Sosyalist Kadınlar’ın düzenlediği etkinlikte konuşan TJA aktivisti Sebahat Tuncel, ‘Ortadoğu ve Türkiye siyasetinde kadınlar olarak barış mevzusunu örgütlemek durumundayız. Savaşa karşı da bir barış mücadelesine ihtiyacımız var’ dedi
Sosyalist Kadınlar, SOLDEP Genel Merkezi’nde “Kadınlar barışı örgütlüyor” etkinliği düzenledi. Etkinlikte Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel konuşmacı olarak katıldı.
Sebahat Tuncel, 1 Mayıs’a giderken süreci konuşmanın önemli olduğunu vurgulayarak, “Kadınlar olarak yaşamın her alanında varız. 1 Mayıs’a giderken bunu gündemimize almak ve Ortadoğu siyasetinde Türkiye siyasetinde kadınlar olarak var olmak önemli. Kadınlar olarak barış mevzusunu örgütlemek durumundayız. Kürt sorunu bağlamında silahların susması değil, savaşa karşı da bir barış mücadelesine ihtiyacımız var. Savaş sadece silahlı mücadele anlamında söylenmiyor. Sol literatürde de yoksulluğa karşı sisteme karşı erkek egemenliğine karşı kavramlar olarak çok geniş anlamları var” dedi.
‘Demokratik Ortadoğu birliğine ihtiyaç var’
Barışı yeterince toplumsal talep haline getiremediklerine dikkat çeken Sebahat Tuncel, “Ortadoğu’da sıcak savaş yaşanıyorken barışın konuşulması çok önemli. Erkek egemenliğinin halklara açtığı savaş karşısında barış mücadele aynı zamanda sıcak savaş olarak adlandıracağımız Ortadoğu’da kesintisiz süren bir savaştan bahsediyoruz. Bu savaşı çok uzun süredir körfez savaşına kadar götürebileceğimiz bir sürecin geniş bir aşaması olarak değerlendirebiliriz. Savaş koşullarında barış mevzusunu konuşuyoruz. Barış meselesini bir bütün Ortadoğu coğrafyası açısından bakmak gerekiyor. Sayın Öcalan’ın üçüncü yol dediği; Ezilen yoksul emekçi hakların inançların birbirinin kimliğine saygı duyan güvence altına alınan demokratik bir Ortadoğu birliğine ihtiyaç var. Ortadoğu’yu bu savaştan koruyacak olan budur egemenlerde buna engel olmaya çalışıyor” diye belirtti.
‘Savaş karşıtlığı kadınların sorumluluğu’
Sykes-Picot Anlaşması’na dikkat çeken Sebahat Tuncel, bu anlaşmayla Kürtlerin dört ulus devletin baskısı haline bırakıldığını hatırlattı. Yeni süreç ile Ortadoğu’nun yüz yıllık sürecini belirlediğini söyleyen Sebahat Tuncel, “Şimdide yeni bir anlaşmayla halkların özgürlüğünü bastırma üzerinden yürüyorlar. Savaşın yarattığı sonuçlara indiğimizde çok boyutlu bir süreci var. Savaş karşıtlığı kadınlar açısından bir sorumluluk olarak önünde duruyor. Kadınların hayatını doğrudan ilgilendiren bir konudur.
Barışı konuşurken bir bütünen Ortadoğu barışının iki önemli merkezi Kürdistan ve Filistin, bu iki sorun nasıl çözüleceği önemlidir. Ortadoğu halklarının birlik ve dayanışmasını esas alan üçüncü siyaseti bizi özgürlüğe taşıyacaktır. Mesele silahların susması değil kalıcı bir barış olmazsa silahlar devreye giriyor. Bir daha silahlar konuşmaması için ne yapmamız gerekiyor diye konuşmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.
‘Sosyalist bir yaşamla insanlara özgürlüğü götürebiliriz’
Yıkım siyasetinin kapitalizmle ilişkisi olduğunu ifade eden Sebahat Tuncel, kapitalist sistemin sonuna gelindiğini belirtti. Sebahat Tuncel, “İnsanlığa bir çözüm üretmiyor kanserleşmiş gibi tüm toplumun hücrelerine yayılmış yeni bir şeye ihtiyaç duyulduğu biliniyor. Kapitalizm esas itibariyle birikim krizidir. Kendisini bunun üzerinden var eder. Kapitalizmin işgal etmediği alanlar kalmadı. Kapitalizmin birikim krizine çözüm olan savaşın son bulması barış aynı zamanda anti-kapitalist bir sistemi oluşturacaktır. Mesele kapitalizmin yarattığı savaş ve çatışmanın eşitsizliğin ortadan kalkması içinde bir barış mücadelesine ihtiyaç var. TJA olarak biz Kapitalist modernitenin yerine demokratik modernite, pratik uygulaması da sosyalist bir yaşam sosyalist bir yaşamla alternatif olarak insanlara özgürlüğü götürebiliriz” diye kaydetti.
‘Savaşa karşı olmak yetmez mücadele etmek önemli’
Savaşa sadece karşı olmanın yetmeyeceğini dile getiren Sebahat Tuncel şöyle devam etti: “Karşı olmak aynı zamanda şununla olursa nasıl yaşamak istediğin sorusuna cevap verip yaşamak istediğin yaşamı örgütlemek ile birlikte yürürse anlamlı olur. Yani yoksa sadece itiraz edersin, üzülürsün. Kaldı ki bu üzülmek, ağlamak, öfkelenmek dikkat ederseniz kişiye zarar veren bir şey. Yani devlete zarar vermiyorsa istediğin kadar evde ağla yani istediğin kadar bağır. Öfkenin devlete yönelmemesi, kapitalizme yönelmemesi devlet açısından iyi bir şey. O zaman ne yapacağız? Biz bu öfkemizi, bu itirazımızı örgütleyerek erkek egemen kapitalist sisteme alan daraltacağız. Savaş politikalarına karşı barışı inşa edeceğiz. Buradan da bakınca bu örgütlü bir mücadeleyi ve kamusal bir görünürlüğü zorunlu kılıyor. 27 Şubat 2025’te Sayın Öcalan’ın manifesto da ‘kadınla nasıl konuşacağını bilmeyen sosyalist olamaz’ yaklaşımından tutalım sınıf analizinden öte yani ilk çelişkinin devlet ve sınıf çelişkisi değil, aslında devlet ve komün çelişkisi kadın etrafında oluşan komün çelişkisi. Biz şimdiye kadar bunu şöyle dinliyorduk. İlk çelişki kadın ve erkek arasındaki çelişkidir. Bütün eşitsizlikler temelini bundan almıştır. Bütün diğer eşitsizlikler kaynağını buradan alıyor. Aslında Sayın Öcalan bunu teorikleştirerek bunu 30.000 yıl önceye de götürüp bir değerlendirme yapıyor. Bu bence çok şey ufuk açıcı tartışmayı gerektirir.”
Etkinlik, soru-cevap kısmıyla son buldu.
Kaynak: JINNEWS
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

