Site icon Serbest Görüş

Tahran’a saldırı; Washington’da ‘meşruiyet’ depremi

Tahran’a saldırı; Washington’da ‘meşruiyet’ depremi


ABD’nin İran’a saldırısı Washington’da “ulusal birlik” üretmedi; tam tersine Trump’ın Kongre onayı olmadan savaş yetkisini kullanıp kullanamayacağı tartışmasını alevlendirdi. Demokratların yanında bazı Cumhuriyetçilerin de itirazı, operasyonun içeride bir meşruiyet krizine dönüştüğünü gösteriyor. BM hattında da saldırının Güvenlik Konseyi kararı veya 51. madde çerçevesinde açık bir “meşru müdafaa” zemini olmadığı vurgulanıyor. Trump’ın “Lideri ortadan kaldırınca rejim çözülür” varsayımı ise İran’ın kurumsal yapısı nedeniyle ters tepebilir ve güvenlikçi konsolidasyonu güçlendirebilir. Anketler, kamuoyunun bu askeri adıma güçlü destek vermediğini; X’in de sağ-sol farklı kanatları buluşturan savaş karşıtı bir mecraya dönüştüğünü ortaya koyuyor.

AYDOĞAN VATANDAŞ | YORUM

ABD’nin İran’a yönelik saldırısı Washington’da beklenen türden bir “ulusal birlik” görüntüsü vermedi. Aksine, operasyon daha ilk saatlerden itibaren hem hukuki hem de siyasi düzlemde sert bir tartışmayı tetikledi. Tartışmanın odağında Trump’ın Kongre onayı olmadan böyle bir operasyon emri verip veremeyeceği sorusu yer aldı.

Kongre’de özellikle Demokratlar, saldırının “yakın ve kaçınılmaz bir tehdit” gerekçesine dayanmadığını savunarak Başkan’ın yetkisini aştığını dile getirdi. Bu eleştirilere dikkat çekici biçimde bazı Cumhuriyetçiler de katıldı. Uzun süredir dış müdahalelere karşı duran Cumhuriyetçi kesimler, bu operasyonun Trump’ın geçmişte savunduğu ‘America First’ söylemiyle çeliştiğini açıkça dile getirdi.

Cumhuriyetçi Parti içinde ortaya çıkan bu sınırlı ama sembolik itiraz, Washington’daki tartışmayı daha da büyüttü. Thomas Massie, Rand Paul ve Warren Davidson gibi isimler savaş için Kongre yetkisinin zorunlu olduğunu savunarak Beyaz Saray çizgisinden ayrıldı. Buna karşılık parti liderliği ve şahin kanat Trump’ın kararını destekliyor ve İran rejimini hedef alan sert politikanın gerekli olduğunu savunuyor. Dolayısıyla mesele Cumhuriyetçi Parti’nin kendi içinde de bir yön tartışmasına dönüşmüş durumda.

Diğer taraftan, pek çok Kongre üyesi, operasyon öncesinde kapsamlı bir brifing verilmediğini ve hukuki gerekçenin açık biçimde ortaya konmadığını belirtiyor. Sadece sınırlı sayıdaki üst düzey kongre liderine kısa bir bilgilendirme yapılmış olması, yasama organının bilinçli olarak devre dışı bırakıldığı eleştirilerine yol açtı. Bu durum, son yıllarda yürütmenin dış politika alanında giderek genişleyen hareket alanına karşı bir “kurumsal tepki” olarak okunuyor.

Önümüzdeki günlerde yapılması planlanan oylamalar, Başkan’ın savaş yetkisini sınırlandırma meselesini de test edecek. Oylamanın sonucu ne olursa olsun, Kongre’de böyle bir girişimin gerçekleşmesi bile Beyaz Saray’a yönelik ciddi bir siyasi uyarı olarak değerlendiriliyor. Bazı yorumcular bu süreci, 2002’de Irak Savaşı için verilen yetki oylamasına benzer tarihsel bir eşik olarak görmeye başladı.

Saldırı, uluslararası hukuk açısından da ciddi meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirdi. Bir devletin başka bir devlete karşı güç kullanması, Birleşmiş Milletler sisteminde ancak iki durumda hukuken meşru sayılabilir: Ya BM Güvenlik Konseyi’nin açık yetkilendirmesi bulunur ya da Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi kapsamında “silahlı bir saldırıya karşı meşru müdafaa” hali söz konusudur. Bu iki istisna dışında kuvvet kullanımı, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan devletlerin egemen eşitliği ve güç kullanma yasağıyla çelişir.

Mevcut durumda saldırının BM Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirildiğine dair bir karar bulunmadığı gibi, saldırının “acil ve kaçınılmaz bir tehdide karşı zorunlu müdafaa” olduğu yönünde evrensel kabul gören bir hukuki çerçeve de ortaya konmuş değil

Nitekim BM Genel Sekreteri António Guterres, Konsey’e hitabında tırmanmanın önlenmesi için her şeyin yapılması gerektiğini söyledi. Aksi takdirde “siviller ve bölgesel istikrar açısından ağır sonuçlar doğurabilecek daha geniş bir çatışma” ihtimaline dikkat çekti.

Guterres, ABD ve İsrail’in hava saldırılarının Birleşmiş Milletler Şartı da dâhil olmak üzere uluslararası hukuku ihlal ettiğini ifade etti. Bununla birlikte İran’ın misilleme saldırılarını da kınayarak Bahreyn, Irak, Ürdün, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlal edildiğini belirtti.

Donald Trump, X hesabından yaptığı açıklamada Ayetullah Ali Hamaney’in öldüğünü ilan ederek bunu “adalet” olarak nitelendirdi. Mesajında İran halkına “ülkenizi geri alın” çağrısı yaptı; İran’ın askerî ve güvenlik unsurlarına ise direnmek yerine saf değiştirmeleri halinde bağışlanabilecekleri imasında bulundu. Açıklamanın tonu aynı zamanda açık bir rejim değişikliği çağrısıydı. Trump, bu gelişmeyi İran için tarihi bir fırsat olarak çerçeveledi ve operasyonların süreceğini vurguladı.

Bu söylem, liderin ortadan kaldırılmasının otomatik olarak rejim çözülmesine yol açacağı varsayımına dayanıyor. Ancak modern devletlerin işleyişi, özellikle güvenlik temelli ve ideolojik karaktere sahip sistemlerde, bu kadar basit değil. İran’in siyasal yapısı anayasal halefiyet mekanizmaları, dini kurumlar, Devrim Muhafızları ve çok katmanlı güvenlik bürokrasi ağı gibi devletin sürekliliğini sağlayan temel dayanaklara sahip. Bu nedenle lider kaybı, sistem çöküşünden çok yeniden konsolidasyon da üretebilir.

Ayrıca dış müdahale veya dışarıdan yapılan açık rejim değişikliği çağrıları, iç mobilizasyonu zayıflatmak yerine güçlendirebilir de. İran rejiminin yıllardır dile getirdiği “dış kuşatma” soylemi, böyle bir gelişmeyle doğrulanmış oldu. Bu da içerideki güvenlikçi kanadı güçlendirirken, reformcu ve muhalif alanı daraltabilir.

Rejim karşıtı duygular mevcut olsa bile, bunların sürdürülebilir bir devrimci dönüşüme evrilmesi için güvenlik aygıtında çözülme, elit bölünmesi ve organize bir alternatif liderlik gibi unsurlar gerekir.

Trump’ın X’teki açıklaması, liderin ortadan kaldırılmasının doğrudan rejim değişikliğine yol açacağı varsayım uzerinden İran’ın kurumsal yapısını ve toplumsal dinamiklerini fazlasıyla basitleştiren bir okuma. Asıl soru, sistemin çöküp çökmeyeceği değil; böyle bir şokun İran’ı daha radikal mi, daha pragmatik mi yoksa daha güvenlikçi bir çizgiye mi taşıyacağı.

Diğer taraftan bu saldırının ABD iç siyasetinde yakın gelecekte önemli sonuçlar doğurma ihtimali bulunuyor.Anket verileri, Amerikan kamuoyunun bu askerî adıma güçlü bir destek vermediğini açık biçimde ortaya koyuyor.

University of Maryland tarafından yapılan ankete göre Amerikalıların yüzde 49’u böyle bir müdahaleye karşı çıkarken, yüzde 30’u kararsız olduğunu belirtti. Yani kamuoyunun büyük çoğunluğu ya saldırıya açıkça karşıydı ya da böyle bir adımı destekleme konusunda ikna olmuş değildi.

Cumhuriyetçi seçmenler arasında bile ciddi tereddütler dikkat çekiyordu. Ankete göre Cumhuriyetçilerin yüzde 40’ı bir saldırıyı desteklerken, yüzde 25’i karşı çıktı, yüzde 35’i ise net bir görüş belirtmedi.

Geçen hafta gerçekleştirilen AP-NORC anketi de Başkan Trump’ın askerî güç kullanımı konusundaki kararlarına duyulan güvenin düşük olduğunu ortaya koydu. Amerikalıların yalnızca yüzde 27’si Trump’ın yurtdışında askerî güç kullanımı konusunda doğru kararlar alacağına güvendiğini ifade ederken, siyasi bağımsızlar arasında bu oran sadece yüzde 14’te kaldı.

Diger taraftan, yeni yayımlanan Gallup anketine göre, ABD kamuoyunda İsrail’e verilen destek onlarca yılın en düşük seviyesine gerilemiş durumda. Ankete katılanların yüzde 41’i artık Filistinlilere daha fazla sempati duyduğunu belirtirken, İsrail’e daha yakın hissedenlerin oranı yüzde 36’da kaldı. Bu tablo, Ekim 2023 öncesindeki dengeden belirgin biçimde farklı: O dönemde Amerikalıların yüzde 54’ü İsrail’e, yüzde 31’i Filistin’e daha yakın olduğunu söylüyordu. Yani son iki yılda kamuoyu eğiliminde tarihsel bir kırılma yaşandığı görülüyor.

Parti bazında ayrışma sürse de değişimin en dikkat çekici yönü bağımsız seçmenlerdeki kayma oldu. Demokrat seçmenlerin zaten 2023’ten itibaren Filistin’e doğru yönelen sempatisi büyük ölçüde korunurken, bağımsızlar da ilk kez benzer bir eğilim gösterdi. Cumhuriyetçi tabanda İsrail’e destek hala güçlü olsa da bu destek 2024’e kıyasla yaklaşık 10 puan düşerek son yirmi yılın en düşük seviyesine indi. Bu durum, İsrail meselesinin artık ABD iç siyasetinde tartışmasız bir uzlaşı alanı olmaktan çıktığını gösteriyor.

Yaş grupları arasındaki fark daha da çarpıcı. Gallup’un 2001’den bu yana yaptığı ölçümlerde ilk kez 18–34 yaş arası Amerikalıların çoğunluğu Filistinlilere daha fazla sempati duyduğunu ifade etti. Gençlerde İsrail’e destek bir yıl içinde yüzde 45’ten yüzde 28’e gerileyerek rekor düzeyde düştü. Daha yaşlı kuşaklarda İsrail’e destek hala görece yüksek olsa da burada da tarihsel bir erozyon gözleniyor. Buna karşılık Amerikalıların yaklaşık yüzde 60’ı bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemeye devam ediyor; bu oran son yıllarda büyük değişim göstermedi.

Bu bağlamda son dönemde Epstein skandalı gibi olayların da özellikle genç ve bağımsız seçmenlerde İsrail’e verilen geleneksel desteğin sorgulanmasına zemin hazırlayan daha geniş bir güven krizi atmosferine katkıda bulunduğu soylenebilir.

Elon Musk’ın sahibi olduğu X platformunu bu surecte elbette anmak gerkir zira X platformu savaş karşıtı muhalefetin farklı ideolojik damarlardan eşzamanlı biçimde görünürlük kazandığı bir alan haline geldi. Platform, Demokrat Parti merkezli klasik savaş karşıtı çevrelerin sesini yükseltmesine imkan tanırken, Amerikan sağının etkili figürleri olan Tucker Carlson ve Alex Jones gibi isimlerin de benzer şekilde müdahale karşıtı argümanlarla öne çıkmasına zemin hazırladı.

Böylece X, alışıldık sağ–sol ayrımını bulanıklaştıran bir iletişim sahası oluşturdu. Geleneksel olarak birbirine mesafeli duran aktörler, İran’a yönelik askerî müdahaleye karşı çıkma noktasında aynı dijital kamusal alanda kesişti. Bu durum, ABD iç siyasetinde sistem içi daha geniş bir meşruiyet tartışmasına dönüştüğünü gösteriyor. X’in algoritmik görünürlük yapısı ve Musk’ın “ifade özgürlüğü” vurgusuyla şekillenen platform siyaseti, bu heterojen muhalefetin eşzamanlı mobilizasyonunu hızlandıran bir katalizör işlevi gördü.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version