AHMET KURUCAN | YORUM
Dört gün boyunca misafir kaldığım ev sahibinden, muhabbetlerimizin akışı içinde öğrendiğim ve not aldığım sözleri paylaşacağımı söylemiştim son yazımda. Bu yazı, o yazı…
İlk söz: “Ben severim oğlumu, o da sever oğlunu. Su yukarı doğru akmaz.”
Bu, İngiltere’de yaşayan bir arkadaşımızın annesinden duyduğu bir söz. Çocukların anne-baba, dede-nine sevgisinden söz açılmış bir gün. Dostum o anneye, oğlunun kendisini ne kadar sevdiğini söylemiş. Kadın dinlemiş, dinlemiş, dinlemiş ve belki de o an ortalıkta dolaşan erkek torununa işaret ederek o sözü dillendirmiş.
Manası açık. Tamam, benim oğlum beni sever sevmesine de onun da oğlu var. Onu da sever, hatta onu benden daha çok sever. Çünkü su yukarı doğru akmaz. Yani sevgi dediğiniz şey usûl ve fürûda farklılık gösterir.
Doğru mu bu tespit?
Genellemenin yanlış olduğu kanaatindeyim. Her anne-çocuk arasındaki ilişki böyle olmayabilir. Aksi takdirde çocuklarını mirasından hatta evlatlıktan reddeden insanların davranışlarına mana vermekte zorlanırız. Bununla beraber bu deyimin ifade ettiği bir hakikat olduğunu da inkâr edemeyiz. “Örnek ver!” deseniz onlarca örnek verebilirim. Siz de verebilirsiniz.
İkinci söz: “Namaz iş bitirir, iş namaz yitirir.”
Bir Türkmen atasözüymüş. Zaman tanzimini namaz vakitlerine göre yapan serbest çalışan insanlar için geçerli olduğunu düşündüğüm bir söz bu. Yıllarca dedemin sıcak demirci dükkânı başta olmak üzere birçok esnaf dükkânında çıraklık yapmış bir insan olarak şahsen ben bu sözün doğruluğunu tasdik ediyorum.
Namazını zamanında kılan insanın zamanının bereketlendiğini bizatihi yaşadım. Ama “Önce şu işi halledelim!” dediğimiz zamanlar da oldu; o zamanların bazılarında namazı kaçırdığımız da… Dünya-ukbâ, iş-namaz diye bir ikilikten söz etmeye gerek yok; çünkü böyle bir şey yok. Eğer varsa böyle bir ikilem bizim hayatımızda, o bize ait kusurdur; zaman tanzimini iyi yapamamışız demektir.
Üçüncü söz: “Evlenince kız evden gider, oğlan elden gider.”
Bayıldım ben bu söze. Evet, kız evlenince başka bir haneye gider ve artık kendi evinin kadını olur. Olur ama eğer çocukluk döneminde ömür boyu travmalara sebep olacak bir yaşamı olmadıysa ana evi, baba evi ile ne fiziki ne de duygusal bağlarını koparmaz. Bu cümlelerimi okuyunca aklınıza “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler…” türküsü gelmedi mi? Benim geldi ve yazdım işte.
Ama oğlan çocuğu evlendiğinde, yeni kurduğu dünyanın içine daha fazla girer. Yeni dengeler, yeni ilişkiler, yeni öncelikler derken çekirdek ailesi ile bağları zayıflayabilir. Yalnız burada suçlu aramıyoruz. Hayatın tabii bir gerçeği bu. Daha doğrusu yaşanılan bir süreç. Önemli olan bu süreci doğru yönetmek. Doğru yönetim olduğu takdirde elden gitme de olmaz, evden gitme de.
Ve son olarak anlattığı bir hatıra…
Umrede tanıştığı bir insan. Yemek yiyorlar birlikte dışarıda ve her defasında parayı o kişi veriyor. Dostum, “Hep sen ısmarlıyorsun, vermek istiyorum, verdirmiyorsun; bugün ben ısmarlayacağım!” deyince aldığı cevap çok ilginç: “Benim param yemekle bitmez oğlum. Bari sizin gibi insanlar yesin.”
Bana göre bu cümle yok mu, zenginliğin tanımını değiştiriyor. Zira zenginliği paranın miktarı ile ölçmüyor; o paranın gittiği yön ile ifade ediyor. “Benim param yemekle bitmez ama bitecekse de böyle bitsin.” demek istiyor çünkü.
Bazen bir insanla geçirilen kısa bir zaman, uzun okumaların veremediği bir derinlik kazandırır insana. Çünkü orada teori yok, hayat vardır. Cümle yok, hâl vardır. Ve bazı insanlar anlattıklarıyla değil, yaşadıklarıyla öğretirler. Sanırım ben o dört gün boyunca böyle bir insandan ders aldım.
Bir de bu satırları yazarken fark ettim ki bu dört söz, birbirinden kopuk gibi görünse de aslında aynı yerde buluşuyor. Sevginin akışı, zamanın akışı, aile bağlarının akışı, servetin akışı… Hepsi bir “akış” meselesi. Hayat kendi haline bırakıldığında bir yere doğru akıyor zaten. Ama mesele o akışın yönü. Sevgi nereye akıyor, zaman neyi merkeze alarak akıyor, aile bağları hangi istikamete doğru çözülüyor ya da güçleniyor, para hangi yöne doğru gidiyor… Galiba asıl imtihan burada başlıyor. Çünkü akışın kendisi kadar, o akışa yön verebilmek de insana ait bir sorumluluk.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

