- Ateş yandı, külleri savruldu dört bir yana, oradan dört parçaya, halay devam etti, acıya ve yağan yağmura rağmen. Çetin Arkaş’ın “Kalabalık olduğumuz kadar da azız,” dediği yerdendi hüzün. Yaşadıkları günün bedelini ödemişti bu halk, önceki günlerin kahramanlarıyla
- Gençleri o alana getiren ete kemiğe bürünmüş politik bir bilinç miydi, yoksa duygusal bir hafıza ve sahiplenme miydi? Bunun üzerine, en azından son 10-15 yıldaki “eksik ve yetersizliklerimizi”, “yüzeyselliğimizi” de masaya koyarak, düşünmemiz gerekiyor
Yıllar sonra Amed Newrozu’nu editör masasında değil, muhabir olarak, Newroz alanında takip ettim. Newroz heyecanını Çetin Arkaş gibi hissettim, desem yeridir. Günler öncesinden elbise bile aldım; yağmurlu havada rahat çalışamayacağım için dolapta kalsa da elbisem, duygum “10 numaraydı.”
Kürdistan’a geldiğimden beri, sanırım ilk defa kendimi ülkeye gelmiş gibi hissettim. Ekranlarında “Newroz Pîroz be!” ve “Newroz Alanı” yazan belediye otobüslerinin halkı ücretsiz taşıması bile duygulandırdı beni. Çetin Arkaş’ın bir sohbette “Biz o ‘w’nin bedelini ödedik,” demesini hatırlıyorum ve o yazılar sanki bana “Darağaçlarından, köylerin yakılıp yıkılmasından, faili meçhul cinayetlerden, asit kuyularından ve katliamlardan sonra, işte Kürtler masada ve söz kurma sırası onlarda artık,” diyordu. Gizli gizli yakılan Newroz ateşlerinden sonra yüzbinlerin buluşmasına dönüştü Newroz; nasıl etkilemesin ki insanı!
Yıllar önce abim Güney Kürdistan’a çalışmaya gitmişti. Döndüğünde Neşeli Günler filmindeki Ziya karakteri gibi hepimizi etrafına toplamış, nasıl bir yer olduğunu anlatıyordu oranın. Hikâyenin en can alıcı noktasında aramızda duygularını en dışta yaşayan kurban olan amcamı seçmiş ve gözlerine bakarak, “Fakat amca her şey bir yana, hani girişte ‘Welcome to Kürdistan’ yazıyor ya, işte o muazzam bir şey!” demişti. Amcamın gözlerindeki parıltıyı hala hatırlıyorum; “Tu Xwedê (Sen Allah’ına), işte böyle bir şeydi! Adının yasak olduğu bir ülkede, bir yerlerde adının yazıyor olduğunu hayal etmek bile bambaşka hissettiriyordu.
Bugün hissettiğim de bundan aşağı kalır değildi. Bugün Newroz’du. Günlerdir Kürdistan kentlerinde kutlanan ve şimdi sıra payîtextteydi, Amed’deydi.
Aracın önümde durması ile irkildim. Boynumdaki basın kartı asılı, şoför hemen anladı sanırım Newroz alanına gideceğimi. Biner binmez “Rojbaş” dememle şoför dâhil, araçtaki “genç” yolcular hep bir ağızdan karşılık verdi: “Rojbaş!” diyerek. Bu, aynı yöne gidenlerin bir nevi özel selamıydı.
Amed, Newroz alanına akıyordu. Farklı görüşler olsa da son üç yılın en kalabalık Newroz’u olduğunu söyleyenler çoktu. Alanda ilk dikkat çeken, gençlerin bariz çoğunluğuydu. Evet, gençler çoğunluktaydı. Ama bu gençleri o alana getiren ete kemiğe bürünmüş politik bir bilinç miydi, yoksa duygusal bir hafıza ve sahiplenme miydi? Bunun üzerine, en azından son 10-15 yıldaki “eksik ve yetersizliklerimizi”, “yüzeyselliğimizi” de masaya koyarak, düşünmemiz gerekiyor. Umut veren şu ki, şu veya bu nedenle o gençler alandaydı. Yani asıl mesele o gençleri, gelecekleri için kurucu özne haline getirecek örgütlenme hattını kurabilmek… Yine rengârenk kıyafetleriyle alanda yerini alan genç kadınlar da vardı elbette ama genç erkekler çoğunluktaydı…
Newroz alanına damgasını vuran duygu birlikti. Alanda Kürdistan bayrakları, Qazî Muhammed’in resimleri, Selahattin Demirtaş’ın resimleri taşınıyordu. Yaşamını yitiren PKK’lilerin fotoğraflarının olduğu dev bir pankart dikkat çekiyordu. PKK’nin kurucu kadrolarından Rıza Altun da unutulmamıştı.
Ama alanda en görünür olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleriydi. Alanın dört bir yanına asılan dev pankartlar, fotoğraf çektirmek isteyenlerin buluşma noktası haline gelmişti.
Konuşmalar uzun sürse de kitle çoğaldıkça çoğaldı, yağmur ise bir durdu bir yağdı. Saatler geçtikçe heyecan arttı, gözler İmralı’dan gelecek mesajdaydı haliyle. Aslında videolu mesaj beklentisi çok yüksekti, ama… Mesajı okuyan arkadaşa yönelik vurgu eleştirileri olsa da, mesajın her satırı yeni bir dönem inşası için büyük sorumluluklara işaret ediyordu ve pür dikkat dinlendi. Gönderdiği her mesajında “Gece gündüz çalıyoruz,” diyen Kürt Halk Önderi, bunu alanın her yerine sorumluluk bırakarak tekrar ediyordu aslında.
“Artık Newroz, bir hayali, bir ütopyayı değil gerçekleşen, gelişen bir komünal yaşamı temsil etmektedir” sözleri ve yine metinde yer alan “Newroz’da bir türlü yakamızı bırakmayan her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım ve yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim!” cümleleri önce alanda, sonra da dijital medyada yankı buldu.
Sahnede en çok alkış alan ve konuşmaları coşku ile takip edilen isimler ise kuşkusuz İmralı Sekretaryası oldu. Özellikle Çetin Arkaş’ın konuşması herkesi duygulandırdı. Öfke, heyecan, coşku, sitem, eleştiri ve özlem dolu sözleri de kısa sürede dijital medyada paylaşılmaya başlandı, bariz bir etki yarattı. Bu etkinin nedenleri üzerine çok şey söylenebilir belki ama en azından konuşmanın dijital medyada en çok paylaşılan kısmından hareketle şunu söylemek yanlış olmaz: Halk yanlışları gören yerden kurulan cümlelerden ciddi bir moral ve güç alırken, aynı zamanda ciddi bir güven de duyuyor.
“Size bu meydandan söz veriyoruz: Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar; bunlara müsaade etmeyeceğiz!”
Çetin Arkaş’ın en çok paylaşılan ve etki yaratan sözleri bunlardı.
Bu mesajın sekretaryadan gelmesini, kuşkusuz yeni döneme ilişkin önemli bir işaret olarak görmek yerinde olacaktır.
Yeni dönemin inancı ve ruhunu içeren bu konuşmanın en duygusal ve anlamlı kısımları ise kaybettiği yoldaşlarının adını sayıp “Biliyorum, buradasınız,” demeseydi. Kürt Özgürlük Hareketi’nin en önemli özelliği vefa üzerine kurduğu bağdır kuşkusuz. “Şehitler hareketiyiz,” diyen Kürt Halk Önderi’nin sözleri bu gerçekliğe işaret ediyor. O yüzden alanda en alkış alan ve herkesi duygulandıran anlardan biri de, bu sözlerin söylendiği anlardı. Çünkü milyonların bugün bu alanda toplanmasının bir bedeli vardı ve bu halk büyük bedeller vermişti…
Alanda bir diğer dikkat çeken şey, özellikle annelerin sık sık gözlerinin yaşlı olmasıydı. Çalan şarkılar, açılan pankartlar ve konuşmalarda annelerin sahneye bakışı görülmeye değerdi.
Sırrı Süreyya Önder’in anılması ve sözleri alanda büyük bir alkışla karşılandı. Birlik açısından üç parçadan alınan mesajlar da aynı duygu ve coşku ile sahiplenildi. Halk her mesajı pürdikkat dinlerken, mesajlarda yeni dönemin “birlik” için kodlarını görmek de mümkündü. Kürt halkı alanda sağladığı birliği politikacılardan da duymak istiyordu ve bu yüzden her parçadan gelen mesajlar alkışlarla karşılık buluyordu.
Bir de işin romantizminde olanlar vardı tabi, belki bu yazıda cümlenin akışını bozan anlatım olabilir ama Amed Newrozu ve Newroz alanları artık her duygunun bir ritmini bulduğu bir alana dönüşmüş durumda. Kürt Halk Önderi’nin ismi anons edilirken, yanlarından geçtiğim genç bir çift, ki sanırım kadın Türk’tü ya da Kürtçe bilmeyen bir Kürt’tü, erkek arkadaşı gösterilen saygı ve alkışları, “İşte sana dedim ya, Kürtler için çok önemli, onu anlatıyorlar, alkışlar ondan” diyerek sahneyi anlatmaya çalışması, gülümseten anlardan biri olarak kaldı aklımda.
İşte bugün Amed tam olarak böyleydi…
Ateş yandı, külleri savruldu dört bir yana, oradan dört parçaya, halay devam etti, acıya ve yağan yağmura rağmen. Çetin Arkaş’ın “Kalabalık olduğumuz kadar da azız,” dediği yerdendi hüzün. Yaşadıkları günün bedelini ödemişti bu halk, önceki günlerin kahramanlarıyla. Yıllar önce Sur’da bir ses “Newroz’a yetişsek tamamdır,” demişti. Bir direnişten bir dirilişe köprü kurmak istiyordu yoldaşlarıyla, Paris komünarlarının yoldaşları ve 104 gün direnmişlerdi. 14 Mart’ta duyuldu son sesleri… Onlar yetişemedi Newroz’a ve Kemal koşmaya devam etse de henüz alana giremedi…
Yağmur yağıyor Amed’e, biraz da kaybedilenler için tutulamayan yas var içinde ama ateş yine de sönmüyor!
Tarih, direnen bir halkın yeniden ve yine var olduğuna tanık oldu bu Newroz’da. Hepsi farkındaydı, tarihi bir eşikteydiler, eksikleri vardı, eleştirileri vardı ama bitmeyen bir inançları da vardı. “Başaracağız, mutlaka başaracağız” sözleri bu yüzden alkış kıyamet aldı…
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

