Site icon Serbest Görüş

Cizîr bodrumlarında katledilen Yavuzel’in annesi: Devletin somut adımlar atmasını bekliyoruz


Cizîr bodrumlarında katledilen Mehmet Yavuzel’in annesi Hanım Yavuzel, ‘Önderimizin özgür olmasını, zindanlarda hiçbir siyasi tutsağın kalmamasını, barışın gelmesini istiyoruz. Devletin somut adım atmasını bekliyoruz’ dedi

Şirnex’ın Cizîr (Cizre) ilçesinde 14 Aralık 2015’te ilan edilen ve 79 gün süren sokağa çıkma yasağının devam ettiği 7 Şubat 2016’da, 100’ü aşkın kişi mahsur kaldıkları üç binanın bodrum katında katledildi. Bodrumlarda katledilenler arasında Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) üyesi Mehmet Yavuzel de vardı.

Devletin tüm askeri mühimmatıyla kuşattığı bodrumlara ulaşmak için kilometrelerce yolu yalın ayak koşan Mehmet Yavuzel’in annesi Hanım Yavuzel, Barış ve Demokratik Toplum sürecine dair değerlendirmelerde bulundu. Hayatının son 11 yılının çok kötü geçtiğini söyleyen Hanım Yavuzel, “Ben Suruç’ta doğdum, sonrasında Osmaniye’ye taşındık. Evlendiğim zaman tekrar Suruç’a geldim. 10 yılı aşkındır Urfa’da kaldık. Yaşamım çok zahmetliydi. Eskiden sürekli tarlalarda işçi olarak çalışıyorduk. İmkânlar çok kısıtlıydı. İmkânsızlıklardan kaynaklı Osmaniye’ye geldik. Çalışmak için geldik ve yerleştik. Ama onca imkânsızlığa rağmen eski yaşamım bana hep daha güzel gelmiştir. Ama hayatım 11 senedir cehennem ateşi gibi” dedi.

‘Mehmet halkının, özgürlüğün çocuğuydu’

Hanım Yavuzel, Cizîr bodrumlarında katledilen oğlu hakkında şu sözlere yer verdi:

“Mehmet yüreklerin içindeki bir şeker gibiydi. Düzgün bir ahlaka ve kişiliğe sahipti. Mehmet sadece benim oğlum değil, halkının, özgürlüğün çocuğuydu. Kürdistan’ın Mehmet’iydi. O zamanlar bir tane radyomuz vardı, hem Türkçe hem Kürtçe şarkılar çalıyordu. Sürekli onu dinlerdi. Mehmet’in küçük yaşta böyle şeylere ilgisi vardı. Sözünü ne olursa olsun yerine getirirdi. Bana ‘anne bir gün ben tutuklanırsam sana bu şeyleri kim öğretti diye sorarlarsa annem öğretti diyeceğim’ diyordu. Ben de gülerek neden öyle söyleyeceğini sordum. ‘Hayır, sen bana öğrettin. Mitinglere giderek, halkla bir araya gelerek, beni partiyle sen tanıştırdın’ diyordu.”

Mehmet Yavuzel’in partiyle çocuk yaşta tanıştığını hatırlatan Hanım Yavuzel, “15 yaşlarındayken kültür merkezlerinden çıkmıyordu. Eve geldiğinde akşama kadar orada ne yaptığını soruyordum. Bana, halay çektiklerini, tiyatro oynadıklarını söylüyordu. Bir gün kalkıp gittim. Kendi ana dilleri, kültürleri ve toprakları üzerine yazılmış şarkılar eşliğinde halaylar çekiyor, tiyatro oyunları oynuyorlardı. Bu beni çok etkiledi. Mehmet küçükken, Newroz zamanı onun okula gittiğini sanıyorduk. Kutlama alanına gittiğimizde Mehmet’i, en yüksek yer neresiyse, boynunda bir dolbentle orada görüyorduk. Bana Newroz’un yılda bir gün olduğunu ve ne yaparsam yapayım o günün geleceğini söylüyordu” diye ekledi.

Hanım Yavuzel, oğlunu en son nasıl yolcu ettiğini şu sözlerle anlattı:

“En son seçim çalışmaları için Şırnak’a gitti. İki gün kalıp akşamüstü yola çıkacağını söyledi. Bu sefer ona ‘gitme’ diyemedim ama çabuk gelmesini söyledim. Sabah kalkıp tam arabaya binecekken arkasından, ‘Beni yakma!’ diye bağırdım. Bana bakıp zafer işareti yaptı ve bir daha geri dönmedi. Sonra bir telefon geldi; ‘Oğlun yaralı’ dediler. Ben de ‘Yaralı demeyin, şehit deyin’ dedim. Onlar ayaklarından vurulduğunu söylediler.

O halkı için direndi’

Onların bulunduğu bölgeye gittim ama önümüzü polis ve askerler kesti. Orada yaklaşık iki kilometre boyunca yalın ayak koştum. Gidip onu oradan çıkaracaktım ama beni bırakmadılar. Beni orada dövselerdi canım bu kadar yanmazdı, daha az ağlardım. Çok bilgiliydi. Onun gibi bilinçli değildim. Eğer onun gibi düşünseydim, ben de bugün onun gibi olurdum. Direniyoruz ancak onlar gibi değil. O halkı için direndi. O bodrumlardayken çıkmasını söylüyordum. O da bana burada çocukların, annelerin ve yaralıların olduğunu, bunları nasıl arkasında bırakabileceğini söylüyordu. En son konuşmamızda gelip onları oradan çıkaracağımı söylemiştim ancak yapamadım. Önümü kapatmışlardı.”

Son olarak barış sürecine değinen Hanım Yavuzel, “Eskiden de barış deniliyordu, kaç kere masa devrildi. Keşke barış olsaydı. Önderimizin özgür olmasını, zindanlarda hiçbir siyasi tutsağın kalmamasını, barışın gelmesini istiyoruz. Devletin somut adımlarını görmek istiyoruz. Bu barış devletin de yararına olacak bir şey” şeklinde konuştu.

Haber: Evin Çiftçi / JINNEWS

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version