1992 yılından bu yana cezaevinde tutulan Yusuf Çabuk’un eşi Dilber Çabuk, ‘Önderimiz özgür olmadan bu barışa inanmayız’ dedi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), tahliye imkânı olmaksızın ömür boyu hapis cezasını “işkence ve kötü muamele yasağı” kapsamında değerlendirirken, Türkiye’den 2014 yılından bu yana “Umut İlkesi”ne ilişkin yasal düzenleme yapılmasını talep ediyor. Ancak aradan geçen yıllara rağmen bu konuda herhangi bir adım atılmadı. AİHM’in Abdullah Öcalan hakkında verdiği ihlal kararı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen binlerce tutsak için de umut yaratmıştı. Bu tutsaklardan biri de Ankara Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Yusuf Çabuk.
Antalya’da 1992 yılında gözaltına alınan Yusuf Çabuk, 13 gün boyunca ağır bir işkenceye maruz kalması ardından yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) siyasi gerekçelerle idam cezası verildi. 1999’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin ardından idam cezasının kaldırılarak yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası getirilmesiyle Çabuk’un cezası ağırlaştırılmış müebbede çevrildi. Eşinin tutuklandığında beş çocuk babası olduğunu belirten Dilber Çabuk, en büyük çocuğunun 10, en küçüğünün ise henüz 3 aylık olduğunu söyledi. Zorlu koşullarda çocuklarını büyüttüğünü anlatan Dilber Çabuk, “Bahçede, serada, tarlada çalışarak çocuklarımı büyüttüm. Küçük oldukları için çoğu zaman komşulara ya da akrabalara bırakmak zorunda kalıyordum” dedi.
Yıllardır cezaevi yolarında gidip geliyor
Dilber Çabuk cezaevi ziyaretlerini ise şöyle anlattı:
“Yusuf Yozgat’ta iken çok zorluklar yaşadım. Yol çok uzaktı. Ben ve 3 çocuğumla birlikte otobüsle görüşe gidiyorduk. Yolculuk için tek bilet kesiyordum. Yolculuk boyunca bir çocuğumu kucağımda bir çocuğumu ayaklarımın dibinde bir tanesinde yanıma koyuyordum. Yolculuklarımız saatlerce sürüyordu. Özellikle kışın çok soğuktu ve zorluğu daha çoktu. Para olmadığı için yolda aç kalıyorduk. Ama yine ne yapıp edip görüşüne gidiyordum. Eşime moral veriyordum onlar tutsak üzülmesin diye. En küçük kızım babası tutuklandığında 3 aylıktı. 6 yaşında babasını tanımaya başladı.”
Eşinin gözaltına iken ağır işkencelere maruz bırakıldığı için hastalıkları o dönemde başladığını dile getiren Dilber Çabuk, “Eşim yaşı 60’ı geçmiş ve 34 yıldır cezaevindedir. 6 yıl önce kalbinden ameliyat oldu, Geçen yıl gözlerinden ameliyat oldu. Ayakları ve sırtı ağrıları sürüyor” diye konuştu.
‘Önderimiz bırakıldığı zaman barış yaptıklarına inanırız’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne destek verdiklerin belirten Dilber Çabuk, “Bir yandan barış yapalım diyorlar bir yandan Rojava’ya yönelik saldırıları var. Bir yandan hasta tutsaklar ve cezası bitmiş tutsaklar bırakılmıyor. Biz nasıl bu barışa inanalım? Kürtleri kandırma arayışındalar ama artık Kürtler kandırılamaz. Kürtlerin dili, Kürtleri kimliği ile tanındığı zaman Önderimiz bırakıldığı zaman barış yaptıklarına inanırız. Bir yandan barış bir yandan ise hala insanları korucu ve uzman çavuş yapmakla barış olmaz. Ama her şeye rağmen bu süreç boyunca ne gerilla ne asker yaşamlarını yitirmemesi en büyük teselli ve sevincimizdir. PKK bir ‘terör örgüt’ değildir. PKK bu halkın çocuklarıdır. Bu barışın sağlanması için ve artık ne gerilla ne askerlerin ölmemesi için asker anneleri de bu barışa destek vermelidir. Eğer barış sağlanmazsa daha çok ölümler olacak. Bir çocuğumuz yaşamını yitirdi. Başka çocuğumuz yaşamını yitirmesin diye barış mücadelesini verelim. Türk annesi de Barış Anneleri gibi barış istesinler. Kimse ölmesin. Hozan Şemdin’in bir şarkısı var: ‘Ev dinya têra me hemûyan heye’ (Bu dünya hepimize yeterdir). Artık kardeş kardeşi vurmasın, barış istiyoruz. 34 yıldır eşim tutsak 5 çocuğu tek başına büyüttüm yine de barış istiyoruz. Bu coğrafya da ne Kürtsüz bir Türk olur ne Türksüz bir bir Kürt olur. Birlikte bu ülkeyi kurdu. Birlikte barışı da yapabilirler” şeklinde konuştu.
Haber: Mehmet Güleş \ MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

