NECİP F. BAHADIR | YORUM
Sürpriz değildi, “Geliyorum!” diyen bir savaştı. Önce ‘savaş tamtamları’ çaldı. Dost düşman herkes işitti. Son uyarılar yapıldı. Washington yönetimi vatandaşlarına, “İran’ı derhal terk edin…!” uyarısında bulundu. Bundan daha açık işaret olabilir miydi? Bütün alametler belirmişti. Artık eller tetikteydi. Ölüm ve kan kusan füzeler ateşlenmek üzereydi.
Dünya, Trump ve Netanyahu ikilisini durdurmaktan acizdi. ‘Macera’ vazgeçilmez politika olmuştu. İran tarafından pek bilgi sızmadı. Devlet geleneği olan bir ülkeydi. ‘Hazırlıksız yakalanmayacağı’ düşünülürdü.
Gerçi geçen yıl 12 gün süren savaşta acziyeti ortaya çıktı. Yaygın tabirle ‘kağıttan kaplan’ olduğu görüldü. İsrail hedeflerini vurmakta pek zorluk çekmedi. HAMAS lideri Haniye’yi Tahran’da vurdu. İran misafirini koruyamadı. Tahran’ın kayıpları ağırdı. Misliyle karşılık da veremedi. Cumhurbaşkanı Reisi’yi koruyamadı. O gün kayıtlara ‘esrarengiz helikopter kazası’ diye geçti. Sonrasında gelişen olaylara bakıldığında ‘suikast ihtimalinin’ hiç de düşük olmadığı anlaşıldı. Bölgede tesadüflere yer yoktu çünkü. Savaş sürecini Reisi ile başlatmak mümkün…
Ve ABD gece yarısı İran’ı vurdu. Sabah gün ışıdığında başkentin üzerinden dumanları herkes gördü. İlk hedef Dini Lider Hamaney’in konutuydu. Ülkenin bir numaralı ismiydi. Yönetimin başında, İsrail ve ABD’nin listesinde ilk sıradaydı. Füze Hamaney’in konutunu yerle bir etti. Bir saldırı veya savaşta ilk koruması gereken ‘lider kadrosudur’.
Tahran’da ‘savaş çanları’ duyulmamış mıydı? Yönetim bir baskın saldırıya habersiz mi yakalandı? Savaşın ayak seslerini duyamadı mı? İran’ın ‘gafil avlandığı’ ortadaydı. Yoksa bir rejim veya yönetim başını, Hamaney’i verir miydi?
Kamuoyu Hamaney’in ölüm haberini Netanyahu’dan duydu. Sonra Trump sahneye çıktı. “Tarihin en kötü insanlarından biri olan Hamaney öldü!” dedi. Sevinç gösterileri Washington’dan değil Telaviv’den geldi. Tahran yönetimi önce iddiayı yalanladı. Hamaney adına mesaj yayınladı. Trump’a bir cevaptı bu. Bir İsrail ajanının yıkıntılar arasında Hamaney’in cansız bedenini fotoğraflamayı başardığı anlaşıldı. Nice sonra Tahran, Hamaney’in ölümünü kabullendi. Acı haberi sunucu ekranda duyururken gözyaşlarına boğuldu. Gözyaşı acziyetin ifadesiydi.
İlk günün en dramatik fotoğrafı Tahran’dan geldi. İsrail tarafından ateşlenen bir füze kız okulunu vurdu. Bina enkaz yığınına döndü. Kayıplar ağırdı. 100’ye yakın çocuk hayatını kaybetmişti. Yıkıntılar arasında bir çanta… Pembe renkli… Üzerinde dua eden bir çocuk görüntüsü… Kan ve tozla kaplanmıştı. Savaşta kadınlar ve çocuklar ölür gerçeği daha ilk gün kanıtlandı. Üzeri toz toprakla kaplanmış, pembe bir çanta ölümün simgesi oldu.
Hiçbir savaş ve zafer bir çocuğun ölümünü haklı çıkarmaz. Bir çocuğun yarım kalan oyuncağı, bir öğrencinin kanlı çantası insanlığın yarım kalmış vicdanıdır.
Yine aynı gerekçe!
Savaşın gerekçesi mi? Tarihin tekerrürü gibi… Yine ‘nükleer iddialar’… Saddam Hüseyin’in Irak’ı da böyle vurulmuştu. Saddam gitti, fakat Irak’a ne demokrasi geldi ne de özgürlük… Savaş arkasında enkaza dönüşmüş parçalı bir ülke bıraktı. Silahların, füzelerin demokrasi ve özgürlük getirmediği kaç kez ispatladı. Yine idda ‘nükleer kapasite’… İran’ın nükleer silah yapacak aşamaya geldiği tezi… Geçen yıl nükleerle ilişkili tüm tesisler vurulmamış mıydı? Hepsi yerle bir edilmemiş miydi? Tahran tekrar mı o tesisleri inşa etti ve nükleer silaha ramak kaldı?
Gerekçe inandırıcı değil, hele Irak örneğinden sonra… Yine ‘nükleer yalanlar’ tedavüldeydi. ABD’nin iç kamuoyu da ikna olmadı. Irak savaşından sonra birçok film ve belgeselde ‘nükleer yalanlar’ bütün ayrıntılarıyla ortaya kondu. Netanyahu’nun hedefi Tahran rejimiydi. Yanına Trump’ı almayı başardı. Savaşın bahanesi ‘nükleer’ diye başladı, oradan ‘rejimin değişmesine’ doğru ilerledi. Trump, Hamaney’in ölümünü duyururken açıkça, “Bu İran halkının kendi ülkelerini geri almaları için tarihlerindeki tek ve en büyük şanstır…!” dedi. Bu da savaşın kısa sürede bitmeyeceği ve uzun zamana yayılacağı anlamına geliyor.
Dışarıdan müdahaleler hızını kesse bile İran’ı bekleyen, Irak’a benzer senaryo… İç kavga ve istikrarsız günler… Rejimin kolay teslim olması beklenmemeli… Rejim karşıtı muhalefet de diri… Düne kadar sokaklar rejim karşıtı gösterilerle doluydu. Yönetimin sert mukabelesi sonucu binlerce muhalif yaşamını yitirdi. Ülkenin fay hattında biriken enerji büyük sarsıntı ve kaos üretecek boyutta… Ve bundan da bölgenin etkilenmemesi mümkün değil. En ağır bedeli ödeyen ülkeyse Türkiye… Irak ve Suriye’den sonra sırada İran var… Savaş ve kaosun İran topraklarıyla sınırlı kalmayacağı aşikar. Çevreye ve etrafına yayılacak.
Ankara savaşın neresinde?
Erdoğan ilk saatleri sessiz geçiştirdi. Trump’a karşı tavır almaktan çekindiği belliydi. Akşama doğru ‘orta ayar’ açıklama yaptı. Sonradan savaşın ortasında Trump’la bir telefon görüşmesi yaptığı ortaya çıktı. ‘Savaşı ve bölgenin sorunlarını’ ele aldıkları duyuruldu. Trump’a ‘Netanyahu’un peşine takımla, oyuna gelme…’ bile diyemedi. ‘İran nere, ABD nere’ diye çıkışamadı. Washington yönetimine ‘ayar vermeye’ cesaret bile edemedi. Oysa Ankara savaşın bedelini ödeyecek ülkelerin başında geliyor. Sesini ve sözünü yükseltme hakkı var.
Tavır, sözle de olmaz, eylem veya somut politika gerekir. Kürecik ve İncirlik üslerini en azından savaş süresince kapatması da beklenir. Muhalefetten bu yönde talepler geldi. Erdoğan yapabilir mi? ‘Dostum’ dediği ve yere göğe sığdıramadığı Trump’ın karşısında durabilir mi? Dünya veya bölge lideri olma iddiası bunun gerektirir. Trump’ın, Netanyahu’dan ne farkı kaldı? Ramazan ayında İran gibi bir ülkenin vurulmasına bu kadar zayıf tepki vermek utanç anlarından biri olarak tarihe geçti. Barışın şahini olmak varken savaşın ürkek güvercini oldu. Netanyahu, Trump ikilisinin yanına kendi adını yazdırdı.
Yaygın tabirle Trump, ‘cehennemin kapılarını’ ardına kadar açtı. Savaşta ilk olarak çocuklar ve gerçekler öldü. Geriye kana bulanmış pembe renkli okul çantası kaldı. Bundan sonra Türkiye ve bölge her türlü sürprize, istikrarsız günlere ve kaosa gebe… İsrail kendi güvenliğini sağlama almaya çalışırken bölgeyi ateşe attı. Ve fakat unutmamak lazım ki bu ateş herkesi yakar. Yaşanan ve duyulan kıyametin ayak sesleri…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

