Site icon Serbest Görüş

DEM Parti İzmir’den ‘Savaş ve Göç’ paneli: Barış olmadan göçün yaraları sarılamaz


DEM Parti İzmir İl Örgütü’nün düzenlediği panelde, konuşan Ercüment Akdeniz, ‘Kürtlerin göçü diye bir gerçek var. 1990’larda köy boşaltmalarla yaşanan iç göç hâlâ konuşulmadan çözüm mümkün değil’ dedi

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir İl Örgütü, Mustafa Necati Merkezi’nde savaş ve göç konulu panel düzenledi. İnsan hakları savunucusu Akın Birdal’ın moderatör olduğu panele, gazeteci-yazar Ercüment Akdeniz ve sosyolog Lülüfer Körükmez konuşmacı olarak katıldı.

Panelde ilk olarak konuşan Akın Birdal, Türkiye haklarının, savaşı ve savaşın sonuçlarını en iyi bilen hakların olduğunu belirtti. İttihat Terakki’nin tekçi, katliamcı anlayışının cumhuriyette de devam ettiğini kaydeden Birdal şunnları ifade etti:

“102 yıllık cumhuriyet tarihinde farklı kimliklerin varlığı reddedildi, asimile edildi, sürgünlere yollandı. Ama ‘Biz vardık, varız’ diyen bir Kürt halkı da var. Bunun getirdiği çatışma ve savaş vardı. Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin Kürt hareketi önemli fırsatlar yarattı; ama bu fırsatlar heba edildi. Ortadoğu’da bir egemenlik savaşı var. Bu savaş sürecek. Emperyalist sistem dünya krizini aşamıyor. Rantçı, sömürgeci bir rejim bu krizi aşamaz. Bu krizi aşabilmek için herkesin gözü Ortadoğu’da, Ortadoğu her zaman katliamlara, savaşlara, işgallere açık olmuştur. ABD ve İsrail hegemonyası adım adım ilerliyor. Afganistan, Irak, Suriye, Libya’da bunlar yaşandı. İran ve ABD arasındaki durum savaşa dönüşmesin diye de toplantılar sürüyordu. Cenevre’de yapılan son toplantıda savaşın olmama olasılığına dair açıklama yapılırken, ABD ve İsrail füzelerle İran’a saldırdı. Sovyetlerin dağılmasından sonra hızlı bir silahlanma vardı. Bunların habercisiydi bu durum. İnsanlık büyük tehdit altında.”

 Kapitalizim ve savaş 

Ardından konuşan Sosyolog Lülüfer Körükmez de savaşların ve çatışmaların yarattığı göç hareketine basit bir itme-çekme mesele olarak bakmanın, meseleyi şekillendiren dinamikleri görmezden gelmek anlamına geleceğine dikkati çekti. Savaş ve çatışmaların dünyanın güney yarım küresinde yaşanırken, kuzeyin bunlardan uzak olduğunu vurgulayan Lülüfer Körükmez şöyle devam etti:

“Mültecilerin yarısı kadın ve çocuklardan oluşuyor. Suriye’nin ardından mültecileri barındırma gibi tartışmaların içinde bizim sandığımızın aksine mültecilerin yine güney ülkelerinde bulunduğunu görüyoruz. Mültecilerin yüzde 70’den biraz fazlasının düşük ve orta gelirli ülkelerde barındığını biliyoruz. 2024’de 163 bin 273 politik şiddet olayı yaşanmış. Savaşın başladığı andan itibaren ne zaman biteceğini soruyoruz. Savaş sıcak çatışma bittiği anda bitmiyor. savaşta fiziki yıkım gerçekleşiyor, ekolojik yıkım gerçekleşiyor, geçim kaynakları yok oluyor, güven duygusu kayboluyor. Sıcak çatışma bittiği andan itibaren düzenin yıkılması suç ve şiddet örgütlenmesine de getirebiliyor. Düzenin durulacağı zamana kadar suçun yükseldiğini görüyoruz.”

‘Çoklu krizler yeni kâr alanları yaratıyor’

Savaşın kapitalizmle bağını da ortaya koymak gerektiğini söyleyen Lülüfer Körükmez,  şunları belirtti:

“Kapitalizmin yeni girdiği krizle birlikte bunun savaşlarla ilişkisini ortaya koyan bir tartışmalar var. Kapitalizmin çoklu krizlerle boğuştuğuna dair bir tartışma var. Biz bu tartışmanın coğrafyasının güney ülkeleri olduğunu biliyoruz. Bu coğrafyada savaşın bitmeyeceğini söylüyoruz. Yeraltı, üstü kaynakların sıralanmaya başladığı, üretim ve pazar yerleri aynı zamanda, yine ucuz işgücü deposu oluşturduğumuz yerler. Göç kapitalizmin bir yan ürünü değil, tersine kapitalizmin işlevsel bir sonucu. Savaşlarla birlikte halkların yerinden edilmesi, mülksüzleştirilmesi, orada yeni bir karlılık ortamını ortaya çıkarıyor. Filistin örneğinde bunu görüyoruz. Kapitalizm savaşları bir kar aracı olarak da kullanıyor. Göçü bir tür kader, kadersizlik, insani kriz ya da nefret bağlamında kullanıyoruz. Ne tür bir göçmen ve hangi coğrafyadan gelindiği ne tür bir muameleyle karşılaşacağınıza etki ediyor. Göçmenleri bir baskı aracı olarak da kullanır. Asıl sömürünün patrondan, kapitalizmden geldiğini gösteren bir bakış açısı olmalı. Göçmenler ile birlikte benzer koşullara mahkum edilmeye çalışılan göçmen olmayanların da bu kategoride tutulmaya çalışılıyor.”

 Akdeniz: Milliyetçilik büyüyor

Son olarak konuşan gazeteci Ercüment Akdeniz ise şunları söyledi:

“Sınırın içinde olan yurttaşlar, sınırın dışında olan herkesi düşman olarak görür. Göçmen düşmanlığı propagandasıyla aşırı sağ partiler yüzde 20 bandında. Merkez kapitalist ülkeler savaş çıkardığı için bu insanlar göçmen oluyor. Halklara savaş açanlar mülteci haline gelmiş insanların mülteci haklarına da savaş açıyorlar. Avrupa’ya gelen her mülteciyi su üzerinde yapacaklarını, Ruanda’ya gönderip, oradaki kamplarda kalacağını söylüyor. AB bu modeli uygulamaya geçiyor. Sınır dışına geri gönderme merkezleri kurulacak, işlemlerini oralarda yapacak. Önümüzde büyük savaşlar varken, eski haklar olmayacak, çok daha zulüm olacak. Merkez Avrupa’dan mültecileri sınır dışına gönderenler, bu savaşları çıkaranlar. Hem savaş çıkarıyorlar hem de mültecileri almayacağını söylüyor. Savaş ucuz, güvencesiz bir emek transferini de sağlıyor. Savaş çıkaranlar hem bölgelerin kaynaklarına el koyuyor hem bölgeleri istikrarsızlaştırıyor hem de böyle bir sömürü yaratıyor. Türkiye’de de yoğun bir ucuz emek gücü var. Yerli ve göçmen işçilerin birleşebileceği bir ortaklık yaratamazsak, buradan bir rekabet ve çatışma çıkıyor, hem ücretler baskılanıyor hem de milliyetçi partiler yükseliyor. Göç rejimi, şehirleri yıkıyor buradaki insanları alıp başka kıtalara götürüyor.”

“Suriye’de sermayenin restorasyonu düşünülüyor” diyen Akdeniz, şöyle devam etti:

“Türkiye’de yarı fiyatına çalışan Suriyeli mülteciler, Türkiyeli şirketlerin de girişimiyle buraya taşınacak. Suriye’nin yeniden kalkınması bu ucuz emek üzerinden yapılmak isteniyor. Sınır dışı edilme korkusu ne denilirse yapmalarını sağlıyor. Resmi makamlara müracaat edemiyorlar. Bedeni yok edilmek istenen çok sayıda mülteci olmaya başladı. Kimsesizler mezarlığına bakılması lazım. Kayıp göçmenler için başvuru yapılan ailelerden örnekler alınması gerekiyor. Birçok mültecinin fabrikalarda yaşamını yitirdikten sonra buralara gömüldüğünü biliyorum.”

Kürtlerin göçü ve geri dönüş

Barış sürecinin göçe etkisine de değinen Akdeniz, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kürtlerin göçü diye bir durum var. Yer değiştirenler, asimile edilenler, kız çocuklarının başkalarına devşirme olarak verilmesi yaşandı. 1990’da köy boşaltmalarla yaşanan göçler var. Komisyon raporu bu konuda bir şey demedi. Bu eksik ve üzerine gidilmesi lazım. Çatışma ve çözüm konuşulacaksa bunların yol açtığı göç konuşulacak. İç göçün yol açtığı tabloda geri dönmek isteyen insanlar var mı? Yakılmış köyünde yaşamak isteyen nüfus var mı? Var. İç göçle geri dönüş nasıl güvence altına alınacak? Zararlar nasıl tanzim edilecek? Barış olmadan olabilecek bir şey mi? Diasporadan dönüşler nasıl bir düzenleme yapılacak? Kavuşmalar nasıl bir barış yasasıyla yapılacak? Mahmur’da yaşayanlar neden gitti? Neler yaşadılar? Geri dönerken nasıl bir barış yasası devreye girecek.”

Panel soru-cevap bölümüyle sona erdi.

Kaynak: MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version