Site icon Serbest Görüş

İtalyan düşünür Andrea Surbone: Rojava’nın statüsünün ilk adımı Öcalan’ın özgürlüğüdür


İtalyan düşünür Andrea Surbone, Rojava’nın küresel değişim için bir başlangıç potansiyeli taşıdığını belirterek, ‘Rojava modelinin tanınmasının sembolik bir eylemi olarak Öcalan’ın serbest bırakılmasını gerektirir’ dedi

Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların ardından Özerk Yönetim ve Suriye Geçici Hükümeti arasında 29 Ocak’ta imzalanan anlaşma kapsamında başlayan süreç devam ediyor. “Rojava modelini” ilham kaynağı gören İtalyan düşünür Andrea Surbone, geliştirdiği Filoponìa modeliyle mevcut ekonomik ve toplumsal sistemlere alternatif bir çerçeve sunarken, emeği, eşitliği ve çevresel sınırları merkeze alan bir yaklaşım öneriyor. Surbone’un “birikim karşıtı” ve borç temelli ekonomiyi aşmayı hedefleyen bu modeli, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda toplumsal ve etik bir dönüşümü de içeriyor. Filoponìa, kapitalist modernitenin krizlerine karşı insanı ve doğayı merkeze alan yeni bir paradigma arayışı olarak öne çıkıyor.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm paradigması Kuzey ve Doğu Suriye’de uygulama alanı bulmaya çalışarak, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir toplum inşasını hedefliyor. Yerel meclisler, kooperatifler ve toplumsal katılım mekanizmaları üzerinden şekillenen bu model, merkeziyetçi devlet yapısına alternatif bir yönetim anlayışı sunuyor. Surbone’un Filoponìa yaklaşımı ile Rojava’da somutlaşan Demokratik Konfederalizm paradigması arasındaki kesişim noktaları, alternatif bir toplumsal düzenin imkânlarına dair tartışmaları yeniden gündeme taşıyor.

Surbone, Filoponìa modeli ve Rojava modeline ilişkin sorulara cevap verdi.

‘Rojava deneyimi esas temel’

Rojava deneyimini çok değerli bulduğunu ve dünyanın olumlu rol modellere ihtiyaç duyduğunu belirten Surbone, “Bu deneyimi, insanlığın şimdiye kadar izlediği yoldan farklı, etik, çevre dostu ve demokratik bir yola girmek için esas bir temel olarak değerlendiriyorum. Özellikle bu karanlık zamanlarda, en üst düzeylerde bile pek çok olumsuz davranış gördüğümüz bir dönemde, oraya ulaşmak için dünyanın olumlu rol modellere ihtiyacı var” dedi. Rojava’daki toplumsal yapının Filoponìa için uygun olduğuna inandığını söyleyen Surbone, “Sonuçta, Filoponìa’nın temelini oluşturan katılımcı demokrasi, Demokratik Konfederalizmden ilham almıştır” diyerek, gerçek ve derin bir kendi kaderini tayin için Demokratik Konfederalizm ve Filoponìa modellerinin birleşimine ihtiyaç olduğunu ifade etti.

‘Kadın özgürlükçü, demokratik ve ekolojik’ paradigma

Abdullah Öcalan’ın Rojava’da hayata geçirilen “Kadın özgürlükçü, demokratik ve ekolojik” paradigmasının önemine değinen Surbone şunları söyledi: “Öcalan ile önerilen modelin sonucu konusunda aynı şeyi söylediğimizi düşünüyorum; ancak analizlerimizin sorunun kökenini belirleyip belirlemediğini bilmiyorum. Şöyle açıklayayım; İtalya’da bir söz vardır: Tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan? Bana göre Öcalan patriyarkayı kök neden olarak tanımlarken, ben bunu birikim olarak tanımlıyorum (yani avcı-toplayıcılıktan çiftçiliğe geçiş sırasında, tarımın mümkün kıldığı düzenli ve öngörülebilir gıda depolamanın güçle ilişkilendirilmesi ve birikime dönüşmesi olarak). Ancak hangisinin neden, hangisinin sonuç olduğunun pek önemi yoktur; en azından Filoponìa gibi pratik bir model için önemli olan patriyarkayı ortadan kaldırmanın formülüdür. Ve bu, Filoponìa’da bireylerden örgütlerine (dernekler, şirketler, devletler) kadar her düzeyde – ekonomik özerklik dahil – kendi kaderini tayindir. Demokrasi ve ekoloji söz konusu olduğunda ise, iki model aynı yaklaşımı sunar: katılımcı demokrasi (ancak Demokratik Konfederalizmde çok daha gelişmiştir) ve küçülme (Filoponìa’da ekonomik telafi ile birlikte gider: çevre için fedakârlıklar, ancak ekonomik huzur sunan bir toplumda).”

Filoponìa ve Demokratik Konfederalizm’in aynı hedefe yönelik farklı yaklaşımlar olduğunu belirten Surbone, Filoponìa’ın eşitliği temel sütunu olarak ele aldığını, ancak kendi modelinde eşbaşkanlık kuralının ya da ekoloji’de Küçülme Teorisi’nin önerdiği belirli yasaların olmadığını ifade etti. Filoponìa’ın sloganının “ekonomiden özgür bir toplum ve borçtan özgür bir ekonomidir” olduğunu söyleyen Surbone, Rojava’daki yol gösterici ilkelere değindi. Kadın özgürlüğü ve çoğulcu birlikte yaşamın Abdullah Öcalan’ın paradigmasında toplumsal huzurun ayrılmaz parçaları olduğunu dile getirdi.

‘Öcalan en büyük düşünürlerden biri’

Surbone, e-insancılık (insan-merkezli ama doğayla uyumlu yeni insanlık anlayışı) kavramıyla ilişkilendirdiği Abdullah Öcalan’ın paragismasının katılımcı demokraside çok daha gelişmiş olduğunu söyledi. Surbone, “Öcalan, tarihte ve e-insancılıkta en büyük düşünürlerden biri olduğu için büyük bir takdiri hak ediyor, üstelik bu tarihin aynı zamanda mimarıdır; oysa ben yalnızca insanlık için bir tür kullanım kılavuzu yazmaya çalıştım. Filoponik e-insancılık bir hedeftir (daha doğrusu beklenen bir sonuçtur); ve bunun için çabalamalıyız, ancak yeni insanın dışarıdan inşa edilemeyeceğini -yani bir anlamda dayatılamayacağını- bilerek. Bu durumda Filoponik model insanlığın e-insancılığa evirilmesi için doğru koşulları yaratır” dedi.

Surbone, başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da barışı hedefleyen Rojava deneyiminin sürekli çatışma tehdidi altında olmasına ilişkin, “Kendi içinde barışçıl ve demokratik bir devrim elbette mümkündür; ancak sürekli tehdit altında olduğunda, en asil devrim bile çatışmaya hazır olmak zorunda kalır. Bu, çelişki yaratan ikili bir durumdur; fakat ne yazık ki hem gereklidir hem de dışarıdan dayatılır. Çünkü saldırgan tarafından zorlanır” diye belirtti. Rojava’ya yönelik askeri ve siyasi saldırıların birçok çevre tarafından “alternatif bir modeli ortadan kaldırma girişimi” olarak yorumlanmasına katıldığını kaydeden Surbone, “Öcalan’ın entelektüel düzeyi öylesine yüksektir ki Rojava’yı sadece erdemli bir topluluktan çok daha fazlası haline getirir. Bu, örnek oluşturan bir pratiktir ve bu haliyle dünyayı yöneten tekdüzeliğe gerçekten tehdittir. Rojava örneğinde bu durum, Ortadoğu’da zaten son derece alevlenmiş olan jeopolitiğin olağan durumuna ek bir ağırlaştırıcı faktördür” diye ifade etti.

Sistemin Rojava’ya karşı olmasının nedeni

Mevcut küresel sistemin Rojava gibi alternatif deneyimlere karşı olduğunu söyleyen Surbone, “Biraz daha ayrıntıya girersek, Rojava’nın üç yönünü vurgulamak isterim; bunların hepsi mevcut durumdan bir kopuşu temsil eder. Demokratik Konfederalizm; çünkü yalnızca alternatif bir kurumsal çerçeve olmanın çok ötesine geçer, aynı zamanda egemen boyun eğmişliğe keskin bir karşıtlık oluşturan kültürel bir harekettir: bu, daha önce bahsedilen yeni insanın (e-insancılık) oluşumudur ve Rojava’da şimdiden şekillenmektedir. Barış da aynı şekilde akıntıya karşıdır; Öcalan tarafından önerilen ve PKK tarafından uygulanan silah bırakma, savaşın ateşini körükleyenler tarafından kabul edilemez sayılan bir pratiktir. Bu aktörler düşmanlar icat eder, kanıtlar üretir, bilgiyi kontrol eder ve büyük saldırılar başlatır. Üçüncü neden, en az diğerleri kadar önemli olan, Jineolojî tarafından gerçekleştirilen patriyarkanın çözülmesidir. Benzer şekilde Filoponìa da, kendi kaderini tayine dayanan yenilikçi yatırım yapısı (yani kredi/borç sistemini ortadan kaldırarak) nedeniyle mevcut sisteme ters düşer ve bu yüzden bir engel teşkil eder; üstelik bu karşıt değil pozitif bir model olmasına rağmen böyledir” şeklinde konuştu.

‘Öcalan serbest bırakılmalı’

Kuzey ve Doğu Suriye ile Suriye Geçici Hükümeti’nin entegrasyon sürecine değinen Surbone, bu entegrasyonla Rojava deneyiminin sistem içine çekilmesi mi yoksa sistemin dönüşümü için bir fırsat mı olduğu sorusunu şöyle yanıtladı: “Mevcut tartışmanın ayrıntılarına hakim değilim ancak Filoponìa için şu anda yaptığım çalışmalara dayanarak, bunun alternatif bir modelin sistem içine çekilmesini içermesi gerektiğini düşünüyorum. Rojava önerisi, sistemin dönüşümü için hemen bir fırsata dönüşemeyecek kadar radikaldir. Bu, başarıya ulaşmak için Suriye devletinden Rojava’nın istikrarı, barışı ve bütünlüğü, ekonomik bütünlük dahil konusunda güvenceler gerektirecek kademeli bir süreç olabilir. Ayrıca yalnızca hepimizin bildiği pek çok nedenden dolayı değil, aynı zamanda Rojava modelinin tanınmasının sembolik bir eylemi olarak Öcalan’ın serbest bırakılmasını da gerektirir.”

Entegrasyonun sonuçları

Entegrasyon’un Rojava’daki demokratik ve toplumsal kazanımları korunarak gerçekleşirse yalnızca Suriye için değil herkes için çok önemli bir model olacağını vurgulayan Surbone, “Bunun etkilerini,  kısaca da olsa gördük. Bence kilit mesele, her alternatif öneride olduğu gibi, bunun nasıl iletildiği ve yayıldığıdır. Bir devlet yapısının parçası olmak ve dolayısıyla uluslararası toplum tarafından resmen tanınmak kuşkusuz çok önemli ve faydalı olacaktır. Ne kadar küresel olursa olsun kültürel bir boyuttan kurumsal bir boyuta geçiş; bu teorik gelişim veya pratik optimizasyon açısından değil, daha çok varlığının ve dolayısıyla elde edilen sonuçların resmî olarak tanınması açısından bir ileri adımdır” dedi.

Surbone, entegrasyonun demokratik bir şekilde sağlanmasının küresel bir ilham kaynağı olarak tanımladığı Rojava’nın yayılma potansiyelinin de küresel olduğunu kaydetti. Rojava’nın e-insancılığa ilişkin bulunması zor bir unsur olduğunu ifade eden Surbone, “Demokratik Konfederalizm yeni insanı yaratmak üzere tasarlanmıştır, ancak Rojava’nın ötesine yayılması durumunda sürecin uzun olacağını düşünüyorum. Filoponìa’da birkaç nesilden bahsediyorum, başlangıç ise anlıktır. Buna ek olarak, mevcut sistemin şüphesiz göstereceği direnç de vardır” diye konuştu.

‘Rojava küresel değişim için bir başlangıç noktası’

Filoponìa ile Rojava arasındaki ilişkiye değinen Surbone, her ikisinin de yeni bir insanlık yani e-insancılık hedefini paylaştığını ve aralarında bir bütünleşme olmasını umduğunu ifade etti. Son olarak Rojava’da pratikleşen Demokratik Konfederalizm ve Filoponìa’nın benzerlik ve farklılıklarına değinen Surbone şunları söyledi: “Aslında benzerliklerin farklılıklardan çok daha ağır bastığını düşünüyorum. Demokratik Konfederalizm, demokrasi pratiğinde Filoponìa’dan daha ileri olsa da, filoponik ekonomik sistem kendi kaderini tayin açısından daha radikaldir. Öcalan’ın analizinin bana ilham verdiği, aynı zamanda bazı değişiklikler yapmama da yol açtığı kesindir. Örneğin devlet kavramını, Nisan 2025’te Roma’da düzenlenen uluslararası konferansın ardından yeniden ele aldım ve aynı zamanda katılımcı demokrasinin görevleri arasına devlete yönelik bir denetim işlevi ekledim. Kısacası, iki model arasında iş birliğinin hem mümkün hem de arzu edilir olduğuna inanıyorum. Genel olarak yerel girişimlerin küresel değişimin başlangıç noktası olup olamayacağına gelince, dürüst cevabım: şüpheliyim. Ancak genel durumdan Rojava deneyiminin özel durumuna, filoponik bir perspektiften baktığımda, argüman tersine döner. Küresel filoponik değişim için güvenimi toplumsal müzakereye veriyorum ve bu, Demokratik Konfederalizmin ustası olduğu bir alandır. Sonuç olarak, iş birliğini teşvik ediyorum ve Rojava’daki yerel deneyimin küresel değişim için bir başlangıç noktası olabileceğine inanıyorum.”

Haber: Hîvda Çelebi / MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version