HASAN CÜCÜK | HABER ANALİZ
Sadece İngiltere’de değil, dünyanın dört bir yanında milyonlarca taraftar, Arsenal’ın 22 yıllık bekleyişin ardından yeniden zirveye çıkmasını sevinçle karşılayacak.
22 yıl… Bir futbol kulübü için neredeyse bir ömür. Bu yüzden hiçbir Arsenal taraftarı açıkça söylemeye yanaşmıyor: Arsenal şampiyon olacak!
Futbolun batıl inançlarla örülü tuhaf dünyasında, gerçeği dile getirmenin kaderi tersine çevireceğine inanılır. Oysa bu sezon saklanacak bir hakikat yok: Arsenal her bakımdan en iyisi. En çok kazanan, en çok gol atan, en az gol yiyen takım.
Arsenal, İngiliz futbolunun köklü çınarlarından biri. Ancak etkisi yalnızca Kuzey Londra’yla sınırlı değil; dünyanın dört bir yanında yankı bulan bir kulüp. Bir yabancı kulübün başka ülkelerde neden kök saldığının cevabı çoğu zaman tarihin doğru anında oynanmış büyük maçlarda bulursunuz. Arsenal sevgisinin kaynağı 1930’lardaki lig şampiyonlukları değil; Liverpool’a karşı oynanan iki unutulmaz karşılaşmadır: 1971 FA Cup finali ve 1989’daki şampiyonluk düğümü.
1970-71 sezonunda Arsenal, teknik direktör Bertie Mee yönetiminde, Leeds United’ın bir puan önünde şampiyon oldu. Dahası, “The Double”ı başardı. Efsanevi FA Cup finalinde Charlie George, uzatmalarda ceza sahası çizgisinden attığı golle kupayı getirdi. Uzun saçlarıyla dönemin ruhunu taşıyan George, bir futbolcudan çok sahaya inmiş bir rock yıldızını andırıyordu. İşte birçok kişi o takıma âşık oldu.
Rüya gibi biten sezonun ardından uzun bir şampiyonluk orucu başladı. Yıllar geçiyor, hasret dinmiyordu. Ta ki 26 Mayıs 1989’a kadar…
Maç Anfield’daydı; rakip yine Liverpool FC ve favori onlardı. Arsenal’in şampiyon olabilmesi için en az iki farklı galibiyet gerekiyordu. Alan Smith’in golü umut oldu. Son dakikada Michael Thomas’ın attığı ikinci gol ise tarihe kazındı. Gelen sadece bir şampiyonluk değil, unutulmaz bir zaman dilimiydi.
2003-04 sezonunda Arsenal, Premier Lig tarihinde eşine az rastlanır bir başarıya imza attı: 38 maçta yenilgi yüzü görmeden şampiyon oldu. “Yenilmezler” diye anılan bu takım, Fransız aklı Arsène Wenger’in eseriydi.
Bu başarı bir hanedanlığın başlangıcı gibi görünüyordu. Oysa ardından uzun bir çöl yürüyüşü geldi. Arsenal 19 sezon üst üste Şampiyonlar Ligi’ne katıldı, kupalar kazandı; fakat beklenen o büyük başarı gelmedi: Lig şampiyonluğu.
2011’de Wenger, Everton’dan Mikel Arteta’yı transfer etti. Çalışkan, zeki ve oyunu iyi okuyan bir orta saha… Ancak o dönemin Arsenal’ı için bu yeterli değildi; zirve hep bir adım ötede kaldı.
Yıllar sonra, Aralık 2019’da Arteta teknik direktör koltuğuna oturdu. Başlangıç sancılıydı. İlk üç sezonda takım Şampiyonlar Ligi potasının dışında kaldı; ezeli rakibi Tottenham’ın gerisinde bitirdi. Kırılma anı belki de güçlü Manchester City’ye karşı oynanan FA Cup yarı finaliydi. Arsenal o maçı kazandı, ardından finalde Chelsea’yi mağlup ederek kupaya uzandı. Bu zafer, Arteta’ya zaman ve güven kazandırdı.
Altı buçuk sezonda sabırla inşa edilen yapı bugün meyvesini veriyor: kazanmaya ve şampiyonluğa inanan bir kadro.
Arsenal taraftarı matematiksel kesinlik olmadan kutlama yapmaz. Ama ortada bir gerçek var: Son yedi maçta dokuz puanlık farkın eriyip gitmesi, artık aklın sınırlarını zorlayan bir ihtimal.
Belki de hasret gerçekten bitmek üzeredir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

