- Kapitalistlerin anlayışı şudur; ‘Kürtler, farklı bir dünya yaratma çılgın fikirleriyle önümüzde duruyorlar, o halde onlardan da kurtulalım. Ve madem öyle, Ortadoğu’nun tamamını yeniden yapılandıralım.’ İşte budur onların anlayışı
- Devletlerin hesapları ancak protesto ile bozulabilir. Belki bir gün, belki yakında, belki daha sonra devletleri ortadan kaldırabiliriz ve bu onların hesaplarını durduracaktır. Elbette bir hayal, ama Rojava bize bunun nasıl yapılabileceğini gösteriyor
Nezahat Doğan
Dünya tarihinde kritik dönüm noktalarından birini yaşıyoruz. Kapitalizm, ulus devletler ve uluslararası sistem derin bir bunalımın, şiddetin ve kaosun ortasında bulunuyor. Bu paylaşım savaşında Ortadoğu ve Suriye başat bir rol oynuyor. ABD ve Trump bütün evrensel değerleri yok sayıyor. Diğerleri üç maymunu oynuyor. Bu kural tanımaz ve vahşi paylaşım savaşının hedefi de halklar ve kimlikler oluyor.
Bu neo vandalizmin karşısında elbette halkların direnişi bir anti tez olarak ortaya çıkıyor. Özellikle Ortadoğu’da Kürtler ve Kürtlerin Abdullah Öcalan’ın paradigması doğrultusunda Rojava’da gerçekleştirdikleri demokratik toplum, insanlığın geleceğini ve kaostan çıkış yolunu gösteren, evrensel ve tarihi yegâne örnek olarak kendini gösteriyor. İşte bundan dolayıdır ki: Rojava’da Kürtlere karşı insanlık ve savaş suçu işlendi, siviller katledildi, kadın savaşçının bedenine işkence yapıldı. Kürtler köklerinden koparılarak dalları kırılmak istendi.
Ancak Kürt halkının birliği ve tüm dünyada ortaya koyduğu direniş bu saldırıları geri püskürttü ve Suriye’de bir anlaşma zeminini doğurdu.
Peki, Kürtlerin direnişi dünyada ne tür yansımalar sağlayacak? Türkiye içeride ve Suriye’de Kürtlerle barışın tek yol olduğunu görebilecek mi? Yeni Sykes-Picot anlaşmalarını önleyecek olan Abdullah Öcalan’ın demokratik toplum ve komünalizm paradigması Suriye, Ortadoğu ve tüm dünyada nasıl bir gelişime ve değişime öncülük edecek?
Tüm bu soruları ve Kürtlerin dünya tarihindeki rolünü: İrlandalı marksist, sosyolog ve filozof John Holloway ile konuştuk.

- Ortadoğu’da paylaşım savaşlarında Halep ile başlayan saldırılar ardından Rojava’nın hedef alınmasının amacı neydi?
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Rojava’ya hiç gitmedim ve Suriye siyaseti hakkında da çok yüzeysel bir bilgiden öteye geçemiyorum. Bu nedenle cevaplarım, gördüklerim karşısında duyduğum dehşetten kaynaklanan genel cevaplar olacaktır. Meksika’da oturduğum yerden gördüğüm şey, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insana ilham veren, parlayan bir umut ışığı olan Rojava ve diğer yanda da kendi mantığını, kendisine ait olduğunu iddia ettiği tüm topraklara kendi egemenliğini dayatma düşüncesiyle hareket eden şiddet dolu, acımasız bir devlettir.
- Özerklik sistemine karşı nasıl dayatmalar söz konusu? Hele de mesele Kürtler olunca neden katliam, şiddet, yok etme devreye giriyor?
Bazı devletler diğerlerinden daha çok şiddet kullanan, daha kana bulanmış olabilir, ancak tüm devletler, özerkliğin herhangi bir ifadesine karşı kendi düzenlerini dayatma düşüncesiyle hareket eder. Rojava’ya yapılan saldırıyı iki düzeyde görüyorum. Birincisi özerkliğini iddia eden bir bölgeye yapılan bir saldırı olarak; ikinci olarak da aşağıdan gelen toplumsal örgütlenmeye dayalı farklı bir yaşam biçimi, bir toplum yaratmaya cesaret eden Rojava halkına yapılan bir saldırı olarak… Ben bunu hem Kürt halkına yönelik bir saldırı olarak hem de Rojava halkının yarattığı harika, ilham verici dünyaya yönelik bir saldırı olarak görüyorum.
- Rojava’da hedef Öcalan’ın paradigması mıydı? Yani dünya için model haline gelmiş bir sistem miydi? Saldırıyla kimler neyi hedefledi?
Evet, sanırım öyle. Öcalan’ın paradigmasıyla, Rojava halkının yarattığı toplumsal örgütlenmeyi kastediyorsunuz sanırım. Devlet, herhangi bir devlet, yukarıdan gelen bir tahakkümdür; komün ise toplumu aşağıdan şekillendirme girişimidir. Toplumu aşağıdan şekillendirmek, paranın egemenliği onu tamamen yok etmeden önce kendi dünyamızı geri almaya çalışmamızdır. Bu, dünyanın tüm yöneticileri için korkutucu ve kabul edemeyecekleri bir şeydir. Devlet (herhangi bir devlet), gücü olduğunda, komünü zorla veya iş birliği yoluyla yok etmeye çalışacaktır. Bunu elbette zor kullanarak, öldürerek ve işkence ederek de yapmak isteyecektir.
- Tüm bunlara rağmen ulus devletlerin planları Kürtlerin direnişi ve eylemleri karşısında ters tepti denebilir mi?
Umarım öyledir. Kürtlerin direnişi sadece kuzeydoğu Suriye’nin değil, tüm dünyanın şeklini etkileyecektir. Farklı bir dünya yaratma mücadeleleri bizim de mücadelemizdir.
- Kobani’ye yapılan saldırı sürecinde egemen devletlerin ve güçlerin sessizliğini ve eylemsizliği nasıl açıklanabilir?
Bunu güç mantığı, para mantığı, sermaye mantığı açıklayabilir. Paranın kibri son yıllarda yeni bir şiddet kazandı. Giderek daha açık bir şekilde, kârın, sermaye birikiminin önünde duran her şeyi yok etmeye adanmış durumda. Bunu Gazze’de, şimdi de Kobani’de görüyoruz.
- Abdullah Öcalan, yakın zamanda sorun çözülmezse 50 Gazze olacağını söylemişti. Bugün tam olarak bu mu gerçekleştirilmek istendi?
Umarım 50 Gazze görmeyiz. Ancak sermayenin ve kapitalist devletlerin son yıllarda yeni bir vahşet seviyesine ulaştığı ve Gazze’nin sadece izole bir vaka olmadığı konusunda haklı olduğunu düşünüyorum. Rojava’da yapılanlar gazetecilerin sınırlı bakış açılarının ötesine geçiyor garip bir körlük var.
- Uluslararası toplum bu savaşa ve Kürt kadınlarının katliamına seyirci kalırken IŞİD tehdidinin farkında değil mi?
Bence durum hakkında halk arasında çok fazla farkındalık yok. Belki devletler düzeyinde daha fazla, ama devletler bunu hissetmiyor.
- Yapılanlara ve yaşananlara karşı ne tür bir çağrı yapardınız?
Bağırmak. Bence hepimizin bağırması gerekiyor. “Hayır, durun!” diye bağırmak.
- Devletlerin bu ölümcül ve şiddet dolu, yok etmeye yönelik hesaplarını bozmak için ne yapılması gerekiyor?
Devletlerin hesapları ancak protesto ile bozulabilir. Belki bir gün, belki yakında, belki daha sonra devletleri ortadan kaldırabiliriz ve bu onların hesaplarını durduracaktır. Elbette bir hayal, ama Rojava bize bunun nasıl yapılabileceğini gösteriyor. Bu soruları sorduğunuz için teşekkür ediyorum… Bu bana olan biten karşısında duyduğum dehşeti ve Rojava halkına olan desteğimi haykırma fırsatı veriyor.
- Kapitalist sistemden çıkış mümkün mü? Kuşatmalar nasıl kırılmalı? Önyargılar nasıl yıkılmalı?
Biz burada Meksika’da binlerce insanın acı çektiğini ve büyük tehlike altında olduğunu, dünyada büyük bir umut ışığı olan Rojava’nın komünist toplumunun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Gazze’nin üzerine, kâr ve sermaye birikimi uğruna, hem insan hem de insan dışı yaşamın kapitalist yıkımında korkunç bir hızlanma görüyoruz. Ve kendimize şu soruyu sormak zorundayız; “Buradan nasıl çıkabiliriz? Kapitalizm bizi yok etmeden önce onu nasıl yok edebiliriz?”
- Abdullah Öcalan, ulus devletle sosyalist bir toplumun yaratılamayacağını söylüyor.
Abdullah Öcalan’ın, ulus devlet veya herhangi bir devlet türü aracılığıyla, örneğin Bolivya’da olduğu gibi çok uluslu devlet olduğunu iddia eden bir devlet bile olsa, yeni bir toplum yaratamayacağımız yönündeki sözlerine tamamen katılıyorum. Devlet, insanlar arasındaki ilişkileri organize etmenin özel bir biçimidir; insanlara ne yapacaklarını söyleyen tam zamanlı memurlarla dolu bir yapıdır. Yukarıdan aşağıya doğru işleyen bir örgütlenmedir; insanları, yani bizleri, kendi toplumumuzun örgütlenmesinden dışlar. Dahası, devlet varlığını sermaye birikimi sürecinden elde edilen gelire bağlı olarak sürdürür: Hayatta kalabilmek için sermaye birikimini, yani sömürü sürecini, yani bizi kendi yok oluşumuza götüren ölüm dinamiğini teşvik etmek zorundadır.
- Ulus devletlerin yapısında ek olarak tek ulus tek kimlik dayatması da yok mu?
Devlet doğası gereği ırkçıdır. En iyi ihtimalle bile, topraklarında doğmamış veya Kürtler gibi ulusal topluluğun tam üyesi olarak kabul edilmeyen insanlara karşı ayrımcılık yapar. Bu devlet ırkçılığının ne kadar ölümcül olduğu giderek daha da açık hale geliyor. Örneğin şu anda Minnesota’ya bakın; eyaletler, bizi içine veya dışına hapseden bir sınır sistemi, bir kimlik sistemidir. Bu bir önyargı ve kuşatma sistemidir; bizi çevreleyen, dışlayan ve büyük acılara neden olan kuşatmalar ve önyargılardır.
- Buna karşı nasıl bir tavır geliştirmek gerekir?
Kesinlikle devlet aracılığıyla değil, sınırlar aracılığıyla değil ve dışlayıcı kimlikler aracılığıyla değil, tam tersine aynı anda kendilerini aşan kimlikler aracılığıyla “Ben Kürt, Türk, İrlandalı, Meksikalı, yerli, eşcinsel, kadın, siyah ve bundan daha fazlasıyım,” demek lazım. Benim için Zapatistalar hakkında heyecan verici olan şey, “biz yerliyiz ve insanlık için savaşıyoruz” demeleridir ve Rojava hakkındaki imajım da şudur ki “Biz Kürt’üz ve bundan daha fazlasıyız, dünyayı değiştirmek için diğer gruplarla birlikte savaşıyoruz,” demeleridir. Öcalan’ın güzel ifadesiyle; “Gerçek anlamda özgürlük, biz ve başkaları arasındaki ayrımın aşılmasıdır.” Başka bir deyişle, ilerlemenin yolu, kimliklere karşı ve onların ötesine geçen bir siyaset anlamında, kimlik karşıtı bir siyaset olmalıdır.
- Bu tavrı ortaya koyacak mekanizma nasıl oluşturulmalı?
Kesinlikle devlet aracılığıyla değil, devletçi, milliyetçi, kimlikçi bir politika aracılığıyla da değil… Peki o zaman nasıl? Cevap; komünler aracılığıyla olmalı; komünleri, aşağıdan gelen fikirlerin, arzuların ve kararların bir tür meclis aracılığıyla ifade edilmesi olarak anlamak gerekiyor. Kapalı olmayan, dışlamayan, aksine her zaman açık, misafirperver, yaratıcı, deneyci örgütler. Bu açıklığı vurgulamak için, komünal bir toplumdan (çünkü mevcut birçok topluluk ataerkil ve baskıcıdır) değil, komünleşen bir toplumdan bahsetmeyi tercih ediyoruz.
- Komün toplumun işleyebilmesi için sermaye ve paranın ortadan kaldırılması mı gerekiyor? Bu nasıl olur?
Tam da öyle diyorum! Çünkü bunlar var olduğu sürece, hayatlarımızı ve zamanımızı şekillendiren sermayenin dinamizmi, paranın egemenliğidir. Kapitalist emekten komünist meclise aceleyle geçmek zorunda kalırsak, çok kısa sürede yoruluruz. Ve evet, daha büyük ölçekte, bir tür komünist birlik veya konfederasyon kurulması gerekiyor. Belki kulağa çılgınca ve imkânsız gibi geliyor. Yine de Rojava bize bunun imkânsız olmadığını gösteriyor. Bu yüzden Rojava, çok uzakta yaşıyor olsak bile, bizim için çok, çok önemli. Elbette sadece Rojava değil, aynı yöne işaret eden birçok başka hareket de var, ancak Rojava parlak bir örnek.
- Dünya ve sistemleri nereye gidiyor? Cehennemin kapıları ardına kadar açıldı mı? Çıkış yolu nedir?
Evet, tam olarak bu aciliyet. Dünyayı değiştirebileceğimizi, kapitalizmi yıkıp başka bir şey yaratabileceğimizi düşünmek delilik denebilir. Evet, deliyiz ve deli olmak zorundayız, başka bir yol yok. Sizin de belirttiğiniz gibi, cehennemin kapıları ardına kadar açıldı. Gazze’yi, Kobani kuşatmasını, Sudan’ı veya Ukrayna’yı başka türlü düşünemeyiz. Ve bu sadece Trump, Netanyahu, El-Şara, Putin veya her kimse değil; bu krizde olan bir sistem, sadece sürekli borç artışıyla ayakta kalan bir sistem, yani tüm yaşamın kendi mantığına boyun eğmesini yoğunlaştırabileceğine dayalı bir sistem.
- Sistem yeni arayışlar da üretiyor. Kapitalizm çöküyor mu?
Kapitalizmde muazzam bir kırılganlık ve istikrarsızlık var; para-sermaye umutsuzca bir yerden bir yere hareket ediyor, yapay zekânın yarattığı yeni üretim ve kontrol tekniklerine hücum ediyor ve bunun kurtuluşu olacağını umuyor. Sermaye her zamankinden daha güçlü görünüyor, ancak orada bir umutsuzluk, daha fazla kar için çılgın bir arayış var. O yüzden onlar için kapitalist genişlemenin önünde duran her şey ve herkes yok edilmeli; Filistinliler Doğu Akdeniz rivierası geliştirme planlarının önünde duruyor, o yüzden onları ortadan kaldırmalıyız diyorlar.
- Abdullah Öcalan, savunmasında Kürtler için “soykırımın pençesine düşmüş bir halk” ifadesini kullandı:
Kapitalistlerin anlayışı şudur; “Kürtler, farklı bir dünya yaratma çılgın fikirleriyle önümüzde duruyorlar, o halde onlardan da kurtulalım. Ve madem öyle, Ortadoğu’nun tamamını yeniden yapılandıralım. Burada soykırım, orada soykırım, neden olmasın, eğer bu insanlar (insanlıktan aşağı varlıklar) kârın önünde duruyorsa.” İşte budur onların anlayışı.
- Orta Doğu’daki dengeler hangi temelde şekilleniyor? ABD, İran ve Irak üzerinden bir oyun planı mı kuruyor? Sykes-Picot sisteminin çözülmesi mi? Ne tür bir böl ve yönet stratejisi?
Evet, eminim ki deli kralın ve deli saray mensuplarının aklında bir oyun planı var. Bu planların merkezinde, Ortadoğu’nun tamamına para kültürünü ve disiplinini dayatmak yer alıyor. Eğer bu, sınırların değiştirilmesi, Sykes-Picot anlaşmasının bozulması ve iyi bir televizyon programı yaratmak için birkaç soykırım anlamına geliyorsa, öyle olsun diyorlar. Dünyanın her yerinde, (onların deyimiyle) kurala dayalı uluslararası düzen ve liberal demokrasi sistemi çöküyor, artık işe yaramıyor, toplumsal hoşnutsuzluğu gidermede, bütünleştirmede başarılı olamıyor.
- Peki, dünyadaki yeni dönem, monarşik ve oligarşik rejimlere ve seçimlere indirgenmiş demokrasiler olarak tanımlanan devlet sistemlerine karşı halkın özgürlük mücadelesinde oyun planları ne olmalı?
Oyun planı ya da planlarımız? İşte bizim için önemli olan soru bu. Var olan ya da yakın zamana kadar var olmuş dünyayı savunmaya mı çalışacağız? Yoksa ona veda edip başka bir şey yaratmayı mı düşüneceğiz? Bence ilerlemeli, sınırsız bir dünyayı nasıl yaratabileceğimizi düşünmeliyiz. Rojava ve Öcalan’ı düşündüğümde, Ortadoğu’nun sınırlarının ne kadar ölümcül olduğunu, Sykes-Picot tarafından yaratılan devlet sisteminin ne kadar şiddet içerdiğini görüyorum. Tüm sınırlar öldürür, ama belki de bu Ortadoğu’da başka yerlerden daha açık bir şekilde görülüyor. Orada ve her yerde, sınırları olan bir devlet fikri bir iğrençliktir. Mantıkları krizde, bu krizden elimizden gelen her şekilde yararlanmalı ve karşılıklı onurların tanınmasına dayalı yeni bir komünist dünya ya da yeni dünyalar yaratmalıyız.
- Kötülüğün hâkim olduğu bir dünyada insanlık değerleri vicdan ve var oluş nasıl sağlanacak? Rojava da büyük bir katliamın önüne geçildi. Yapılan anlaşmalar yeterli olacak mı?
Eğer bu, katliamların ve Kobani kuşatmasının sona ermesi anlamına geliyorsa, bu iyi bir şey. İkinci olarak, eğer bu Rojava’daki toplumsal örgütlenmenin sonu anlamına geliyorsa, bu sadece kuzeydoğu Suriye için değil, dünya için de büyük bir kayıptır. Komün, devletin zıt kutbudur. Devlet, herhangi bir devlet, yukarıdan gelen bir tahakkümdür; komün ise toplumu aşağıdan şekillendirme girişimidir. Toplumu aşağıdan şekillendirmek, paranın egemenliği onu tamamen yok etmeden önce kendi dünyamızı geri almaya çalışmak: Bu, dünyanın tüm yöneticileri için bir iğrençliktir, kabul edemeyecekleri bir şeydir.
- Sınıf-devlet değil, komün-devlet çatışması mı söz konusu?
Devlet (herhangi bir devlet) gücü yettiğinde, zorla veya entegrasyon yoluyla komünü yok etmeye çalışacaktır. Bu durumda, entegrasyon yoluyla yapmaya çalıştıkları görülüyor. Günlük yaşam pratiğinde komün örgütlenmesi nasıl savunulabilir? Birçok insanı ve bu şekilde büyümüş birçok genci kapsayan yıllarca süren derin bir deneyim var. Bu öğrenmenin kolay kolay kaybolacağını sanmıyorum. Bitkiler kaldırımdan yukarı doğru çıkmanın yollarını bulurlar. Rojava’nın parlak ışığının bu kadar kolay söndürülemeyeceğinden eminim.
- Toplumların kendi yaşamlarını bütün rejim ve sistemlere karşı öz savunmasıyla örgütleme biçimi dünden daha elzem mi? Suriye’de yaşananlar bize neyi gösterdi?
Suriye devletinin bu saldırısı bizi öz savunma, farklı bir dünya yaratma girişimlerimizi nasıl savunabileceğimiz konusunda düşünmeye zorluyor. Farklılıklarımızla kendi çıkış yolunu örgütleme gücünü tekrar hatırlatıyor. Kendi gücümüzle örgütlü toplum olmalıyız ve bunun araç gereçlerini yaratmalıyız. Abdullah Öcalan, Özgürlüğün Sosyolojisi adlı eserinde bunun önemine haklı olarak vurgu yapıyor. Silahlı savunma bazı durumlarda önemli bir caydırıcı olabilir, ancak son günlerde yaşananlar, savunmayı farklı terimlerle düşünmemiz gerektiğini de açıkça ortaya koyuyor.
- Ne gibi farklı terimler?
Birincisi, askeri veya silahlı faaliyetler bizi toplumumuzda görmek istemediğimiz türden hiyerarşik ilişkilere itiyor. Ama aynı zamanda sermaye ve devlet, bizim olabileceğimizden veya olmak isteyeceğimizden çok daha ağır silahlı.
- Devletin şiddet ve kullandığı silahlara karşı toplumsal birliktelik gücü ve desteği sistemlere geri adım attırabilir mi? Rojava’da olduğu gibi?
Evet… Bizim asıl elimizdeki olan halk örgütlenmemiz ve arkamızdaki destek. Zapatistalar otuz yıldan fazla bir süredir özerkliklerini koruyorlar. Silahlı bir güç olmaya devam ediyorlar; yaratmak istedikleri toplum türüyle çelişse bile bunun gerekli olduğunu söylüyorlar. Ancak Meksika ordusunun gerçek bir saldırısına dayanamazlardı. Onların gerçek savunması, topluluklarında, Meksika toplumunda ve tüm dünyada sahip oldukları derin destektir.
Şimdi Rojava halkının, kendi topluluklarında ve tüm dünyada ne kadar güçlü bir desteğe sahip olduklarını bilerek, örgütlenmedeki başarılarını nasıl savunacaklarını göreceğiz.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***