Tarihçi Alişan Akpınar, Kürtlere 1923’ten bu yana uygulanan asimilasyon ve soykırım politikalarına rağmen Kürtlerin ulus olmayı başardığını söyleyerek, ‘Ortadoğu yeniden şekillenirken Türkiye’nin en büyük korkusu, Kürtlerin güçlü bir statü elde etmesidir’ dedi
Türk-Kürt ilişkileri, Malazgirt Savaşı’ndan Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemine kadar hem stratejik ittifaklara hem de çatışmalara sahne oldu. 1923’ten sonra Cumhuriyet döneminde uygulanan asimilasyon politikaları, Kürtlerin taleplerini bastırırken bugün Türkiye’nin en büyük kaygısı, Kürtlerin güçlü bir statü elde etme ihtimali olarak öne çıkıyor. Tarihçi Yazar Alişan Akpınar, Kürt sorununun Osmanlı’dan beri devam ettiğini söyledi.
‘1847’de Kürdistan Eyaleti kuruluyor’
Osmanlı bürokratlarının 17’nci yüzyıla ait raporlarında, Safevilere karşı zayıf durumda oluşunun nedeninin Kürt ilişkilerine dayandırıldığına dikkat çeken Alişan Akpınar, “Osmanlı’nın hep bir Kürt meselesi olmuştur; ama 19’uncu Yüzyıl’da işler değişiyor. Çünkü Osmanlı, merkezi bir devlet kurmak istediği için bu Kürt mirliklerini ortadan kaldırmak istiyor. 1820 ile 1880 arası Osmanlı ile Kürtler arasında çok çatışmalı bir süreç yaşandığını görüyoruz. 1847’ye kadar bu mirlikler ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. 1847’de en son Kürt miri Bedirhan Bey ortadan kaldırılıyor. 1847’de Osmanlı, bir Kürdistan Eyaleti kuruyor. 20 yıl boyunca bu eyalet devam ediyor. Fakat Osmanlı beklediğini alamıyor” diye konuştu.
İlk Kürt isyanı: Şeyh Ubeydullah
Şeyh Ubeydullah’ın 1880’de gelişen isyanına işaret eden Alişan Akpınar, “İlk Kürt isyanı Şeyh Ubeydullah İsyanı’dır. Bağımsız bir devlet kurmak için çıkmıştır bu isyan. İngiltere, Fransa, Osmanlı, İran hepsi birleşip bu isyanı bastırmaya çalışıyor. Çünkü bölgede bir Kürt devletinin kurulmasını kimse istemiyor. Bana kalırsa bu dönemde de böyle. Şeyh Ubeydullah İsyanı bastırılınca bir tür Kürtlerle Osmanlı arasında yeni bir ittifak kuruluyor. Çünkü iki tarafında korkusu aynı: Birincisi Rusların bölgeyi istila etmesi, ikincisi bölgedeki bir Ermeni devletinin kurulması. Şeyh Ubeydullah İsyanı’ndan sonra Kürtlerin büyük bir bölümü ile Osmanlı (İkinci Abdulhamit) arasında bir ittifak kuruluyor. Kürt aşiretleri için Hamidiye Alayları kuruluyor. Nakşibendi şeyhleri Panislamizm çerçevesinde ittifak kuruyor. Dolayısıyla da 1514 ile 19’uncu Yüzyıla kadar çatışmalı da olsa yer yer bir sözleşme var. Osmanlı ile Kürt hükümetleri arasında. 19’uncu Yüzyıl’da Osmanlı bu Kürt hükümetlerini yok etmek istiyor. Fakat 1880’lerden 1923’e kadar istisnalar olsa da genellikle Kürtlerin önemli bir bölümü, hem Abdülhamit rejimi ile hem de sonrasında İttihat Terakki rejimi ile belirli oranda bir ittifak içerisinde ilerlediğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Birinci Dünya Savaşı’nda Kürtler
Birinci Dünya Savaşı sürecinde de Kürtlerin, özerklik elde etme düşüncesiyle savaşa katıldığını belirten Alişan Akpınar devamında şunları söyledi: “Bağımsızlık talebinde olan Kürtler de vardı; ama genel olarak ademi merkeziyetçi bir yönetim talebi var. Kendi bulundukları yerleri yönetme, kendi anadillerinde eğitim vermek; talepleri bunlardı. Çoğunlukla ademi merkeziyetçi bir paradigmaya sahiplerdi. Kürtler; Türklerle, Ermenilerle, Araplarla yaşamak istiyorlardı; fakat 1923’te Lozan Anlaşması’yla Türkiye Cumhuriyeti uluslararası bir statü kazanır kazanmaz, İttihat Terakki’nin Kürtleri asimile etme politikaları devreye giriyor. 1923’ten sonra Kürtlere sunulan şu oldu: Ya asimile olursunuz, Türkleşirsiniz ya da buna karşı çıkar, katledilirsiniz. Sorun burada çıkıyor” diye belirtti.
1921-1923 arası
1921 ile 1923 arasındaki dönemin yazılı kaynakları, Meclis tutanakları ve Atatürk’ün konuşmalarında açıkça “Milli Mücadele’nin” Türk ve Kürt halkının birlikte yürüttüğü bir mücadele olarak ifade edildiğine dikkat çeken Alişan Akpınar, “Amasya Protokolü’ne bakın; orada Kürtler vardır. 1923’e kadar bu savaşın birlikte verildiği, Kürtlerin reddedilmediği, yok sayılmadığı ortada. Ama bazı Kürtlerin şüphesi var. Mesela Koçgiri Aşireti, ‘Milli Mücadeleyi yöneten bu kadro İttihatçı. Ermenileri katlettikleri gibi bizi de katlederler, biz bunlara güvenmiyoruz. Haklarımızla ilgili yazılı garanti istiyoruz’ diyorlar. Koçgiri Aşireti isyan falan etmiyor aslında Milli Mücadele’yi desteklemek için yazılı garanti istiyorlar, o yüzden katlediliyorlar. Üzerinde sözleşilmiş, maddeleri belirlenmiş, altına imza atılmış bir şey yok; ama yazılı basın ve Meclis tutanaklarında bu savaşı Kürtler ve Türklerin birlikte yürüttüğünü, Kürt varlığının tartışılmaz bir şey olduğunu görürsünüz. Fakat 1923’ten sonra işler değişiyor” şeklinde konuştu.
‘Emperyal güçler dizayn ediyor’
1923 süreci ile bugünkü süreçte Kürtlerin statüsünü karşılaştıran Alişan Akpınar, şöyle devam etti: “Nasıl 1923’te Ortadoğu, emperyal güçler tarafından dizayn edildiyse bugün de aynı şeyi yaşıyoruz. Bu anlamda benzer iki süreç yaşıyoruz. Kürtler açısından farklılık ise belli bir Kürt entelejansiyası olsa da güçlü bir tabanı, güçlü örgütleri yok. Hem askeri hem politik bir güç, bir özne olarak ortaya çıkabilecek bir Kürtlükten söz edemiyoruz. Bugün durum farklı. Çünkü bugün yüzyıl boyunca Kürtler dörde bölünmüş olmalarına; yüzyıl boyunca bu dört parçada asimilasyon, katliam, soykırım yaşamalarına rağmen, yüzyıl boyunca bir ulus devlete sahip olmamalarına rağmen bir ulus olmayı başardı Kürtler. Bugün bir Kürt ulusu var. En son Rojava’ya saldırılarda biz bunu gördük. Çok güçlü bir Kürt ulusal bilinci olduğunu gördük.”
Türkiye’nin Kürt politikası
Kürtlerin 1923’ten farklı olarak bugün 50 milyonluk nüfusun önemli bir bölümünün ulusal bilince ve talebe sahip olduğunu Alişan Akpınar, şunları söyledi: “Dolayısıyla bu durum elbette ki Türkiye’yi korkutuyor. Artık Kürtlere ‘Ya Türkleşirsin ya katledilirsiniz’ denmiyor. Şimdi, ‘Kürtlüğünüzü reddetmiyoruz; ama alt kimlik olursunuz, artık Kürt yoktur demiyoruz; ama bizim kontörlümüze girersiniz’ deniliyor. Şimdi Ortadoğu yeniden şekillenirken Türkiye’nin en büyük korkusu, Kürtlerin Ortadoğu’da güçlü bir statü elde etmesidir. Bahsettiğimiz 50 milyon Kürt’ün yarısı Türkiye’de yaşıyor bunu unutmamak lazım. O yüzden Türkiye’nin temel Kürt politikası hem Kürtlerle masaya oturup hem de sahada Kürtlerin statü kazanma şansını olabildiğince zayıflatmak. Eğer bir statü kazanılacaksa da olabilecek en zayıf statüyü kazanmalarını sağlamak.”
Rojava ve komisyon bağı
Alişan Akpınar, Türkiye’nin Rojava’ya dönük saldırılarla Rojava’yı tasfiye etmek istediğini; ancak başarılamadığını söyledi. “Eğer bunu başarsaydı; komisyon raporu çok farklı olacaktı” diyen Alişan Akpınar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Rojava istediğini tam alamadı; ama tasfiye de olmadı. Dolayısıyla komisyon raporu böyle çıktı. Bu masa bozulmayacak; fakat komisyon raporuna baktığımızda somut hiçbir şey görmüyorsunuz. Kürtlerin anadilde eğitim hakkı talebinden Abdullah Öcalan’a ‘umut hakkına’ kadar. Çünkü hala saha bekleniliyor. Mesela ABD, İran’a müdahale edecek mi, müdahale ederse bunun sonuçları ne olacak? HTŞ, Haşdi Şabi’ye saldıracak mı, Irak’a saldıracak mı, saldırırsa bunun sonuçları ne olacak? Yani her şey aslında yeni başlıyor. Dolayısıyla Türkiye, şu anda hem masada Kürtlerle belirli bir müzakere yürütüyor hem sahada Kürtlerin statü şansını olabildiğince azaltacak hamleler kurmaya çalışıyor. Bence masayı yıkma şansları yok. Masayı yıkıp ne yapacaklar? Milyonlarca Kürt’ü katletmesi mümkün değil. Türkiye yeni bir Ortadoğu kurulurken Kürtlerle ilişkisi olması gerektiğini ve Kürt meselesini merkeze oturtması gerektiğinin farkında. Burada da yapmaya çalıştığı şey hem Kürtlerle bir müzakere yürütmek hem de Kürtlerin güçlü bir statü elde etmesine engel olmak. Şu anda böyle bir hat, hem sahada hem masada sürüyor. Irak ve İran’da ne olacağını tahmin etmek çok zor; ama onun sonuçları masayı etkileyecek. Yani Kürtlerin eli güçlenebilir de zayıflayabilir de.”
‘Kürtler için risk de var avantaj da’
Biz, Rojava’da Kürtlerin Ortadoğu’daki sınırlılıklarını ve risklerini gördük ki bence bu riskler hala var; ama gücünü de gördük. Şimdi Kürt hareketleri bu gücünü mobilize edebilecekler mi, yeniden örgütleyebilecekler mi, bence bütün mesele bu. ‘Küçük olsun benim olsun’ mantığı ile ilerleyemeyiz. Çünkü bu alan çok dinamik bir alan. Bu dinamizmi, çeşitliliği, demokrasiyi barındıran alanlar inşa etmemiz lazım. Kürtler Ortadoğu’da azınlık değil. Kürtler Ortadoğu’nun en büyük halklarından biri. Bu çok büyük bir güç. Artık bürokratik yapıların bir kenara bırakılıp karar alma mekanizmalarının tamamen halka devredildiği yeni modeller üretebilecek misiniz? Ortadoğu’da ne olacağı hala belirsiz, Kürtler için risk halâ var ama bence avantajlar da var.”
Haber: Sema Bingöl / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

