Site icon Serbest Görüş

Tutsak gazeteci Pınar Gayıp: Vardık, varız, var olacağız


Tutsak ETHA editörü Pınar Gayıp, ‘Bu yıl 8 Mart’ta sokakta olamayacağız ancak sloganlarımız kent kent,  meydanlarda yükselen sloganlarla birleşecek. Her yerde direnen kadınlar buluşacak. Kadın özgürlük mücadelemiz dahil. ’Vardık, varız, var olacağız’’ dedi 

Etkin Haber Ajansı’nın (ETHA) Aksaray’daki ofisine 3 Şubat 2025’te sabah saatlerinde baskın düzenlenmiş, gazeteciler Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürülmüştü.

Tutuklanan ETHA editörü Pınar Gayıp, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesi JINNEWS’e mektup gönderdi. Pınar Gayıp, mektubunda cezaevinde bulunan kadın gazetecilerin durumuna, kadın ve LGBTQ+’lara yönelik şiddet politikalarına ve erkek egemen medyanın diline dikkat çekerken; üç arkadaşıyla birlikte tutuklandığını hatırlatarak dayanışma ve mücadele vurgusunda bulundu.

Pınar Gayıp’ın mektubu şu şekilde:

“Yine de ‘İnadımız, Cesaretimiz, Düşlerimiz Ortak’. ‘Ve artık gecenin evinde ışığını çıkaracağız / çocuklarımızı başarıyla bırakacağız karanlık camların / ve bizden sonra gelenler, demir parmaklıklardan değil, asma bahçelerinden seyredecekler / bahar sabahlarını, yaz akşamlarını.’

Önümüzde 8 Mart. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne sayılı günler kala direniş coşkusu ve iradeyle sokakları terk etmeyen kadın ve LGBTQ’ler… Adnan Yücel’in çok sevdiğim bu şiiriyle selamlamak istedim. Ömrünü devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış kadınlar hâlâ ışığımız olmaya devam ediyor.

Gazetecilerin tutuklanması tesadüf değil

Kadın ve çocuk düşmanı politikalarla çocuk istismarının; kadına ve LGBTQ’lara yönelik her türlü şiddetin, şüpheli kadın ölümlerinin ayyuka çıktığı günlerde kadın gazeteciler olarak tutsak edildik. Kadın katliamlarını sadece rakamlardan ibaret gören, şiddete maruz kaldığı için kadınları suçlayan; bu politikaları besleyen erkek egemen medyanın nefret söylemleriyle dolu yalanlarına karşı kadın, çocuk ve LGBTİ’ların sesini duyuran gazetecilerin tutuklanması tesadüf değil elbette; bilincindeyiz, nedeninin farkındayız. 2025’in ‘aile yılı’ ilan edilmesi akabinde, ‘Aileyi 10 yıl geriye iten’ kadınların; ev-mutfak-çocuk bakımına, ucuz emek sömürüsüne mahkûm edilmesi politikalarının bir parçası. Trans kadınların evleri polis baskınlarıyla talan edilir, LGBTQ+’lar sokak ortasında işkence edilirken; gökkuşağının ‘yasadışı’ olarak tanımlandığı bugünlerde sesimiz, solunumuz kesilmek isteniyor. LGBTQ+’lara ölümden başka seçenek sunmayan bu sistemde yaşamak için mücadele eden kadınların intihar ettirilme inancımız isteniyor.

Kadınların cesareti mücadelelerinden geliyor 

Daha birkaç hafta önce, 30 Ocak’ta Rojin İçin Adalet Komisyonu çağrısıyla; dışarıdan muhatabından adalet istemek için Ankara’nın göbeğinde buluşan yüzlerce kadın bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. ‘Şüpheli kadın ölümleri çoktur’, ‘Kadınlar intihar ediyor’, ‘Yaşamak istiyoruz’ diyen kadınların cesareti, dönemin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u açıklamaya zorladı. Bu kadınların cesareti, hakları için, yaşamak için verdikleri mücadeleden geliyor. Eylem öncesi gerçekleşen forumda söz alan kadınlar ‘unutalım seni hikayeni’ diyerek yasaklarını aktardı. Bir kadının erkek şiddetine karşı adalet için verdiği mücadeleyi; şiddet gördükleri için susturulduklarını ama asla vazgeçmeyeceklerini söyledi. Çünkü erkek şiddeti münferit değil; erkek egemen sistem politikalarının bir sonucu. Devletin tüm kurumlarıyla, medya yasasıyla, yapısıyla üretilen, hayata geçirilen bir politika. Aşk adı altında kadına yönelik şiddeti, kadın katliamını meşrulaştıran; annelik figürünü dayatarak fedakâr kılıp öven dizi ve filmlerde; hakları için sokaklara çıkan kadın ve LGBTQ+’lara fiziki, cinsel ve psikolojik işkence uygulayanların aklınca kadını ve LGBTQ+’ları cezalandıran mahkemelerde; ölmemek ya da tecavüze uğramamak için öz savunma hakkını kullanan kadınlara ağır cezalar verilirken, kadın katillerine, çocuk istismarı faillerine verilen ‘iyi hal’ indirimlerinde görüyoruz bu politikaları. Ve hepsi erkek egemen sistemin temsilcilerinin ekonomik hayatımıza ve kazanılmış haklarımıza göz diktiğini, fetvalarla bizi eve hapsetmelerine tanık oluyoruz. Bu nedenle erkek şiddeti münferit değil; erkek egemenlik öfke patlaması değil, şefkat değil…

Kadın gazeteciler de azade değil 

Kadın düşmanı politikalardan biz kadın gazeteciler de azade değiliz. Kadına, LGBTQ+’lara yönelik şiddete karşı haberlerimiz nedeniyle tehdit ediliyor, yargı tacizine maruz kalıyoruz. Yanında çalışan stajyer avukat, taciz ettiği için hapis cezası alan ve avukatlık ruhsatı iptal edilen Sezgin Keleş’in röportajlarım ve haberlerim nedeniyle yıllardır hedefindeyim. Sosyal medyada parmaklarımın kırılmakla tehdit edilmesine rağmen bu konuda işlem yapılmadı. Bir kadın gazeteci olarak haberlerimden dolayı yargılandığım davalardan ceza aldım, dosya masrafları tarafıma yüklenerek haciz işlemi başlatıldı. Banka hesaplarım bloke edildi, mal varlığıma el kondu.

Üretmeye devam edeceğiz

Tutsaklığınız böylesi bir sürece denk düştü. ETHA’nın üç kadın emekçisi tutuklandı. Tutsaklığımız fizikken olabilir ama düşüncelerimiz, düşlerimiz özgür. Zira hapishaneye adım attığımız andan itibaren neler yapabileceğinizi, dışarıyı nasıl besleyeceğinizi tartıştık. Üretmeye, yazmaya devam ediyoruz. Ve elbette 8 Mart için etkinlik planlarınız ve buradan da tiyatro gündemleriniz mevcut. 8 Mart günü sokakları çıkacak kadınlarla 25 adımlık bu havalandırmada yürüyen kadınların yürek bütünlüğü ve hiçbir saldırı karşısında alanları terk etmeyen kadınlarla burada direnen kadınların cüreti bir. Bu yıl 8 Mart’ta sokakta olamayacağız ancak sloganlarımız kent kent,  meydanlarda yükselen sloganlarla birleşecek. Her yerde direnen kadınlar buluşacak. Kadın özgürlük mücadelemiz dahil. ’Vardık, varız, var olacağız’ 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun.”

HABER MERKEZİ 

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version