değil, pozitif bir aşamayı geliştirmeye çalışıyoruz. Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi ve bunun için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalıdır. Bütünsel bir olgu olarak yasallığa geçiş, Demokratik Cumhuriyetin hukuksal temellerini sağlamlaştıracaktır. (DEM Parti İmralı Heyet görüşmesi)
8 Kasım: Benim özgürlüğüm, Kürt halkının ve Türkiye halklarının demokrasisiyle, ortak özgürlüğünden ayrı değildir. Özgürlük demek barışa, demokrasiye ve eşit yurttaşlığa özgürlük demektir…Bu süreç, aslında negatif devrim sürecinden pozitif devrim sürecine geçiştir. Sürecin bu karakteri, tarihsel ve evrensel bir gerçeklik olarak kavranmalıdır. ..Kürt olgusuna ve mücadelesine dayatılan hukuk dışılıktan, hukuksal zemine geçiş mücadelesini esas alıyoruz…Kürt halkının Cumhuriyet’e anayasal kabulü ve demokratik zeminde eşit yurttaş olarak varlığını sürdürmesi, Türkiye’nin demokratik geleceğiyle doğrudan bağlantılıdır. (Almanya’nın Köln kentinde ‘Önder Apo’ya özgürlük’ yürüyüşüne gönderilen mesajı)
22 Kasım: Kalıcı barış ve gerçek çözüm için, hukukun yeniden inşa edilmesi ve demokratik siyasetin kurumsallaştırılması, vazgeçilmez bir gerekliliktir. Bu açıdan keyfi uygulamalara son verilmesi, evrensel hukuk ilkelerinin ve uluslararası kurumların kararlarının ivedilikle yerine getirilmesi büyük önem taşımaktadır. (Almanya’nın Bonn kentindeki ‘Birlikte Yaşamı Şekillendirmek: Türkiye’de Çözüm Süreci ve Gelecek Perspektifleri’ne gönderilen mesajı)
24 Kasım: Biz devletle bir mutabakata varmıştık ama şimdi bir siyasal mutabakat arıyoruz. Ve gelen heyet olarak sizleri siyasal heyet olarak kabul ediyorum ve tarihi bir görüşmedir. (Komisyon İmralı ziyareti)
2 Aralık: … İçinde bulunduğumuz geçiş sürecinde özgün ve bütüncül hukuka dayalı bir barış yasasının gerçekleşmesi ile siyasi şiddet ve demokrasi dışı müdahale olgusu Türkiye gündeminden çıkacaktır. Buna, barış yüzyılına geçiş yasası da diyebiliriz…Türkiye’de yönetim ve iktidar şansını doğru kullanmak isteyen her siyasal ve toplumsal kesimin siyasal sorunlara tutarlı yaklaşması ve demokratik çözüme ortak olması gerekir. Bu süreç, Kürtlerin cumhuriyete hukuk yoluyla katılımını sağlama ve demokratik cumhuriyeti en geniş toplumsal birliktelikle inşa sürecidir. (DEM Parti İmralı Heyet görüşmesi)
6 Aralık: Devletle ilişkimi bir demokratikleşme ilişkisi olarak tanımlıyorum…Hukuk, devlet ile toplum arasındaki demokratik ilişkinin güvencesi ve dengeleyici mekanizması olarak şiddeti engelleyen bir çözüm aracıdır….Bunun içinde temel mücadele stratejisi olarak ortaya koyduğum argümanlardan biri de demokratik entegrasyon ve bunun hukuk kavramı oldu. Hukukun bireysel ve evrensel normlarla, kolektif haklarla yeniden toplum lehine yapılandırıldığı demokratik entegrasyon hukuku da üç temel ilkeye dayanmalıdır. Özgür yurttaş yasası, barış ve demokratik toplum yasası ve özgürlük yasaları.. (İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı’na gönderilen mesaj)
30 Aralık: … Zorluklara rağmen geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum perspektifi yalnızca bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Eğer doğru ve anlaşılır değerlendirilirse bu perspektif yeni çatışmaların önüne geçebilecek, halkların birlikte, eşit ve özgür yaşamını mümkün kılabilecek bir panzehirdir. Önümüzdeki dönemde temel sorumluluğumuz, kısa sürede ortaya çıkabilecek yeni bir çatışmayı engellemek ve telafisi mümkün olmayan sonuçların önüne geçmektir….() Bu krizlerin merkezinde yer alan Kürt meselesinin çözümü ise, ancak toplumsal barış ve demokratik uzlaşı ile mümkündür. Sorunun çatışma, savaş, askeri ve güvenlikçi yöntemlerle değil; halkların iradesini esas alan demokratik bir zemin üzerinden ele alınması hayati önemdedir.
2026
16 Şubat: TBMM Komisyon raporunun temel toplumsal gerçeklerle uyumlu olması gerekir. Sürecin bundan sonraki ilerleyişinde komisyon raporunun bu niteliği son derece önemli olacaktır. ‘Terörü tasfiye’ mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder. Ben, bu toplantımızı Demokratik Entegrasyona bir giriş toplantısı olarak değerlendiriyorum. …İçinde bulunduğumuz süreç, inkârı ve isyanı sona erdirme sürecidir. Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz.
Günümüzde ise uygun çağdaşlık ölçüleri temelinde ve rasyonalitesi olan bir şekilde cumhuriyetle bütünleşeceğiz. Bunun bir mimarisinin olması gerek. Kürt varlığının inkâr edilmemesi, mimarinin kurulması anlamına gelmez. Mimari, yasasız ve ilkesiz olmaz. Meseleyi birkaç ceza hukuku maddesi değişikliğine indirgemek de doğru olmaz. …Bir vatandaşlık tanımı meselesi var. Vatandaşlık, devletle kurulan bağı ifade eder…Ben özgür yurttaş demeyi tercih ediyorum.
Demokratik Cumhuriyete entegrasyon Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli…Kürtlerin entegrasyonu, Cumhuriyet’in en temel ayaklarından biri olacaktır. İki yüz yıldır baş aşağı giden kardeşliği, ayakları üzerine kaldırıyor ve kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Bu, yeni yüzyılın, hatta yeni bin yılın inşasıdır….Her şey güvenliğe boğulmamalıdır. Güvenlik siyaseti, siyaset de güvenliği esas almalı. Biz siyasi bir topluluk olacağız: Demokratik siyaset topluluğu. (DEM Parti İmralı Heyet görüşmesi)
19 Şubat: Bu rapor (Meclis komisyon raporu), Sn. Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu iradeyle Sayın Bahçeli’nin çağrısına benim cevap olmamla İmralı’da başlayan diyalog sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İlgili tüm tarafların bu gerçekliği teslim ederek, raporun gerektirdiği yasal, kurumsal pratik süreci başlatması, silahın kesin olarak gündemimizden çıkmasını garanti edecektir…İmralı’da yürüttüğümüz diyalog süreci ciddi bir mücadeledir…Ancak rapor önemli bir başlangıçtır. Sonuç alıcı hale gelmesi, gereklerinin pratikte gerçekleşmesi yine mücadeleye bağlı olacaktır… Demokratik inşa silahla, çatışmayla değil, diyalogla, karşılıklı birbirini anlamayla gerçekleşecektir. Hukuki güvence olduğu müddetçe, hiçbir kesim şiddete, silaha, çatışmaya meyletmez; meyletmesi durumunda da tecrit olmaktan kurtulamaz…Süreci başarıya götürecek olan demokratik siyaset çalışmalarıdır…Hiç kimsenin rehavete kapılma lüksü yoktur. Asıl mücadele şimdi başlamaktadır. Zor, ama başarının imkân dahilinde olduğu bir sürece girmiş bulunuyoruz (DEM Parti İmralı Heyet görüşmesi)
26 Şubat: Umut hakkı önemlidir. Meclis’te de benim statüm meselesi konuşuldu. Elbette ki benim statüm önemlidir. Bunun açıklığa kavuşması gerekiyor. Benim statüm aynı zamanda Kürtlerin statüsüdür. (Aile görüşü)
27 Şubat: 27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır….Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.
Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz…Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var. (27 Şubat çağrısının birinci yıl dönümünde okunan mesajı)
21 Mart: Bugün artık yeni bir sayfa açılmıştır. Bu coğrafyadaki halkların özgürce bir arada yaşamasının yolu aralanmıştır. 27 Şubat 2025 tarihinde başlattığımız süreç Newroz’un ruhuna uygun bir birlikteliğin temellerini yeniden diriltmek içindir…2026 Newrozu bu tarihin bütün haşmetiyle güncellenmesidir. Tarih şimdileşiyor, gerçek kültürlülük temelinde bilinç bulmaya doğru büyük bir imkana ulaşıyor. Newroz’un anlamı ve gücü ‘şimdi’ olarak tarih sahnesine çıkmaktadır.
27 Mart: Çözmeye çalıştığımız bu büyük soruna dar yaklaşılmaması gerekir. Çünkü Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye’de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de İran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır: Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur…27 Şubat çağrımda da ifade ettiğim gibi silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız süreç Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş sürecidir. Arzulanan süreç başarıya ulaştığında Cumhuriyet iki kat güçlenecektir…Cumhuriyete katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır. Bu noktada, sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum.”
Haber: Diren Yurtsever / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

