ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ
Dünyanın gözü Washington’da. İran’a yönelik olası bir Amerikan operasyonu artık sadece bir dış politika başlığı değil; küresel güvenlik, enerji piyasaları ve bölgesel dengeler açısından belirleyici bir eşik. ABD bir yandan son yılların en dikkat çekici askeri yığınaklarından birini yaparken, diğer yandan diplomasiyi zorlamaya devam ediyor.
Peki masada gerçekten ne var? Trump’ın önüne konan seçenekler hangi riskleri ve hangi sonuçları içeriyor?
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri değerlendirdiği bu dönemde Washington’daki temel soru şu: Sert söylem ve askeri hazırlık bir pazarlık taktiği mi, sınırlı bir operasyonun habercisi mi, yoksa daha geniş bir savaşın başlangıcı mı?
Pentagon’un en üst düzey askeri isimlerinden Orgeneral Dan Caine’in Beyaz Saray’daki uyarıları, karar sürecinin sanılandan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
ABD basınına yansıyan bilgilere göre mühimmat stoklarının durumu, müttefiklerin üs ve hava sahası desteği ile İran’ın olası misilleme kapasitesi, askeri seçeneklerin uygulanabilirliğini doğrudan etkiliyor. Yani mesele yalnızca “vurmak” değil; vurduktan sonra ortaya çıkacak tabloyu yönetebilmek.
Diplomasi ve Baskının Birlikte Yürütülmesi
Washington’daki ilk ve en temkinli senaryo, diplomasi ile askeri baskının eş zamanlı yürütülmesi. Bu yaklaşımda askeri yığınak doğrudan savaşa hazırlık değil, müzakere masasında bir kaldıraç olarak görülüyor. Amaç, İran’ı ABD’nin şartlarına daha yakın bir nükleer anlaşmaya zorlamak.
Cenevre’de yeniden başlaması beklenen görüşmeler bu çerçevede anlam kazanıyor. Bu yol, sıcak çatışma riskini azaltabilir; enerji piyasalarında ani şokların önüne geçebilir ve Amerikan askerlerinin doğrudan hedef haline gelme ihtimalini düşürebilir. Ancak İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesi gibi temel konularda geri adım atmaması halinde süreç hızla tıkanabilir. Ayrıca Washington’dan gelen zaman zaman “rejim değişikliği” imaları, diplomatik zemini zayıflatma riski taşıyor.
Bu senaryonun başarısı askeri güçten çok siyasi sabra ve karşılıklı esnekliğe bağlı.
Önce Vur, Sonra Pazarlık Yap!
İkinci olasılık, sınırlı ve hedefli bir askeri vuruş. Bu yaklaşım, İran’ı şok etkisiyle masaya zorlamayı ve aynı zamanda caydırıcılık mesajı vermeyi amaçlıyor. Hedefler arasında füze altyapısı, belirli nükleer tesisler ya da Devrim Muhafızları’yla bağlantılı noktalar bulunabilir.
Bu seçenek Trump’a iç kamuoyunda kararlı ve güçlü lider imajı kazandırabilir. Ancak asıl soru şu: Sınırlı başlayan bir operasyon gerçekten sınırlı kalır mı?
İran’ın misilleme kapasitesi, ABD üsleri ve İsrail’in güvenliği üzerinde ciddi baskı oluşturabilir. Körfez ülkelerinin üs ve hava sahası kullanımına ilişkin çekinceleri de operasyonel planlamayı zorlaştırabilir. Kontrol edilebilir görünen bir askeri hamle, kısa sürede bölgesel bir gerilim zincirine dönüşebilir.
Yüzlerce Hedef, Uzun Süreli Operasyon
Daha geniş ölçekli bir hava ve deniz kampanyası ise İran’ın füze ağını sistematik biçimde zayıflatmayı hedefler. Bu senaryo, ülke genelinde çok sayıda hedefin vurulmasını ve haftalar sürebilecek yoğun bir askeri tempo gerektirebilir.
Böyle bir kampanya İran’ın askeri kapasitesine ciddi darbe indirebilir. Ancak maliyeti de aynı ölçüde yüksek olur. ABD’nin bazı kritik savunma sistemlerinde üretim kapasitesi sınırlı; stoklar küresel ihtiyaçlara göre paylaştırılıyor ve Ukrayna ile İsrail gibi cepheler hâlihazırda önemli kaynak tüketiyor. Uzayan bir çatışma hem askeri kaynakları zorlayabilir hem de İran’ın yoğun misillemeleriyle bölgesel gerilimi tırmandırabilir. Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanabilecek bir kriz ise küresel enerji fiyatlarını sarsarak ekonomik boyutu daha da ağırlaştırabilir.
Bu senaryo askeri olarak mümkün olsa da, siyasi ve ekonomik sonuçları öngörülebilir olmaktan uzak.
En Radikal Seçenek: Rejim Değişikliği
En sert ve en riskli senaryo, İran’da rejim değişikliğini hedefleyen topyekûn bir strateji. Bu, askeri hedef listesinin dramatik biçimde genişlemesi ve uzun süreli bir çatışma anlamına gelir.
Irak işgali sonrası yaşanan deneyimler hâlâ hafızalarda. Rejim değişikliği hedefli bir operasyon, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir ve ABD’yi uzun yıllara yayılabilecek bir maliyet sarmalının içine çekebilir. Washington’daki birçok analist bu seçeneği en riskli ve en az uygulanabilir alternatif olarak değerlendiriyor.
Kararı Ne Belirleyecek?
Trump’ın vereceği kararı belirleyecek temel dinamikler açık: İran’ın müzakere masasında göstereceği esneklik, ABD iç kamuoyunun savaşa yaklaşımı, bölge ülkelerinin vereceği destek ve Tahran’ın olası ilk karşılığının seviyesi.
Trump’ın siyasi refleksi genellikle baskıyı yükselterek daha avantajlı bir anlaşma zemini oluşturmak yönünde. Bu nedenle kısa vadede askeri tehdidin diplomatik baskıyla birlikte kullanılması daha olası görünüyor. Ancak Ortadoğu’nun yakın tarihi, sınırlı başlayan operasyonların çoğu zaman öngörülen çerçevenin dışına taştığını gösteriyor.
Sonuçta Washington’daki asıl tartışma askeri kapasite değil, siyasi hesap.
Atılacak adım İran’ı mı zayıflatacak, yoksa ABD’yi daha uzun ve yıpratıcı bir sürecin içine mi çekecek? Bu sorunun yanıtı, önümüzdeki haftalarda hem sahadaki gelişmeler hem de müzakere masasındaki sinyallerle netleşecek.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

