Sürecin ikinci aşamasına dair konuşan Amed Baro Başkanı Abdulkadir Güleç, ‘Anayasadaki sorunlara çözüm bulmak, demokratik bir hukuk reformuyla mümkündür’ dedi
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında kurulan Meclis Komisyonu’nun “çözüm önerilerini” hazırladığı raporla Meclis’e sundu. Raporun sunulmasıyla sürecin ikinci aşamaya geçildiği belirtilirken, bu aşamada ise “yapısal hukuki” değişikliklerin yapılacağı bir aşama olarak tarif ediliyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Barış Yasaları” olarak tanımladığı bu hukuki düzenlemeler kapsamında atılması gereken adımları değerlendiren Amed Barosu Başkanı Abdulkadir Güleç, “PKK’nin kendini feshetmesinden sonra örgüt yapısı içinde yer alanlar için toplumsal, siyasal yaşama dahil olabilecekleri özel, istisnai bir yasanın çıkarılması gerekiyor” dedi.
Sürecin ikinci aşamasının “reform” aşaması olduğunu söyleyen Abdülkadir Güleç, “İkinci aşamada, demokratik bir sistemin inşası için çıkarılacak yasayla birlikte, Türkiye’nin hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, demokratik sistemin inşası, yeniden yapılandırılması ile ilgili sıkıntılar için yapısal, hukuki reformlara ihtiyaç var. Bu bütün toplumsal meseleler için uygulanması gereken bir şey. Yüzyıldır devam eden ve son 40 yılını çatışmayla geçiren Kürt meselesi gibi devasa bir meseleyle karşı karşıyayız. Kürt meselesi sadece siyaseti değil; ekonomiyi, diplomasiyi, uluslararası ilişkileri, yaşam hakkını ve birçok alanı da etki altına alan bir sorun. Bu sorunun çözümünü gerçekleştirmek ve kalıcı barışın tesisi için atılması gereken adımlar var. Kürtler halen bu ülkede eşit yurttaş olarak kabul edilmemekte. Kürtlerin eşit yurttaş olarak kabul edilebilmesi için belli yasal ve anayasal düzenlemelere ihtiyaç var. Bugün Kürtçe ne hükümetin, siyasetçilerin söylemlerinde ne de raporda vardı. Oysa Kürtçenin ana dilde eğitim hakkıyla bir statüye kavuşturulması, yine Kürtlerin de kendisini içinde görebildiği bir anayasal vatandaşlık tanımı Kürt meselesinin daha demokratik bir zeminde çözümüne katkı sunar. Bu sürecin samimiyetini ortaya koyması bakımından da önemlidir” diye konuştu.
‘Tek bir kimlik üzerinde inşa edilen bir anayasa var’
“Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türkiye’deki hukuki sorunların çözülmesi mümkün değil” diyen Abdülkadir Güleç, negatif barışın bu koşullarda gerçekleştirilebileceğini, ama bu sürecin pozitif barışa evrilmesi için yapısal sorunlara çözüm getirmek gerektiğini kaydetti. Bu anlamda Anayasa’nın değişmesi gerektiğini söyleyen Abdülkadir Güleç, toplumsal mutabakata dayalı, herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, inancıyla, kendini eşit bir yurttaş olarak gördüğü bir Anayasa’ya ihtiyaç olduğunu belirtti. Kürt meselesinin çözümünün önünde çok ciddi anayasal ve fiili engeller olduğunu dile getiren Abdülkadir Güleç, “Kürtler Anayasa’nın 42’nci Maddesi’ne göre, anadilde eğitim hakkından yoksun. Bir kere bu madde gerçekten sorun. Kürtlerin anadilde eğitim hakkının anayasal güvenceye bağlanması lazım. Yine Kürtlerin ve Kürtler dışındaki diğer halkların da Anayasa’nın 66’ncı Maddesi’ne göre halen Türk olarak kabul edilmesi siyasetin sosyolojisine de aykırı. Çoğulcu, çok inançlı, çok kimlikli bir toplumda, tek bir kimlik üzerinde inşa edilen bir anayasa var” ifadelerini kullandı.
‘Anayasada çok ciddi sorunlar var’
Tek dil, tek inanç, tek kültür üzerinden yeniden bir şey inşa edilirse, sürecin kalıcı barışa dönüşemeyeceğini kaydeden Abdülkadir Güleç, “Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlet. Avrupa Konseyi’nin bir üyesi, Avrupa Birliği’yle üyelik müzakereleri yapan bir ülkedir. Dolayısıyla hukuk sistemini, siyasal sistemini biraz Avrupa hukuku çerçevesinde değerlendirmesi gerekiyor. Bunun da yolu bütün inançlara, kimliklere, dillere, eşit yurttaşlık temelinde bir yaklaşımdan geçer. Tabii ki anayasada çok ciddi sorunlar var. Bütün bu sorunları birlikte değerlendirerek sorunlara çözüm bulmak, demokratik bir hukuk reformuyla ve toplumsal mutabakata dayanan bir anayasayla mümkündür. Eğer bu gerçekten gerçekleştirilirse eminim ki barış yasaları hayat bulacak. Bütün toplumsal meseleler gibi Kürt meselesi de demokratik, siyasal yöntemlerle çözümü ve hukuk zeminini bulacak” şeklinde konuştu.
‘Hukuksal reformlar hayata geçirilmelidir’
Bütüncül bir hukuki değişikliğe işaret eden Abdülkadir Güleç, “Yani bütüncül hukukta sadece istisnai özel bir yasa çıktı, her şey bitti mantığı olmaz. Bütüncül hukukta bütün antidemokratik yasalar, evrensel hukuk normlarına aykırı düzenlemeler ve uygulamalar bir bütün olarak ele alınıp, değerlendirilmeli. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) bugün bir sorundur. Ceza İnfaz Kanunu’ndaki adil, eşit olmayan infaz sistemi bir sorundur. Siyasi Partiler Kanunu bir sorundur. Yine yerel yönetimlere kayyum atanması çok ciddi bir sorundur. Belediye Kanunu’ndan tutalım. Terörle Mücadele Kanunu’na, Ceza İnfaz Kanunu’na, Siyasi Partiler Kanunu’na, Polis Vazife ve Salahiyetler Kanunu’na, Türk Ceza Kanunu’na kadar birçok alanda sorunlar var. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının uygulanmamasının maalesef bir yaptırımı, müeyyidesi, karşılığı yok. Bütün bunların yapılmaması bir sorundur. Bütüncül hukukta yapılması gereken ciddi hukuksal reformları hayata geçirmektir” diye belirtti.
‘Siyasi partilere de sorumluluk düşüyor’
Hukuki adımlara dair Meclis’te grubu bulunan, bulunmayan tüm siyasi partilere sorumluluk düştüğünü belirten Abdülkadir Güleç, bunun yanı sıra insan hakları, hukuk, kadın, çocuk alanında mücadele eden, cezaevlerinde infaz rejimine itiraz eden tutukluların, ailelerin, tüm dinamiklerin bu süreçte rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı. “Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak demokrasidir, hukuktur” diyen Abdülkadir Güleç, bütün toplumsal dinamiklerin bu sürecin bir parçası olması gerektiğini kaydetti. Abdülkadir Güleç, hükümetin ve devletin buna alan açması gerektiğinin altını çizdi.
Abdülkadir Güleç, süreç bağlamında baro olarak yaptıkları çalışmaları hatırlatarak, buna devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Haber: Rukiye Payiz Adıgüzel \ MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

