MAHMUT AKPINAR | YORUM
Taksicilik, toplumun her kesimine dokunma, farklı hayatlardan kesitler görme imkanı veren bir meslek. Hayatın akışı içinde her türden insanla muhatap oluyorsunuz. Bu meslek, toplumu analiz etmek için zengin örnekler sunuyor.
10 yıldır İngiltere’de yaşıyorum ama ‘Uber’ yapmaya başladıktan sonra ülkeyi daha iyi tanıdığımı düşünüyorum. Önceleri yemek dağıtmak için publara giriyordum. Publar bizdeki kahvelere benziyor. İnsanlar sosyalleşmek için publara gidiyor. Her köyde, mahallede bir pub bulunur, özellikle cuma ve cumartesi geceleri insanlar orada olur. Orta yaş ve üstü, düzenli hayatı olanlar erken gider, erkenden evde olur. Alkole, eğlenceye düşkün olanlar biraz dağıtmış şekilde ve geç dönerler.
Taksici olduktan sonra “gece hayatı” denilen şeyin asıl kulüplerde yaşandığını gördüm. Akşam saat 9-10’dan itibaren insanları gece kulüplerine doğru taşıyoruz. Gece yarısından sabaha kadar evlerine bırakıyoruz. Bazı gençler gün ağarmaya yakın ayrılıyor kulüplerden. Fazla alkolden kusanlar, bilincini kaybedenler, yerlerde sürünenler, kavga edenler her zaman oluyor. O nedenle polis, çoğu zaman ambulans olur.
Özellikle genç kızların, kış günlerinde bile çok açık giyinip titremelerine, ayağına vuran yüksek topuklu ayakkabıları çıkarıp çıplak ayakla sallanarak yürümelerine, bir kenarda yığılıp kalmalarına şahit oluyoruz.
Kulüpler dağılınca hep birden taksi arayışına yöneliyorlar ve arkası kesilmeyen Uber talepleri yağıyor. Kirletilmiş sokaklarda taksi bekleyen, duvarın dibine sızmış, kendinden geçmiş 18-20 yaşında gençleri görmek üzücü. Bitkin, üşümüş ve bilinci bulanık vaziyette araçlara doluşuyorlar. Işıltılı dünyaya aslanlar gibi girip fırtına yemiş ıslak kediler gibi evlerine dönüyorlar. Işıltılı hayatın perde arkasını ve tortusunu bütün netliğiyle görebiliyorsunuz. Araçta sızanlar, altını tutamayanlar çıkabiliyor. Bıraktığımızda evinin önünde yığılıp kalanlar, evinin kapısını bulamayanlar oluyor.
Amacım içinizi karartmak değil. Demokratik dünyada tamamen farklı ‘alemler’ de var. Çok sayıda Müslüman da aynı şehirlerde kendilerince “gece hayatı” yaşıyor. Bulunduğum şehirde Müslüman yoğunluklu bölgelerde caddelere Ramazan mahyaları, kutlama mesajları asılıyor. Otobüslerde, reklam panolarında ayetler, hadisler, zekat-fitre duyuruları görebiliyorsunuz.
Teravihler hemen her camide hatimle kılınıyor ve tıklım tıklım doluyor. Harika kıraati olan imamların arkasında 1,5 saatlik teravihleri zevkle, usanmadan kılabiliyorsunuz. Teravihlere çoluk çocuk ailecek gidiliyor. Mescitlerde üç posta cuma kılınıyor, Ramazan’ın son 10 günde pek çok camide itikaflar yapılıyor. İngiltere’de Müslümanların yoğun olduğu muhitlerde Eyüp Sultan’ı, Hacı Bayram’ı andıran manzaralar bulmak mümkün. Namazdan çıkan müminler çayhanelere, pastanelere doluşuyor.
Hizmet Hareketi açısından da Ramazanlar bereketli geçiyor. Kurumsal bütün binalarda, teravihler kılınıyor. Evi geniş olanlar hanelerini açıyor, komşularla birlikte eda edilen teravihi müteakip çaylar, tatlılar ikram ediliyor. Her şehirde kalabalık geleneksel Diyalog İftarları oluyor. Bu iftarların sayısı ve katılımları her yıl artıyor.
Bu sene UK’de sadece Müslüman cemiyetlerle diyaloğu artırmak için 40 kadar iftar yapılmış. Her beldede muhacirler iç dayanışmaya matuf aynı sofra etrafında birleşiyor. Komşularını, iş arkadaşlarını evine iftara davet edenler, “iftar me” organizasyonuyla Gayrimüslim ailelere iftar verip, İslam’ı, Ramazan’ı anlatanlar oluyor.
Ayrıca öğrenciler farklı dinden, inançtan arkadaşlarına üniversite iftarları düzenliyorlar. Ramazanlar dolu dolu değerlendiriliyor, salonlar kiralanıp bayramlar çoluk çocuk şenlikle, huzurla kutlanıyor.
Geçen cuma günü çelişkili bir tabloyla karşılaştım ve karmaşık duygular arasında kaldım. Bir Müslüman olarak Ramazan’ın son günlerini değerlendirmeyi istiyorum ama maişet derdi için taksicilik yapmak zorundayım. O akşam üniversiteli arkadaşlarımızın organize ettiği iftar için kampüse gittim. Her renkten, dinden ve dilden gençler vardı. Hindistanlı bir kardeşimiz ezan okudu, iftarlarımızı yaptık. Ardından Müslüman gençlerle koridorda cemaatle akşam namazını kıldık. Dialogue Society’nin hazırladığı tanıtım videosunu izledik. Benim için heyecan verici bir akşam oldu. 11 yıl sonra bir üniversitenin amfisinde gençlerle konuşma fırsatım oldu, bana da iyi geldi.
Kiraladığımız kültür merkezinde salavatlar eşliğinde teravihi kıldıktan sonra taksiye çıktım. O gece gönüllü ‘chaplainlik’ yaptığım şehirde çalıştım. Şehrin Üniversitesi UK’de ilk onda, harika ve geniş bir kampüse sahip, içinde yurtlar var. Şehirde Müslüman nüfus sınırlı. Ama üniversite şehri domine ediyor, ortasında 100 kişilik bir mescidi var. Orada da en az iki defa cuma kılınır. Müslüman öğrenciler her üniversitede olduğu üzere İslamic Society (Müslüman Cemiyeti) adıyla öğrenci kulübüne sahipler.
Dini, kültürel, sportif.. programlar organize ediyor, mescitte iftarlar düzenliyor, teravihler kılıyorlar. O gece çok sayıda alkollü üniversite öğrencisini gece kulüplerinden alıp kampüse taşıdım. En son aldığım yarı çıplak 3 kız öğrenci, Uber hesabımdan Müslüman olduğumu anlamış olmalılar ki alaycı ama düzgün bir telaffuzla “Selamun aleyküm!” diyerek bindiler. Kahkahalar ve bohem konuşmalar beni üzdü, canımı sıktı. Kendi kendime: “Belki de Kadir gecesi ama sen nelerle meşgulsün Mahmut!” diye karmaşık duygular yaşadım. Kampüse girdik, onları bırakırken tesettürlü hanım kızlar ve takkeli, entarili Müslüman öğrenciler mescide doğru gidiyordu. Ramazanda öğrenciler mescidde cemaatle teheccüd kılıyor ve sahur yapıyorlar. Gördüğüm gençler bir bereketli zamanın fırsatlarını değerlendirmek için mescide yönelmiş kız-erkek Müslüman öğrencilerdi.
Nerede yaşarsanız yaşayın, hangi makamda, varlıkta, konumda, durumda olursanız olun oluklar çift; birinden nur akar birinden kir…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

