AHMET KURUCAN | YORUM
“Bazen Tanrı kararsız kalabilir!” diyor birisi paylaştığı tweet’inde. Altına şu ayetleri yazmış: “Biz Peygamberleri ayırmayız.” Bakara 285; “Biz peygamberlerin bazılarını üstün kıldık.” Bakara 253; “Peygamberler arasında ayırım yapmayız.” Ali İmran, 84; “Bazı peygamberleri üstün tutarız.” İsra ,55.
Bunu okuduğumda gece yatmak üzereydim. Oruçla geçen ama rutin işlerin de aksamadığı bir günün yorgunluğu, iftar programına gidiş geliş, teravih namazı ve üstüne okuduğum bu tweet. Psikologlar yatmadan en az iki saat önce yatma moduna geçip yeme ve içmeyi kesmemizi, TV ve sosyal medya ile meşgul olmamamızı, led ışıklardan soft ışıklara geçmemizi tavsiye ediyorlar ama gel gör ki… Cümlemi tamamlayamadım.
Telefon bağımlısı değilim; genelde bu tavsiyelere uymaya çalışıyorum ama o gün uymamıştım ve okuduğum mesajdaki bilgisizlik benim dini hassasiyetime öyle bir dokundu ki uykumu terk ettim ve aşağıdaki yazıyı kaleme aldım.
Bakara 285 ve Âl-i İmrân 84’te geçen, “Peygamberler arasında ayrım yapmayız!” ifadesi iman bağlamındadır. Yani müminin inancını belirler. Peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek gibi seçici bir tutumu reddeder. Hz. Musa’ya inanıp Hz. İsa’yı inkâr eden bir anlayış da, Hz. İsa’ya inanıp Hz. Muhammed’i (sas) reddeden bir anlayış da Kur’an nazarında tutarsızdır. Mümin, Allah’tan gelen bütün peygamberlere iman eder. Bu, iman eşitliğidir.
Bakara 253 ve İsrâ 55’de ise Allah’ın bazı peygamberleri bazı yönleriyle üstün kıldığı ifade edilir. Buradaki üstünlük kendilerine iman edilmeleri anlamında değil, onların sahip olduğu misyon ve görev farklılığı itibariyledir.
Hemen herkesin bildiği gibi vahyin kapsamı, gönderildiği ümmetin genişliği, tarihsel etki alanı, mucizelerin mahiyeti gibi unsurlar bakımından peygamberler arasında farklılık söz konusudur. Kimisi küçük bir kavme gönderilmiş; kimisi daha büyük; kimisine kitap verilmiş kimisine verilmemiş. Dolayısıyla ayetlerin bahsettiği derecelendirme onların icra edecekleri veya ettikleri fonksiyonları itibariyle söz konusu olan bir derecelendirmedir. Bu farklı gözetmediğiniz zaman yani iman alanıyla görev alanını aynı kategoriye koyduğunuzda çelişki üretmek kolaylaşır. Oysa inançta eşitlik ile misyonda farklılık aynı düzlemde değerlendirilmez.
Basit bir benzetme yapalım: Bir üniversitedeki bütün profesörler akademisyendir. Hepsi saygındır, hepsi ilim ehlidir. Ancak içlerinden biri Nobel ödülü almış olabilir, biri rektörlük yapmış olabilir, biri uluslararası alanda daha geniş bir etki bırakmış olabilir. Akademisyenlik kimliğinde eşitlik vardır; akademik katkıda farklılık olabilir. Bu durum çelişki değil, kategorik ayrımdır.
Kur’an’ın kendi iç tutarlılığına dair iddiası açıktır: “Eğer o, Allah’tan başkası tarafından olsaydı, içinde birçok çelişki bulurlardı.”
Bu iddia, metnin bütünlüğüne işaret eder. Yirmi üç yıllık bir zaman diliminde, farklı sosyal ve siyasal şartlar altında nazil olmuş bir kitabın kavram bütünlüğünü koruması başlı başına dikkate değerdir. Çelişki iddiası ise çoğu zaman okurun önyargılı yaklaşımının sonucudur.
Metin okumalarında, hadiseleri değerlendirmelerde parçacı ve atomik yaklaşım günümüz insanının bir hastalığıdır. Bunu kabullenelim. Maalesef bu paylaşımda da görüldüğü üzere herhangi bir metinde cümleler bağlamından koparılıyor, kavramlar tarihsel zemininden ayrıştırılıyor, ardından da retorik bir çarpıcılıkla “bakın çelişki” deniliyor.
Oysa metin okumada en temel üç ilke şudur: bağlam, muhatap ve bunlardan hareketle ortaya konulacak olan kavramlar, ilkeler, prensipler ve hükümler. Bunlardan biri ihmal edildiğinde sağlıklı bir sonuca varmak mümkün değildir.
Aslında bu tartışma sadece peygamberler meselesiyle sınırlı değildir. Kur’an’da “adalet” kavramı da bağlama göre farklı tonlar kazanır, “cihad” kavramı da, “rahmet” kavramı da. Aynı kelimenin farklı bağlamlarda kazandığı anlam genişliğini görmezden gelirseniz, metni değil kendi ön kabulünüzü okumuş olursunuz.
Son tahlilde şunu söylemek gerekir: Burada Tanrı’nın kararsızlığı değil, okuma usûlünün eksikliği söz konusudur. İlahi kitabı anlama metodolojisinden bihaber olunduğunun delilidir. İman eşitliğini görev farklılığıyla karıştıran bir yaklaşım, metnin değil o metni okuyan kişinin zihni iç tutarsızlığını ele verir.
Kur’an’ı anlamak, ayetleri yan yana dizmekle olmaz. Allah’ın gerçekten maksadını ve muradını anlamak istiyorsanız ve bu konuda samimi iseniz ayetlerin öncelikle nüzul toplumundaki orjinal manasını bulmak zorundasınız. Bence Allah’ın kelamında çelişki arayan zihin, önce kendi kategorilerini gözden geçirmelidir. Çünkü asıl sorun metni aceleyle hükme bağlayan önyargılı bakıştadır.
Parçalı okuma alışkanlığının yaygınlaştığı, bağlamın neredeyse tamamen devre dışı bırakıldığı bir çağda yaşıyoruz. Dolayısıyla bu türlü beyanlar, iddialar zihinleri karıştırabiliyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

