YÜKSEL DURGUT | YORUM
Oscar ödülleri sahiplerini buldu. Kırmızı halının parıltısı ekranlarda dolaşmaya devam ediyor. Televizyonlar kazananları, teşekkür konuşmalarını ve o kusursuz gecenin estetiğini tekrar tekrar ekrana getiriyor. Ama sinema dediğimiz şey bazen en büyük çelişkisini tam da o sahnede, ışıkların en parlak olduğu anda ele veriyor.
Geçen yıl Venedik Film Festivali’nde bir film, tam 23 dakika boyunca ayakta alkışlandı. Gözyaşları, uzun süre dinmeyen alkışlar, salonu terk edemeyen izleyiciler…
Filmin adı ‘The Voice of Hind Rajab’ yani ‘Hind Rajab’ın Sesi’ydi.
Oscar’a aday değildi ve ödülü de olmadı; ama festival salonunda yaşanan an, her türlü ödülden daha güçlüydü ve sinemanın insanları ne kadar etkisi altına alabileceğini açıkça gösterdi.
Bir çocuğun sesi. Beş yaşındaki bir kız çocuğu, Gazze’de öldürülmüş ailesinin arasında, bir arabanın içinde saatlerce yardım bekliyor. Telefonun ucundaki sesle konuşuyor, karanlıktan korkuyor, defalarca aynı soruyu soruyor: “Beni neden almaya gelmiyorsunuz?”
Bu bir kurgu değil. Film sahnesi için tasarlanmış bir performans da değil. Bu, yaşanmış bir gerçek. Film o sesi olduğu gibi yansıtıyor. Üzerine fazla yorum eklemiyor; çünkü söylenebilecek her şey zaten o sesin içinde mevcut. Ve orada bulunan herkes 23 dakika boyunca ayağa kalkıyor ve salonu alkışlara boğuyor.
İnsanı rahatsız eden asıl şey şu: Bir çocuğun ölüm hikayesi karşısında ayağa kalkıp alkışlamak… Bu bir yüzleşme mi, yoksa vicdanın sinema koltuğuna bırakılıp çıkışta unutulması mı?
Sinema genellikle gerçeği çerçeveye alır; acıyı estetikle terbiye eder, izleyiciyle arasına ince bir mesafe koyar. Hind Rajab’ın hikayesi ise o çerçeveyi kırıyor. Geriye sadece çıplak, yalın bir ses kalıyor ve o sesten kimsenin asla uzaklaşmasına izin verilmiyor.
Hind Rajab’ın sesi ayakta alkışlandı. Salon doldu, gözlerden yaşlar aktı.
Peki ya sonra?
Gazze’de hiçbir şey değişmedi. Ve o alkışlar daha dağılmadan dünya, bu kez İran’da başka bir savaşın ilk sahnesine odaklandı.
Sahne değişti, ama hikaye değişmedi. Kırmızı halının ışıkları söndü, Oscar gündemi başka yöne kaydı; ama savaşlar devam ediyor. Dünyanın gündemi acı ve kayıp üzerine kurgulanıyor.
Sinema burada tuhaf bir denge kuruyor. En sert gerçekleri görünür kılıyor, onları deneyime dönüştürüyor. İzlenip konuşuluyor, sonra başka bir gündemin gölgesine bırakıyor.
Hind Rajab’ın sesi Venedik’te yankılandı; salon ayağa kalktı. Dakikalarca alkışladı. Ama o ses, bir alkış için değil, bir cevap için vardı.
Dünya artık sessiz değil. Ama insanlar hala yakınlarında yaşananlara seyirci kalıyor.
Sessizlik, ölümlerin gölgesinde alkışlanıyor. Kırmızı halının ışıkları söndüğünde bile gerçekler gün gibi ortada duruyor. Bu sessizlik, izleyicinin vicdanını test ediyor, savaşların gölgesinde insanlığın gözlerini kapatamadığını hatırlatıyor.
Hind Rajab’ın sesi, sadece bir filmin değil, tüm vicdanın çağrısı olarak kalıyor ve aynı soruyu tekrar tekrar gündeme getiriyor: “Gerçek değişecek mi, yoksa sadece izlemeye devam mı edeceğiz?”
İyi Bayramlar!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

