Gazetemize konuşan Dêrsîm Belediyesi Eşbaşkanı Birsen Orhan, Dêrsîm’de devlet bağlantılı kirli bir ağa işaret etti:
- Bu dosyada ortaya çıkan ilişkiler ağı, güç dengeleri ve korunma biçimleri, yalnızca bir kişinin değil bir zihniyetin ve bir ağın açığa çıkmasına neden olmuştur. Karanlıkta kalanları görünür kılmak hayati önemdedir. Çünkü suskunluk bu tür yapıların en büyük güvencesidir
- Dersim’de Gülistan’dan başka kaç kadın bu karanlık mekanizmaların hedefi oldu? Bugün bu soruyu sormak zorundayız: Gülistan’ın yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü bu sorunun düşündürdüğü en somut örneklerinden biridir
Duygu Kıt
Dêrsîm’de 2020 yılında kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin soruşturmada yeni gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Soruşturma sürerken, Dêrsîm’de başka kadınların da benzer baskı, tehdit ve kontrol ilişkilerine maruz kalmış olabileceği ihtimali güçleriyor. Gülistan Doku davasındaki gelişmeleri ve mülki amirlerin içinde yer aldığı kirli ağı yerine kayyım atanan Dêrsîm Belediyesi Eşbaşkanı Birsen Orhan’la konuştuk.
‘Sistematik bir yönelim gerçeği’
Orhan, Gülistan Doku soruşturmasında yaşananların kadınlara karşı sistematik bir yönelim şüphesi yarattığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Yıllardır süren belirsizlik, dosyada karartılan deliller, etkin bir soruşturmanın yürütülmemesi ve kamuoyu vicdanını yaralayan 6 yıldır oyalama hali bu olayın tekil olmadığını, aksine daha geniş bir sistemin parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Dêrsîm gibi politik, tarihsel ve toplumsal değerleri olan bir yerde kadınların hedef haline getirilmesi tesadüf değildir. Kadınların kamusal alandaki varlığı, söz söyleme gücü ve örgütlü mücadelesi her zaman bu tür politikaların odağında. Burada söz konusu olan kadınların yaşam hakkına, özgürlüğüne ve iradesine yönelen daha kapsamlı bir müdahaledir.”
Bir zihniyet ve kirli ağ
Somut veriler olmadan tek tek isimler üzerinden konuşmanın mümkün olmadığını kaydeden Orhan, “Ancak yaşananlar, kadınlara yönelik sistematik bir yönelimin varlığına dair güçlü bir şüpheyi büyütüyor” dedi. Orhan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu dosyada ortaya çıkan ilişkiler ağı, güç dengeleri ve korunma biçimleri, yalnızca bir kişinin değil bir zihniyetin ve bir ağın açığa çıkmasına neden olmuştur. Kadınları denetim altına alan, iradesini kırmaya çalışan, itaat etmeyen kadınları ise görünmez kılmaya kadar varan bir tahakküm mekanizmasıdır. Tam da bu noktada başka bir gerçeklik daha ortaya çıkıyor. Bu şüpheyi dile getirmek, karanlıkta kalanları görünür kılmak ve olası yeni mağduriyetlerin önüne geçmek açısından hayati önemdedir. Çünkü suskunluk bu tür yapıların en büyük güvencesidir.”
‘Rojwelat da araştırılmalı’

Gülistan Doku’nun yalnızca bir kayıp dosyası olmadığını, derin ve çok katmanlı bir gerçekliğe işaret ettiğini vurgulayan Orhan, “Dersim’de Gülistan’dan başka kaç kadın bu karanlık mekanizmaların hedefi oldu?” diye sordu ve şöyle devam etti: “Bugün bu soruyu sormak zorundayız: Gülistan’ın yakın arkadaşı ve Munzur Üniversitesi öğrencisi Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü bu sorunun düşündürdüğü en somut örneklerinden biridir. Daha Gülistan’a dair tek bir somut iz yokken intihar söyleminin dolaşıma sokulması bu dosyaların nasıl kapatılmak istendiğini açıkça göstermektedir. Bunu kurumları zan altında bırakmak için söylemiyorum somut gerçeklikler var. Dönemin valisi ve aynı zamanda kayyımı Tuncay Sonel’in bu sıfatlarla gerçekleştirdiği pratikler ortada. Dolayısıyla şüpheli olarak gördüğümüz tüm kadın ölümleri araştırılmalı. Adını bilmediğimiz sesini duymadığımız ya da sesini duyuramayan kadınlar ne olacak?”
‘Tüm kadınlar için mücadele’
Orhan son olarak şunları dile getirdi: “Yapılması gereken çok açıktır: Gülistan Doku’nun akıbeti tüm yönleriyle ortaya çıkarılmalı, dosyada adı geçen herkes etkin ve şeffaf bir şekilde soruşturulmalı, hiçbir kişi ya da kurum dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmamalıdır. Adaletin sağlanması, yalnızca bir dosyanın kapanması değil aynı zamanda başka kadınların benzer kaderlere sürüklenmesini engellemenin de tek yoludur. Unutulmamalıdır ki bu mesele yalnızca Gülistan’ın değil tüm kadınların meselesidir. Çünkü adalet sağlanmadan ne toplumsal barıştan ne de gerçek bir güvenlikten söz etmek mümkündür. Rojin, Narin, İpek, Rojwelat ve adını sayamadığımız katledilen, kaybedilen tüm kadınlar için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Gözetim araçlarına karartma
Orhan, devletin gözetim araçlarının kadınlar söz konusu olduğunda delil karartma aracına dönüştüğüne işaret ederek, “Kentte bir araya gelen STK’lere, siyasi partilere karşı işletilen yoğun gözetim, dronelar, kameralar ve takip mekanizmaları söz konusu kadınların yaşamı olduğunda neden devreye girmemektedir? Defalarca bu kentte çeteler teşhir edildi ama sonuç yine cezasızlık. Bir kapıdan alınıp bırakıldı ya da hiç alınmadı. Bir de şunu bilmemiz gerek, özel savaş politikası olarak ifade ettiğimiz bu gerçeklik toplumu sindirme, korku yaratma ve özellikle kadınlar üzerinden bir denetim kurma stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Gülistan Doku dosyasındaki karanlık noktalar aydınlatılmadıkça bu politikanın varlığına dair şüpheler daha da güçlenecek ve toplumda güvensizlik derinleşecektir” dedi.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***