Site icon Serbest Görüş

Prof. Füsun Üstel: Süreci izleyen ve denetleyen sivil bir yapı kurulmalı


Prof. Dr. Füsun Üstel, barış sürecini izleyen ve denetleyen sivil bir yapının da kurulması gerektiğini  söyledi

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde bir yıl geride kalırken gelinen aşamada önemli gündem maddelerinden biri negatif barış sürecinden pozitif barış sürecine geçiş. Negatif barış sürecinden pozitif barış sürecine geçişin önemli konulardan biri ise kültürel haklar.

Demokratik entegrasyonun da önemli konu başlıkları arasında yer alan kültürel hakların hukuki statüye kavuşması. Anadilde eğitimden kültürel faaliyetlerin özgürce yapılmasına, ifade özgürlüğünden örgütlenmeye birtakım bireysel ve kolektif hakları kapsayan kültürel hakların yasal güvence altına alınması pozitif barış sürecinin önemli gündem maddelerinden bir arasında.

“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin imzacılarından olan ve bildiriyi imzaladığı için 2,5 ay cezaevinde tutulan Barış Akademisyenlerinden Prof. Dr. Füsun Üstel, pozitif barış sürecinde kültürel hakların yerine dair değerlendirmelerde bulundu.

‘Barışın toplumsallaşması önemli’

Negatif barış sürecinden pozitif barış sürecine geçişte en büyük zorluğun aktörlerin farklı perspektiflere ve beklentilere sahip olması olduğunu ifade eden Füsun Üstel, “Bu farklılıklar, önümüzdeki dönemde pozitif barış sürecinin iki ana unsuru olan bütüncül bir demokratikleşmenin hayata geçirilmesi ve barışın toplumsallaşması konularında önemli bir gerilim hattı oluşturacak. Dolayısıyla, uzun yılların birikimine dayalı olan, karmaşık boyutları bulunan bir meselenin çözümünde, barışa ilişkin somut gerçekleri dikkate alan agonistik bir barış perspektifi benimsememizin zorlukları aşma konusunda bir başlangıç noktası oluşturabileceğini düşünüyorum. Agonistik bir barış perspektifi, negatif barış süreci sonrası var olmaya devam eden toplumsal gerilim ve kırılmaların kendiliğinden ve basitçe çözülebileceği fikrinin ötesine geçen bir anlayışa dayanıyor. Uzlaşmazlıkların ortadan kalkmadığı, kimi zaman da şiddetlendiği bir ortamda demokratik rekabet ve müzakerenin sürekli kılındığı daha gerçekçi bir perspektif sunuyor. Bu tür bir barış yaklaşımının çeşitli avantajları var. İlki, pozitif barış süreci aktörlerinin, özellikle de mağdur olmuş aktörlerin barışa ilişkin beklentilerinden asimetrik bir biçimde ödün vermelerini büyük ölçüde engelliyor. İkincisi, siyasal çatışmaların, gerilimlerin ve rekabetin esas olduğu bir arada yaşama tasavvuruna dayanıyor- ki bu yönüyle daha demokratik. Üçüncüsü de, tamamlanan bir pozitif barış sürecine değil, sürekli olarak yeniden inşa edilmesi gereken, açık uçlu bir sürece işaret ediyor. Agonistik bir barış perspektifinin bu üç özelliği, barışın toplumsallaşması açısından da önemli bir faktör. Türkiye’de pozitif barış sürecinin gerektirdikleri ile ilgili geniş ve çok parçalı bir muhalif kesim var. Agonistik bir barış perspektifi, yukarıda belirttiğim üç özelliğiyle, barış sürecinin geçmişte ve halen birbirine hasım olan aktörlerine, özellikle de sivil topluma alan açan, müzakere yoluyla çatışan görüşlerini ifade etmelerini sağlayacak, zamana yayılmış bir toplumsal sahiplenme dinamiğini harekete geçirebilir” dedi.

Kürt halkının kimliğinin tanınması önemli adımlardan’

Kültürel hakların, diğer insan hakları gibi temel insan hakları arasında olduğunu vurgulayan Füsun Üstel, bu hakların öncelikli olmayan ya da ertelenebilir haklar olarak düşünmemek gerektiğinin altını çizdi. 1993’te Viyana’daki Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda insan haklarının bölünmezliği ilkesinin öneminin vurgulandığını hatırlatan Füsun Üstel, “Bununla birlikte, devletlerin büyük bölümü uzunca bir süre kültürel hakları tanıma ve güvence altına alma konusunda direniyorlar, Türkiye gibi hala direnen devletler de var. Pozitif barış sürecinde başta anadilinde eğitim olmak üzere kültürel hakların en geniş çerçevede tanınması son derece önemli. Zira kültürel haklar, eşit yurttaşlığın önemli bir unsuru. Yıllarca süren inkar ve imha politikalarından sonra, Kürt halkının kimliğinin tanınması, kültürel adaletin ve güven inşasının sağlanması için zorunlu adımlar. Öte yandan kültürel haklar, yalnızca dar anlamıyla kültürle sınırlı olmayan çok geniş bir hak ve özgürlükler alanını da yakından ilgilendiriyor. Sağlık, eğitim, fikri mülkiyet, bilgi edinme ve çalışma haklarıyla, basın, dernek kurma, din ve vicdan ya da düşünce ve ifade özgürlükleriyle ilgili boyutları ve sonuçları var. Dolayısıyla normalleşmenin sağlanmasında ve pozitif barış sürecinin olmazsa olmazı olan bütüncül bir demokratikleşmenin hayata geçirilmesinde kültürel hakların güvence altına alınmasının önemli bir yeri var” şeklinde konuştu.

‘Uluslararası sözleşmeleri kısa vadede imzalaması gerekiyor’ 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda kültürel hakların yer almadığını belirten Füsun Üstel, kültürel hakların iç hukuk yoluyla güvenceye kavuşturulması, önemine vurgu yaptı. Dünya örneklerinde kültürel hakların hukukun her kademesine olabildiğini gösterdiğini söyleyen Füsun Üstel, “Yine dünya örneklerinde, kültürel hakların kadınlar, çocuklar gibi toplumun çeşitli kesimleri, ya da kültürel miras gibi belirli alanlarla ilgili özgül hukuki düzenlemelerle korunduğunu biliyoruz. Bununla birlikte kültürel hakların anayasal güvence altında olması, iki açıdan önemli. Hem  kültürel hakların temel hak ve özgürlükler içinde özellikli bir statü kazanması, yani anayasal bir hak haline gelmesi; hem de  kültürel hakların ihlali durumunda doğuracağı sonuçlar açısından, yani anayasa hükmünün ihlali anlamına gelmesi açısından. Sorunuza dönersek, demokratik bir anayasada kültürel hakların öncelikle geniş bir müzakere zemini üzerinden biçimlenmesi gerektiğini düşünüyorum. İkincisi, kültürel hakların, uygulanmasından devletin sorumlu kabul edildiği pozitif haklar kategorisinde olması nedeniyle, devletin bu yöndeki yükümlülüklerinin açıkça belirtilmesi gerekiyor. Üçüncüsü Türkiye’nin taraf olmadığı ya da çekince koyduğu bölgesel ya da uluslararası sözleşmeleri kısa vadede imzalaması gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

Kalıcı barıştan çok taleplerin sürekli müzakere edildiği açık uçlu bir süreçten söz etmenin daha uygun olduğunu düşünen Füsun Üstel, son olarak “Kültürel haklar da bu müzakere süreçlerinin parçası haline gelmeli. Süreçsel ve açık uçlu bir anlayış, sabit olmayan, zaman içinde değişmesi muhtemel ve dinamik bir nitelik taşıyan kültürel hak taleplerinin, statik olan hukuki güvencelerin ötesinde her seferinde müzakere edilmesine ve barışın yeniden üretilmesine katkıda bulunacaktır. Öte yandan kültürel hakların hukuki güvence altına alınması hiç kuşkusuz önemli olmakla birlikte, kağıt üzerinde kalmaması için, uygulama süreçlerini yakından izleyen ve denetleyen sivil bir yapının da kurulması gerekiyor” diye konuştu.

Haber: Uğurcan Boztaş \ MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version