Site icon Serbest Görüş

‘Sayın Öcalan’ın demokratik entegrasyon sürecini yürütebilmesinin koşulları sağlanmalı’


Milyonların Newroz meydanlarında Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü talep ettiğini belirten Tülay Hatimoğulları, ‘Sayın Öcalan’ın demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalı’ dedi

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Newroz’a ve halkın katılımına işaret eden Tülay Hatimoğulları, milyonlarca kadın, genç ve yurttaşın bu katılım ile tarih yazdığını ifade etti. Tülay Hatimoğulları, “Bu sene Newroz Konya Kulu’dan Bursa’ya, Antalya’ya, Amed, Van ve Türkiye ve Kürdistan coğrafyasının dört bir yanında son derece güçlü geçti. Burada başta Kürt halkı olmak üzere bütün halklarımızın, işçilerin, emekçilerin, kadınların emeği gerçekten çok büyüktü” dedi.

‘Özgür çalışma koşulları sağlanmalı’

Newroz meydanlarından verilen mesajlara da işaret eden Tülay Hatimoğulları, “Bu Newroz, 27 Şubat ‘Asrın çağrısı’nın milyonlar tarafından sahiplenildiği, tarihi tanıklığın yapıldığı bir Newroz oldu. Bu Newroz ile milyonlar, demokratik, adil ve eşit bir düzenin kurucuları olduklarını gösterdiler. 2026 yılı Newrozu, büyük bir coşkuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan ilettiği 5 net mesajı içeriyordu. Yüzlerce Newroz meydanında milyonlarca insan, Sayın Öcalan’ın adı her geçtiğinde tek ses oldu, tek yürek oldu. Bu, Sayın Öcalan’a özgürlük mesajıydı. Bizler de buradan değerli halklarımızın bu mesajını parlamentodan bir kez daha tekrarlıyoruz. Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü bu halk istiyor. Bizler istiyoruz. Özgür çalışabileceği koşullar mutlaka sağlanmalıdır” diye konuştu.

Şam’a, Ankara’ya, Tahran ve Bağdat’a mesaj

Tülay Hatimoğulları, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

“Newroz meydanlarına katılan çocuklardan kadınlara, Alevilerden Sünnilere, Hristiyanlara, Türklerden Kürtlere kadar milyonlarca insanın yüreği barış sevdası için attı. Milyonlar sahip çıktı. Üçüncüsü, milyonlarca Kürt Newroz’da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade jeopolitik bir ayrışmanın değil, ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade Şam’a, Tahran’a, Bağdat’a ve Ankara’ya bir arada, ortak olarak, eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir yaşam çağrısının ta kendisiydi. Bir diğer mesaj, milyonların demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durduğudur. Milyonların mesajı netti. Demokratik gerileme durmalıdır. Barışla demokrasi el ele büyümelidir. Diğer mesaj, kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelerine, sosyal medyadaki troll gündemlere karşı Newroz meydanlarının omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemini ve gücünü gösterdiği ve aynı zamanda fiili bir yanıt olduğudur. DEM Parti olarak milyonların verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız. Milyonlarca insan, barış sürecinin öznesiyiz, tarafıyız, yeni bir yaşamın kurucu iradesiyiz dedi. İktidar ve parlamento bu milyonlara kayıtsız kalamaz, kalmamalı.

Somut adımları atma zamanı

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. İkinci aşama dediğimiz şey tam da burada anlam taşıyacaktır. İkinci aşama, niyet beyanlarının yerini bağlayıcı, kurucu ve dönüştürücü adımların aldığı bir aşama olmalıdır. Sorunun kabul edilmesinin ötesine geçilerek, çözümün kurumsallaştırıldığı, hukuksallaştırıldığı ve toplumsallaştırıldığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor.

Bakın, dün bu konuda DEM Parti’nin hem bileşen güçleri hem de ittifak güçleri önemli bir açıklama yaptı. Barış ve demokrasi için acil, somut adım çağrısı, hakikaten çok önemli bir açıklamaydı. Ve bakın, Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısıyla demokratik çözüm ufku açılmış, demokratik siyasetin güçlenmesinin, eşit yurttaşlığın tesis edildiği, toplumsal barışın kurumsallaştığı bir düzenin kapıları aralanmıştır. Bu çağrı, stratejik ve tarihsel bir yönelimdir.

Çözümün ufkunu ortaya koyuyor

Ve heyetimiz, biliyorsunuz, 27 Mart’ta İmralı’ya gitti. Sayın Abdullah Öcalan’la birlikte önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda Sayın Öcalan’ın yaptığı değerlendirmeler, demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyet açısından son derece önemliydi.

Bu değerlendirmelerin ardından DEM İmralı Heyeti bir açıklama yaptı. Bu seferki açıklama yalnızca kendi görüşleri değildi; aynı zamanda bu görüşmede Sayın Abdullah Öcalan’ın çok net mesajlarını da içeriyordu.

Oradan kısa bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Öcalan, son açıklamada şunların altını çizmiş: ‘Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır. Artık çözüm, kimliklerin özgürce tanındığı ve toplum temelli demokratik entegrasyonun inşa edildiği bir ortak yaşam düzenidir. Demokrasi, cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegâne çözümdür. Cumhuriyete katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır.’ Bu perspektif, çözümün ve demokrasinin güçlü bir ufkunu ortaya koymaktadır.

Muhatap iktidar ve devlettir

Bakın, bu çağrının sunduğu perspektifle ve yapılan bu açıklamanın çerçevesiyle, sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe dönüşmesinin muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir.

Bu aşamada gözler ve kulaklar artık başka yerlerde değil; yasama, yürütme ve yargı erklerinde olacaktır.

Şunu açıkça ifade etmeliyim ki bu sürece yönelik toplumsal destek yüzde 90’lara kadar ulaştı. Ancak somut adımlar atılmadığı takdirde bu desteğin giderek azalmaya başladığını görüyoruz.

Bugün, destek ile güven arasındaki makas farkını kapatacak; 86 milyon yurttaş için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralayacak sorumluluk artık iktidardadır.

‘Saatler yasal adımlara kuruldu’

“Süreç ile ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. Geçtiğimiz hafta süreci aceleye getirmeyelim anlamında gelen çoklu mesajlarla karşılaştık. Bu, esasen sürecin yeterince anlaşılmadığını bize gösterdi. Şu bilinmelidir ki sorun, basit anlamda hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlam ifade eden bu yavaşlıktır. Sorun, siyasi iktidarın net bir irade geliştirmemesindedir. Bu aşamayı net bir takvime bağlamamasındadır. Yasal düzenlemeler için Meclis’in hala aktif bir çalışmanın içine girmemiş olmasındadır. Bakın, sadece Sayın Bahçeli’nin ‘Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaşlar yuvasına’ çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artardı ve biz şu anda bambaşka bir aşamada olurduk.

Gelişmeler sürecin hızlanmasını bize söylüyor

Ortadoğu’daki kanlı gelişmeler, İran savaşı nesnel olarak bize bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor. Gerçekten çözümcül yaklaşılması gerektiğini söylüyor bize. Cesaretli bir pratik gerektiriyor. Bu mesajı veriyor bize. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey, İran savaşının sonuçlarını beklemek değildir. Daha önce de Rojava’yı beklediler. İran savaşını barış sürecinin el freni yapmak politik basiretsizlik olur. Tam tersi bu savaşın bölgesel etkilerini, yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askerî kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor. Başta Türkiye ve İran olmak üzere bütün bölge ülkeleri halkların sorunlarını çözmeli. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme sorunlarını demokratik bir şekilde radikal bir anlamda çözebilmeli ki üzerine gelen bu kanlı dalgayı geri püskürtebilsin. Emperyalist saldırıları boşa düşürmenin yolu da budur.

‘İpe un seren anlayıştan vazgeçin’

Türkiye’de süreci zamana yaymak isteyen anlayış, süreci buradan okumak durumundadır. Bu sebeple iktidara, milyonlar adına çağrımızdır: Barış sürecinin ikinci aşaması, öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem sürece olan güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar, direnç göstermekten vazgeçmelidir.

Bugün itibarıyla kayyım uygulaması, süreci zedelemekten başka ne anlam ifade ediyor? AİHM kararını hayata geçirmeyip hâlâ sevgili Figen Yüksekdağ’ı, Selahattin Demirtaş’ı ve arkadaşlarını, yine aynı şekilde Osman Kavala’yı ve Can Atalay’ı hapishanede tutmak ne anlam taşıyor? Artık ipe un seren tutumlardan ciddi bir biçimde vazgeçilmelidir. 86 milyonun geleceğine, Ortadoğu’nun barışı ve istikrarına katkı sağlayacak adımlar hızla atılmalıdır. Kürt meselesinin çözülmesinde yapılması gerekenlerle ilgili ‘acaba’ları bir kenara bırakıp hızlı adım atılmalıdır.

‘Yol haritası belidir’

Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi öneme sahiptir. Türkiye’nin önünü açacak, Ortadoğu’ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Ve acil olarak parlamento acilen devreye girmelidir. Kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan’ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalıdır. AİHM ve AYM’nin kararları vakit geçirmeksizin amasız fakatsız bir şekilde uygulanmalı. Hasta ve yaşlı mahpusların toplumun vicdanının ne kadar yaraladığını hepimiz biliyoruz. Bir an önce onlar serbest bırakılmalı. Kayyımlar, tarihe gömülmeli. Seçilmişler Türkiye’nin her yanında görevlerini yargı sopası olmadan özgürce yapabilmeli. Siyasal alanın genişletilmesi,  ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler acilen sağlanmalıdır. Reçete budur. Reçete bellidir ve bunun yolu da açıktır. İktidarı cesarete davet ediyoruz. Biz demokratik çözüm için elimizi değil, sadece bütün bedenimizi taşın altına koymaya hazırız. Yeter ki bu topraklar onurlu barışla buluşsun. Yeter ki Kürt halkı özgürlüğüne, anadiline kavuşsun. Yeter ki halklarımız özgür olsun. Yeter ki Türkiye demokratik olsun.

Savaşın sınırları gelişiyor

İran’a yönelik saldırının 32’nci günündeyiz. Her geçen gün bu savaşın sınırları genişliyor. Cepheler çoğalıyor. Körfez ülkeleri Irak, Lübnan derken bu ateş bütün bölgeyi sardı. Bu süreç, bölgesel savaşa dönüşmek üzere. Ve bu süreçte yine Federe Kürdistan Bölgesi’nde Sayın Mesut Barzani’nin Ofisi 5 kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani’nin konutu bombalanmış. Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin yarattığı tahribatlar değil. Bu, Kürtleri Kürdistan bölgesel yönetimini savaşın içine çekme politikasıdır. Kürtleri ve Kürdistan’ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Ortadoğu zaten bir ateş çemberi içinde. Bu çemberi daha da büyütmek bölgeyi tamamen yakıp yıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kürdistan Bölgesel Yönetimine gerçekleştirilen saldırıları burada bütün Türkiye ve dünya halklarının huzurunda bir kez daha kınıyoruz ve Federe Kürdistan halkı yalnız değildir demeye, sonuna kadar onlarla beraber olmaya devam edeceğiz.

Çanlar nükleer için çalıyor

Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar yeryüzü üçüncü dünya savaşının estirdiği kasırgayla alabora oluyor. Çanlar nükleer için çalıyor. Durum çok tehlikeli. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın bedelini bütün dünya ödüyor. Ekonomik, jeopolitik, enerji ve insani krizler yaşamı felç edecek düzeyde derinleşiyor. Petrol fiyatları dizginlenemiyor. Bugüne kadar Merkez Bankası’nın rezervleri 40 milyar dolar. Ve 50 ton altın eridi. Bu savaşın piyasaya, bireysel bütçelere etkisi ise hesaplanamayacak kadar çok büyük. Bu ekonomik tablo uzun yıllardır işsizlikle, yoksullukla, hayat pahalılığıyla mücadele eden Türkiye’yi muazzam derecede tehdit ediyor. Savaşın faturası daha şimdiden zaten pahalı olan yakıta, soframıza iğneden ipliğe kadar yansımış durumda. Zamlar işçinin, emekçinin, yoksulun, siz değerli yurttaşlarımızın boğazından kesiliyor. AKP iktidarı ne yapalım? Bunlar savaşın etkisi deyip ülkenin yöneteni değil de misafiriymiş gibi davranmaya kalkıyor.

‘KDV ve ÖTV’yi acilen kaldırın’

Bakın, bizim acilen hayata geçirilebilecek çok somut birkaç önerimizi burada paylaşmak istiyorum. Yakıt fiyatının genel yükünü hafifletmek için yakıt vergisini, KDV’yi ve ÖTV’yi acilen kaldırın. Temel gıda ürünlerindeki vergileri kaldırın. Sosyal denge kapsamında her bir haneye, asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz olarak sağlansın. Bu yapılabilir. Çiftçinin gübre, ilaç, yem, tohum ve veterinerlik gibi tarımsal girdileri sübvanse edilmeli, üretim maliyetleri düşürülmeli. 500.000 liraya kadar olan çiftçi borçları derhal silinmeli. Bu sadece çiftçiye bir destek değil. Bu yalnızca çiftçiye bir iyilik değil. Bu aynı zamanda 86 milyon yurttaşının daha ucuz patates, daha ucuz domates, soğan, bibere, patlıcana ulaşabilmesi için de yapılması gerekiyor.

Bakın, dün döndüm, daha Almanya’daydım. İnanın, Türkiye’de domatesi biz üretiyoruz, değil mi? Verimli toprakları var bu ülkenin. Almanya’daki domates Türkiye’den daha ucuz. Onlar euro kazanıyor. Türkiye’de bizlerin aldığı ücret TL bazında ve eriyor. Böyle bir haksızlık, böyle bir adaletsizlik, böyle bir açlık söz konusu. Yakıt tüketimini düşüren önlemler alınmalı. Ekolojik yaşamı esas alan alternatif enerji kanallarının geliştirilmesi için kamu, ciddi bir aktör olarak devreye girmeli.

Enerji tedarik kaynakları güçlendirilmeli. Enflasyonla mücadele politikalarına öncelik tanınmalı ve bu konuda radikal kararlar alınmalı.”

Kaynak: MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version