Çok bilmişler sürekli İran rejimini sanki pürüzsüz ve tertemiz bir yönetimmiş gibi anlatıyorlar. Halkın özgürlükten yoksun, ağır baskılar altında yaşadığını; Devrim Muhafızlarının zaman zaman adeta insan avına çıkar gibi sokaklarda on binlerce genci kurşunlayarak öldürdüğünü ise dile getirmiyorlar
Ramazan Öztürk*
Umarım Amerika ve onu destekleyen Batılı ülkeler yine yanılmazlar. Amerika’nın geçmişten ders almış olması gerekir.
1979’da monarşi karşıtı gruplar Şah’a karşı ayaklandığında, ABD ve Batı dünyasının hesapları tutmadı. Şah devrildikten sonra iktidarı devralacak muhalefetle iyi anlaşacaklarını düşünüyorlardı. Muhalefetin en güçlü tarafı, mollaların öncülük ettiği kitleydi. Ancak Batı, Komünist Parti ve diğer sol gruplar ile Halkın Mücahitleri Örgütü’nün oluşturacağı bir koalisyona bel bağlamıştı. Nasıl olsa monarşi yıkılınca mollalar da bir şekilde devre dışı bırakılır diye düşünüyorlardı.
En büyük yanılgıları da bu oldu. Şah tahtını bıraktıktan kısa süre sonra mollalar devletin kritik birimlerini yavaş yavaş ele geçirdi. Ardından bir gecede Komünist Parti’ye operasyon düzenlediler; kadronun önemli isimlerini ya öldürdüler ya da tutukladılar. Sıra Halkın Mücahitleri’ne geldi. Kısa sürede onları da etkisiz hale getirdiler. Örgütün lideri Mesut Recavi ve Meryem yurt dışına kaçtı; örgüt büyük bir darbe aldı ve dağıldı. Recaviler, örgütten geriye kalanlarla birlikte Irak’a giderek Saddam rejimine sığındı.
Amerika ve Batı bu kez Şattülarap Su Yolu meselesini bahane ederek Irak’ın İran’a saldırmasını desteklerken, henüz yedinci ayını doldurmakta olan rejimin kısa sürede yıkılacağını umuyordu. Ancak tam tersi oldu. Savaş, rejimin daha da kök salmasına ve güçlenmesine zemin hazırladı. Çünkü başkent Tahran gibi büyük şehirlerin sokaklarında dolaştırılan her asker tabutu, binlerce gencin gönüllü olarak cephelere koşmasına neden oldu. Amerika’nın İran’la ilgili hesaplarındaki en büyük yanılgılardan biri de buydu.
Batı’nın desteklediği bu savaş, İslam rejimini güçlendirirken insanların hayatını ve umutlarını kırdı. Gittikçe güçlenen rejim, daha da radikalleşerek muhalefet üzerinde ağır baskılar kurdu. Kimse demokrasi ve özgürlüklerden söz edemez hâle geldi. Kadınların kapanması zorunlu kılındı. Kısacası, İslam rejiminin kök salarak bugüne kadar gelmesindeki en büyük etkenlerden biri İran-Irak Savaşı oldu.
Peki Irak’ta ne oldu? Batı dünyası, her türlü desteği verdikleri Saddam ile ters düştü. Sonuç olarak, Molla Rejimini yıkamadılar ama Saddam’ın Baas Rejimini yıktılar.
Mollalar, iktidarını yalnızca ülke içinde tutmakla kalmadı. Rejim ihracını, maddi ve manevi olarak desteklediği radikal dinci gruplar üzerinden yaymaya çalıştı. Bir anlamda dünyaya meydan okudu ve ülke gelirinin büyük bölümünü vekil örgütlere ve nükleer silah programına harcadı. Halk giderek yoksullaştı. Protestolar her seferinde kanlı biçimde bastırıldı. Binlerce genç Devrim Muhafızları’nın kurşunlarına hedef oldu. Tutuklananlar ise aralıklarla idam edildi.
Şimdi gelinen noktada ABD-İsrail birlikteliğinde yeni bir savaş başlatıldı. İspanya hariç birçok Batı devleti de bu girişime destek veriyor. Savaş gün geçtikçe bölgeye yayılıyor. Uzadıkça can kaybı büyüyor. ABD ve İsrail rejimi değiştirmek için saldırıyor ama ölen yine sivil İran halkı oluyor. Savaş uzadıkça kirleniyor; daha da uzarsa çok daha fazla kirlenmesi kaçınılmaz.
Çünkü savaşların en acı gerçeği şudur: Hesap hatalarının bedelini hiçbir zaman o hesapları yapanlar ödemez. Bedeli yine masum insanlar, yoksul halklar ve savaşın ortasında kalan çocuklar öder.
Bu kez hesapların iyi yapıldığına inanmak istiyorum. Aksi hâlde savaş sadece İran’la sınırlı kalmaz, Ortadoğu bütünüyle bir cehenneme döner. Yine masumlar ölür. Eğer Molla rejimi bu savaştan da güçlenerek çıkarsa, hem İran halkı bugüne kadar gördüğü zulmün daha beterini yaşar hem de İran Ortadoğu’nun tek hâkimi hâline gelir. Rejimin kökleri daha da derine iner.
İran’daki baskıcı rejim gerçeği de, dış müdahalenin yaratacağı yeni felaketler de görmezden gelinemez.
Çok bilmişler ise sürekli İran rejimini sanki pürüzsüz ve tertemiz bir yönetimmiş gibi anlatıyorlar. Halkın özgürlükten yoksun, ağır baskılar altında yaşadığını; Devrim Muhafızlarının zaman zaman adeta insan avına çıkar gibi sokaklarda on binlerce genci kurşunlayarak öldürdüğünü ise dile getirmiyorlar. Daha da önemlisi, bu baskıcı yönetimin dış müdahalelere nasıl zemin hazırladığını söylemekten özellikle kaçınıyorlar. Çünkü İran’ı gerçekten tanımıyorlar. İşte bu gerçekleri bilmeden televizyon ekranlarında ahkâm kesenler, belki bir gün gerçeği anlayacaklar. Ama o zaman da artık çok geç olacaktır.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

