Site icon Serbest Görüş

Kahramanmaraş’ta neler oldu? (1): “Tanrıya en yakın varlık”

Kahramanmaraş’ta neler oldu? (1): “Tanrıya en yakın varlık”


M. NEDİM HAZAR | YORUM

Modern Türkiye tarihinin en trajik facialarından birini yaşadık. Günlerdir, yerli/yabancı onlarca kaynaklardan okumalar yaparak olayı anlamaya çabalıyorum. Okuyacağınız bu yazı serisinde, 14 yaşında bir gencin işlediği cinayetin münferit bir olay mı yoksa, yaklaşan felaketler zincirinin bir halkası olup olmadığını öğrenmeye çalışacağız.

Seriye bizden çok uzakta ve yakın geçmişte bir karakter ile başlamak bana mantıklı geldi.

Babası onu son kez bir yürüyüşte görmüştü.

Birlikte yürürken Peter Rodger, oğluna bir şey sormak istedi. Elliot bir süredir bir şeyler yazıyordu. Odasının kapısını kapatıyor, saatlerce bilgisayarının başından kalkmamasını sağlayan bir şeyler karalıyordu.

Babası sordu: “Okuyabilir miyim? Lütfen, sadece birkaç sayfa olsa da…”

Oğul başını olumsuzca salladı: “Yakında göreceksin zaten.”

O yazı, üç yıl sonra 137 (Bazı kaynaklara göre 141) sayfalık bir manifesto olarak 34 kişinin e-posta kutusuna düşecekti. Alıcılar arasında ailesinin üyeleri, terapistleri, eski öğretmenleri ve çocukluk arkadaşları vardı. Konu satırı yoktu. Ek dosyanın adı şuydu: My Twisted World: The Story of Elliot Rodger. (Benim Çarpık Dünyam: Elliot Rodger’ın Hikâyesi)

Tarih 23 Mayıs 2014’tü. E-posta gittiğinde Elliot Rodger üç saate yakın zamandır cinayet işliyordu!

İsterseniz bu tuhaf genci biraz daha yakından tanıyalım.

Elliot Oliver Robertson Rodger, 24 Temmuz 1991’de Londra’da doğdu. Babası Peter Rodger, İngiliz yapım dünyasının çevre figürlerinden, ticari filmler ve belgeseller çeken bir yönetmendi. Annesi Li Chin ise Malezyalı-Çinli bir hemşireydi; set hemşiresi olarak çalışırken film dünyasının içine girmiş, Steven Spielberg ve George Lucas gibi isimlerle arkadaş olmuştu. Lucas ile kısa süreli bir ilişkisi olduğu söyleniyordu.

Elliot beş yaşında ailesiyle birlikte Los Angeles’a taşındı. California güneşinin içine doğan bu çocuğun manifestosunun ilk sayfaları neredeyse şiirsel bir özlem taşıyordu: “İlk yıllarımı mutluluk ve huzur içinde geçirdim.”

Woodland Hills’in palmiyeli sokakları, Star Wars galalarına özel davetiyeler, annesinin tanıdığı ünlüler… Dışarıdan bakıldığında bu hayat, pek çok çocuğun hayal ettiği bir çocukluktu.

Ama Elliot yedi yaşında bir şeyi fark etmeye başladı. Kendi ifadesiyle: “Dokuz yaşındaki benliğim hiyerarşilerin var olduğunu anladı. Bazı insanların diğerlerinden daha iyi olduğunu gördüm. Kıskançlık ve haset… Bu iki duygu tüm hayatıma hâkim olacak ve bana büyük acılar yaşatacaktı.”

Aynı yıl anne ve babası boşandı.

Boşanma, her çocuğu farklı etkiler. Elliot için bu, dünyayı ikiye bölen bir kırılma noktasıydı; öncesi ve sonrası. Babası Fas asıllı aktris Soumaya Akaaboune ile evlendi. Annesi ise daha küçük bir eve taşındı. Elliot, iki ev arasında gidip gelen, iki dünya arasında sıkışan bir çocuktu artık. Ve bu sıkışma hayatında büyük bir kırılmaya yol açacaktı.

Yeni okulunda zorbalığa uğradı mesela. Orta okuldaki ilk günü şöyle anlatıyordu: “Herkesin birbirini tanıdığı bir ortama girdim. Ben hiç kimseyi tanımıyordum. Kimse beni tanımıyordu. Kimse benimle konuşmadı.” 

Spor yapmıyordu, atletik değildi, “popüler” grubun içinde değildi. Oyun oynamaktan ve film izlemekten hoşlanıyordu ve bu da onu akranlarından daha da uzaklaştırdı.

Ergenliğin eşiğinde fark etti ki bazı erkekler kız arkadaş edinebiliyor, o ise edinemiyordu. Bu farkı, ilk başta kişisel bir yenilgi gibi gördü. Zamanla ise büyük bir felakete, ardından bir suça, sonunda da bir davaya dönüştürdü.

Bir ideolojinin inşası

Aslında Elliot Rodger yalnız değildi. En azından internet ortamında.

2012 yılı civarında kendine göre “yoldaşlarını” bulmuştu: PUAHate adlı bir forum. Forum, başlangıçta “pickup artist”; yani kadınları manipüle ederek ilişkiye ikna etmeyi “sanat” olarak sunan figürleri ifşa etmek amacıyla kurulmuştu. Ama zaman içinde farklı bir şeye dönüşmüştü. Kadınlara romantik ya da cinsel erişimde başarısız olan erkeklerin öfkelerini paylaştığı, birbirlerini doğruladığı, kıskançlıklarını ideolojiye dönüştürdüğü bir mekâna.

Buradaki kullanıcılar kendilerini “incel” olarak tanımlıyordu. Bu kelmeyi bu köşeyi okuyanlar hatırlayacaktır, serimizin ileriki bölümlerinde tekrar hatırlatacağım bir Netflix dizisi: Adolescence. Kelimenin kökeni “involuntary celibate”ten geliyor: İstemsiz bekâr demek. Yani kadınların tercih etmediği, reddedilen, dışlanan erkek. 

Esasen başlangıçta bu kelimeyi icat eden bir Kanadalı kadındı ve 1990’larda, kendi yalnızlığını anlatmak için kullanmıştı. Ama incel forumlar bu kelimeyi devraldı ve dönüştürdü. Artık istemsiz bekârlık bir acı değil, bir haktı! Ve bu hakkı erkeklerin elinden alanlar kadınlardı.

Elliot de bu zihniyete kapıldı. Ancak PUAHate’i bir süre sonra terk etti çünkü kullanıcılar onu bile aşağılıyordu. Son gönderisinde şöyle yazdı: “Bu site aptal, iğrenç, ruh hastası sapkınlarla dolu.” 

Ama bu ayrılık ideolojisinden bir kopuş değildi. Aksine, manifestosu bu dönemde olgunlaşacaktı. Zihnindeki dünya görüşü berraklaşıp keskinleşti, sistematikleşti.

Manifestonun temel argümanı şuydu:

Elliot Rodger, kendi ifadesine göre, “yaşayan bir tanrıya en yakın varlık”tı. Yakışıklı olmasa da temiz yüzlüydü, zekiydi, asil bir kandan geliyordu. İngiliz aristokrasisine uzanan bir aile geçmişi vardı ama kadınlar bunu göremiyordu. Onun yerine “bayağı” erkekleri seçiyorlardı! Kaba, basit, kaba kuvvet sahibi olanları. Ve işte tam da bu kâinatın temel adaletsizliğiydi. Ve bir gün elbette bu adaletsizliğin hesabı sorulmalıydı!

Kadınlar için hayal ettiği dünya ise hepsini toplama kamplarına yerleştirmek şeklindeydi. Nesli sürdürmek için yalnızca küçük bir grubunu hayatta bırakacaktı. Erkeğin arzusunu hak olarak, kadının reddini ise bir suç olarak kurguladı.

Bu düşünceler, bir delinin saçmalıkları değil, aksine toplumsal bir zeminin ürünüydü. Onlarca benzer forum, binlerce benzer kullanıcı, aynı dili konuşuyordu.

İntikam günü

23 Mayıs 2014, Cuma. Akşam 9 buçuk suları…

Elliot Rodger önce kendi dairesine döndü. Daha önce onu öldürmeyi planladığı iki oda arkadaşını sırayla sinsice bıçakladı. Ardından BMW’sine atladı.

Planı şöyleydi: Alpha Phi kız kardeşlik evine gidecek ve kapıyı açana kadar bekleyecekti. “Her şeyi temsil eden kızlar” diyordu bu ev için. Ama kimse kapıyı açmadı. Bunun üzerine yakınlardan geçen üç kadına rastgele ateş etti ve kadınlardan ikisi hayatını kaybetti. Sonra arabasıyla mahalleyi gezdi, rastgele insanlara ateş açtı, araçla insanların üzerlerine sürdü. Polis müdahale edince çatışma çıktı ve Rodger kalçasından vuruldu. Son olarak arabasını başka bir arabaya çarptı. Araçta kendini vurmuş halde bulundu.

O akşam altı kişi hayatını kaybetti. On dört kişi yaralandı.

Saldırıdan kısa süre önce ise “Elliot Rodger’ın İntikamı” adlı bir videoyu YouTube’a yüklemişti. Arabasında gün batımına karşı çekilen bu videoda konuşuyor, önceden yazdığı cümleleri okuyor, zaman zaman yapay bir kahkaha atıyordu. “Yarın intikam günü” diyordu. “Kızlar bana hiçbir zaman ilgi göstermedi. Bunun neden olduğunu bilmiyorum. Ama hepsinin cezasını vereceğim.”

Elliot Rodger’ın ölümü hikâyesini bitimi değil daha korkunç şeylerin başlangıcı oldu!

Manifesto internete yayıldı. Forumlar adeta alev aldı. Bazı kullanıcılar onu “aptal” ya da “deli” ilan etti. Ama ondan çok daha büyük bir grup onu bir şeye dönüştürdü: Çağımızın Azizi.

“Saint Elliot” Aziz Elliot ismi Incel forumlarında bu isim dolaşıma girdi. 23 Mayıs, “Aziz Elliot Günü” olarak kutlanmaya başlandı hatta. Kullanıcılar onun fotoğrafını paylaşıyor, şarkılar besteleniyor, anma törenleri düzenleniyordu. Öldüğü aracın park yeri dinî bir mekânmış gibi türbeye dönüştürülmüştü! Saldırısına atıfta bulunmak için forumlar kısaltma geliştirdi: “Going ER” yani Elliot Rodger gibi yapmak, kitlesel saldırıya gitmek.

Aslında bu sembolizm bir anda ortaya çıkmamıştı. Rodger’dan etkilendiğini açıkça belirten onlarca saldırgan kayıtlara geçti. 2015 Umpqua Üniversitesi saldırganı manifestosuna Rodger’ı “tanrılarla yanyana duran insanlar” arasında gösterdi. 2018’de Toronto’da kalabalığın üzerine araç süren Alek Minassian, saldırısından önce Facebook’a şunu yazdı: “İncel İsyanı başladı! Tüm Chads ve Stacy’leri alt edeceğiz! Yaşasın Yüce Beyefendi Elliot Rodger!” 

Parkland saldırganı Nikolas Cruz ise bir YouTube yorumunda “Elliot Rodger unutulmayacak” diye yazmıştı.

Akademik araştırmacılar bu oluşumu incelemesi uzun sürmedi. Bir çalışmada “azize dönüşüm” kavramı kullanıldı. Manifesto bir kutsal metin gibi yorumlanıyor, saldırı günü bir tören gibi kutlanıyor, Rodger bir ruhani lider gibi anılıyordu. Bu ise sıradan bir hayran kültürü değil; şiddeti meşrulaştıran, yeni saldırıları teşvik eden ideolojik bir süreklilikti.

2014 ile 2018 yılları arasında incel ideolojisiyle bağlantılı saldırılarda Kuzey Amerika’da 50 kişi hayatını kaybetti.

Gerçekten “deli” miydi?

Bu soru önemli çünkü kolaya kaçan bir cevabın tuzağı burada kurulu.

Evet, Rodger’ın zihinsel sağlık sorunları vardı. Çocukluktan itibaren yaygın gelişimsel bozukluk tanısı almıştı, birden fazla terapistle çalışmıştı, bir noktada psikiyatrist tarafından yazılan Risperidon ilacını kendi araştırmaları sonucu reddetmişti. Bu gerçekler göz ardı edilemez.

Ama zihinsel hastalık, şiddeti açıklayan değil, sadece zemin hazırlayan bir faktör olabilir. Rodger’ın düşünce sistemi tutarlıydı, planlı ve uzun süre demlenmişti. Kadınlara duyduğu öfke, aşağılanma hissinin içselleştirilmiş bir ürünüydü. Ve bu hissin beslendiği forumlar, bu öfkeyi meşrulaştıran binlerce kullanıcı, bu ideolojiyi normalleştiren içerikler. Bunların tamamı gerçekti, erişilebilirdi, aktifti.

Griffith Üniversitesi’nden araştırmacı Shane Satterley’in tespiti bu açıdan önemli: “İncel ideolojisini anlayabilmek için önce “kendinden nefret” olgusuna bakmak gerekiyor. Kadın düşmanlığı bu olgunun yüzeyde görünen kısmıdır. Altta yatan şey ise örnek alınacak erkek figür eksikliği, yalnızlık, babasızlık ya da işlevsel aile ilişkilerinin yokluğu, sosyal bağların kopması. Bu köklere bakılmadan yapılacak her analiz eksik kalır.”

Rodger’a iyi bakılmıştı aslında. Terapistler tehlikeyi görmüş, ailesini uyarmıştı. Ama sistematik bir değerlendirme mekanizması olmadığı için her gözlem birbirinden bağımsız  halde kalmıştı. Hiçbiri bir araya gelmemişti.

Baba Peter Rodger, olaydan üç hafta sonra Barbara Walters’a verdiği röportajda şöyle dedi: “Şu an burada oturmuş olsaydı, ‘Ne kadar nazik bir çocuk’ derdiniz. Hiçbir zaman şiddet belirtisi görmedim.”

Esasen bu cümle, tüm bu trajedinin özünü taşıyor. Dışarıdan görünmeyen bir şey, içeriden büyümesi. Aile onu defalarca terapiste götürmüş, psikiyatristlere başvurmuş, yardım aramıştı.

İsa Aras’a uzanan çizgi

23 Mayıs 2014’ten 15 Nisan 2026’ya…

Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir çocuğun WhatsApp profil fotoğrafı, o gün gülümseyen sarışın bir gencin yüzüydü. Bilenler bu fotoğrafı hemen tanıdı: Elliot Rodger.

Bu bir tesadüf değildi. Bu, Rodger’ın manifestosunun ve “azize dönüşümünün” on iki yıldır birikimli olarak yayıldığı, Türkçe forumlara, Türkçe Telegram gruplarına, Türk gençliğinin erişebildiği sosyal medya kanallarına sızdığının bir göstergesiydi.

İsa Aras Mersinli’nin profil fotoğrafına dikkat edin…

İsa Aras Mersinli, Rodger’ı okumuştu ve belli ki benimsemişti. Başka kaç kişi vardı onun gibi var tam olarak bilmiyoruz.

Daha sonraki bölümde bahsedeceğimiz Adolescence dizisinin yazarı Stephen Graham şunu sormuştu: “Toplumda ne oluyor da bir genç erkek, bir kızı bıçaklayarak öldürüyor?” Türkiye’nin sormaya başladığı soru biraz daha acımasız maalesef: Toplumda ne oluyor da bir çocuk, babasının tabancalarını sırt çantasına koyup okula gidiyor?

Bu sorunun cevabı, Rodger’ın manifestosundan başlayarak Kahramanmaraş’a uzanan çizgide saklı. Ve bu çizgi düz, tek neden-tek sonuç değil, aile, okul, ideoloji, devlet, kültür ve elbette hepsinin ayrı ayrı ve birlikte rolü var.

Bir sonraki yazıda bu çizginin bir başka halkasını ele alacağız: 2025’te Netflix’te yayımlanan ve tüm dünyada tartışmalara yol açan Adolescence dizisini. Hatırlatalım, İngiltere, bir diziyi okul müfredatına ekledi. Biz ise Kahramanmaraş’tan sonra “Acının siyaseti olmaz” diyoruz!

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version