İranlı siyasal aktivist Dr. Mehdi Noorbaksh,
Harrisburg Üniversitesi’nde dersler veriyor.
RÖPORTAJ | ABDÜLHAMİT BİLİCİ, Washington TR724
ABD–İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ve İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi, İslam Cumhuriyeti’nin geleceği, rejim değişikliği ihtimali ve bunun Orta Doğu ile küresel ekonomi üzerindeki etkileri hakkında derin soruları gündeme getirdi.
Bu soruları, uluslararası ilişkiler alanında önde gelen akademisyenlerden ve İranlı bir siyasal aktivist olan Dr. Mehdi Noorbaksh ile konuştuk.
Harrisburg Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Dr. Noorbaksh, İran’daki köklü siyasi akımlardan Özgürlük Hareketi’ne mensup bir siyasi aktivist. Dünyadaki siyasi gelişmeleri yakından izleyen önemli kuruluşlardan biri olan World Affairs Council Harrisburg’un da başkan yardımcısı. İran ve Orta Doğu siyaseti üzerine çok sayıda çalışması bulunan Noorbaksh’ın doktora tezi, İran’da siyasi dönüşümün dinamiklerini inceliyor.
“İran’da rejimin hızlı bir şekilde çökmesi beklentisi gerçekçi değil” diyen Dr. Noorbaksh, İran’ı Venezuela ile karşılaştırmanın neden yanıltıcı olduğunu, İran milliyetçiliğinin rolünü, Rıza Pehlevi etrafındaki tartışmaları ve Hamaney sonrası dönemde İran siyasetini şekillendirebilecek iç dinamikleri değerlendirdi.
- ABD–İsrail’in İran’a saldırısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu, bazı insanların beklediği gibi rejim değişikliğine yol açar mı?
Hayır, böyle olacağını düşünmüyorum. İran siyasi sisteminin basit olduğunu düşünenler ciddi bir hata yapıyor. Sistem oldukça karmaşık ve katmanlıdır.
Dünyanın herhangi bir ülkesinde rejim değişikliği için genellikle “sahada asker” gerekir. Liderlik kadrosunu hedef alsanız ya da askeri yapıya darbe vursanız bile, ülkenin kontrolünü alacak ve rejimin kalan yapılarını tasfiye edecek bir güç gerekir. İran’da böyle bir durum yok.
Ordu hâlâ birleşik durumda ve liderlik yapısı da oldukça karmaşık. İran rejimi tarihsel olarak bireylerden çok sistemi önemsemiştir. Bu ideolojik bir yönetimdir ve ideolojiyi taşıyacak başka aktörler olduğu sürece sistem tek bir kişinin kaybıyla çökmez.
Elbette Ali Hamaney’in ölümü değişim getirecektir. Zaten pek çok kişi Hamaney sonrası dönemi bekliyordu. Bu açıdan durum, Mao’nun ölümünden sonra Çin’de yaşanan sürece benzetilebilir.
Bugün İran’da yeni bir siyasi ortam doğabilir. Hükümetle bağlantılı bazı kişilerle konuştuğumda, bazı siyasi tutukluların serbest bırakılabileceğine dair söylentiler olduğunu söylediler. Mir Hüseyin Musevi gibi isimlerin öne çıkma ihtimali konuşuluyor.
Ayrıca İran toplumunda ülkenin siyasi sisteminin geleceği hakkında bir referandum yapılması fikri de giderek daha fazla tartışılıyor.
Yani kanaatimce rejim çökmez, fakat Hamaney sonrası İran siyaseti ciddi biçimde değişebilir.
“Venezuela modeli” İran’da neden işlemez?
- Yani Venezuela modeli İran’da işlemez mi?
Kesinlikle hayır. Donald Trump’ın Venezuela için uyguladığı model, Nicolás Maduro’yu izole etmek, liderliği devirmek ve ordunun taraf değiştirmesini sağlamaktı. İran’da bu mümkün değil. Çünkü ordu son derece birleşik bir yapıya sahip.
İran’da iki ana askeri yapı var: düzenli ordu ve İran Devrim Muhafızları Ordusu. Son yıllarda ilk kez bu iki yapı ülkeyi savunmak için bu kadar yakın iş birliği yaptı.
ABD ya da İsrail’i yenebileceklerini söylemiyorum. Ama belirli ölçüde kendilerini savunabileceklerini gösterdiler.
- İranlılar saldırıyı nasıl görüyor?
– ABD’de yapılan bir ankete göre Amerikalıların yalnızca dörtte biri İran’a yönelik saldırıyı doğru buluyor. Sizce İran’da bu saldırıyı destekleyenlerin oranı nedir?
Devrik şahın oğlu Rıza Pehlavi’yi destekleyen monarşistler var ve bazıları bu saldırıyı memnuniyetle karşıladı.
Pehlevi’nin Benjamin Netanyahu ile yakın ilişkileri var ve bazı destekçileri askeri müdahaleyi teşvik etti.
Ama İran’ın içindeki tablo farklı. Sivil kayıplar—özellikle çocukların ölmesi—büyük bir öfke yarattı.
Birçok kişi bu saldırının, halkı rejime karşı ayaklandırmak amacıyla kaos yaratmayı hedeflediğini düşünüyor. Ancak bu strateji hatalı. İran milliyetçiliği çok güçlüdür ve rejime karşı olan pek çok kişi bile dış askeri müdahaleyi desteklemez.
- Bu saldırılar İran toplumunda nasıl bir etki yaratır? Milliyetçilik mi güçlenir, yoksa rejim karşıtlığı mı?
Milliyetçiliğin güçleneceğini düşünüyorum. Ama bu aşırı sağ bir milliyetçilik değil. İran milliyetçiliği, 1950’lerde ülkenin petrolünü millileştiren başbakan Mumammed Musaddık ile ilişkilendirilen vatansever bir geleneğe dayanır.
Bu milliyetçilik kapsayıcıdır. Azeriler, Kürtler, Beluçlar ve diğer azınlıkları eşit vatandaş olarak görür.
Bir ülke dışarıdan saldırıya uğradığında, hükümeti eleştiren insanlar bile çoğu zaman ülkeyi savunmak için birleşir.
- İran’da demokratik dönüşüm nasıl olabilir?
– Öyle görünüyor ki, siz rejimin baskıcı niteliğine de ABD-İsrail askeri müdahalesine de karşısınız. Şayet askeri müdahale çözüm değilse İran’ın daha özgür ve müreffeh olmasını sağlayacak dönüşümün yolu nedir?
İlk adım siyasi tutukluların serbest bırakılmasıdır. Bu, değişimin başladığına dair en güçlü işaret olur. İkinci adım, toplumun siyasi hayata özgürce katılmasına izin verilmesidir.
Sonrasında İran’da siyasi sistemin doğasına ilişkin bir referandum yapılabilir. Bu birkaç yıl içinde olabilir. Birçok aktivist, din ile devletin ayrıldığı ama dini geleneklere saygılı bir yönetim modelini savunuyor. Demokratik bir İran, çoğulculuğa, insan haklarına ve laik yönetime saygı gösterir.
- Bu savaş ortamında İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun iktidarı tamamen ele geçirip daha radikal bir sistem kurma riski yok mu?
– Her zaman risk vardır. Ancak İran toplumu çok dirençlidir.
Zorunlu başörtüsüne karşı kadınların başlattığı protestoları hatırlayın. Baskıya rağmen insanlar değişim talebini sürdürüyor.
İran daha 1905’te anayasal devrim yaşamış bir ülke. Yüz yılı aşkın süredir demokrasi mücadelesi veriliyor.
Sonunda ülkenin hem monarşinin hem de dini otoriterliğin ötesine geçeceğine inanıyorum. Ben umutluyum. Ama bu romantik bir umut değil; İran toplumunda gördüğüm gerçek dinamiklere dayanan bir umut.
Timeline programını buradan izleyebilirsiniz
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

