Site icon Serbest Görüş

Rahmetliyi nasıl bilirdiniz?

Necip F. Bahadır


NECİP F. BAHADIR | YORUM

Hayır, aslında ‘rahmetli’ falan değil… Belki ‘siyasi mevta’ denebilir. Zira çok yüksekten düştü! Tahtı da bahtı da paramparça oldu. Ahmet Davutoğlu’ndan söz ediyorum. Gelecek Partisi’nin genel başkanı. Partinin adı ‘gelecek’ ama başındaki adam ‘geçmişte, geçmişiyle’ yaşıyor. Tarihin ve kaderin cilvesi olsa gerek!

Partisinin pek kıymeti harbiyesi yok. Doğu Perinçek kadar bile oy alamadı. 31 Mart oyu 34 bin civarında. Yüzdesi 0,07… Yani 10 bin (onbin) seçmenden sadece 7’si (yedi) Gelecek Partisi’ne oy vermiş! Acınası bir durum değil mi? Hiçbir beldede kazanamadı.

Ahmet Davutoğlu lafa gelince ‘mangalda kül bırakmaz’. Onun için bir filmden ilhamla ‘küçük enişte’ benzetmesi yapılır. Kemal Kılıçdaroğlu, Suriye politikasını eleştirirken ‘Küçük Enver’ demişti. Maceracı yönüyle öne çıkan Enver Paşa’ya gönderme yapmıştı.

Davutoğlu’nun ‘hayallerin adamı’ adamı olduğu doğru. Gerçek hayatta yaşadığını söylemek zor. Abdullah Gül ‘cumhurbaşkanı’ iken ‘Sen Suriye’nin Cumhurbaşkanı mısın’ diye çıkıştığını hatırlıyorum. Bir Pensilvanya ziyaretini de yüzüne gözüne bulaştırmıştı.

Ben oldum olası Ahmet Davutoğlu’nu çözemedim, uzun süre ‘siyasetten nefret ettiğini, öğrencilerini özlediği’ söyledi durdu. Sonra ne olduysa siyaset elbisesini bir giydi, pir giydi. Çıkarabilene aşk olsun!

Siyaset onu bıraktı, elaleme rezil oldu ama pes etmedi, ‘devam’ dedi. Acaba düştüğü yerden kalkabileceğini mi düşünüyor? Nasıl olacaksa! Yoksa Erdoğan sonrasının seçeneklerinden biri olmayı mı hedefliyor?

Binali Yıldırım’la kavgasını ‘kan davasına’ dönüştürdü. İkisi de büyük kaybedenlerden… Davutoğlu bugün ne ki yarın esamesi okunsun!

Malum, ‘Yeni Yol’ diye bir çatı var. Üç parti bir araya geldi, Meclis’te grup kurdu. En zor ikna olanı Davutoğlu’ydu. Çünkü gözü yukarılardaydı. Ali Babacan ve Mahmut Arıkan’la kendisini eş düzeyde görmüyordu. Mecburen kabullendi.

AKP’de kapılar yüzüne kapandı

Bu arada partisi çözüldü. Birçok ismi AKP’ye kaptırdı. Kendisi de AKP’nin kapısını çaldı. Erdoğan’a göz kırptı, ‘alı beni’ diye. Erdoğan, “Asla! O bu partiden içeri giremez!” diyerek kapıyı arkadan sürgüledi. Yoksa Yeni Yol yerine AKP’ye katılacaklardı.

Yeni Yol’un grup toplantısında 3 partinin lideri de kürsüye çıkar. Haftanın siyasi gelişmelerini değerlendirir. Ama söyledikleri kamuoyu ve medyada pek yankılanmaz. Grup salonunun dört duvarı arasında kalır. Çok sıra dışı veya aykırı çıkış yaparlarsa belki seslerini işiten birileri çıkar. Davutoğlu, “Geçinemiyorum, maddi sıkıntı çekiyorum!” dedi her yere haber oldu. Bu söylediği de ülke gerçeğini anlatması bakımından önemli. Ama ben başka sözüne takıldım. “Gençlere vasiyetimdir!” diye duyurdu.

Allah Allah ne ‘vasiyeti’… Allah gecinden versin. Daha yaşı genç. Önünde Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan var. ‘Bir ayağı çukurda’ olsa neyse… Acaba bilmediğimiz bir rahatsızlığı mı söz konusu?

Uzaklardayım, Davutoğlu’nun çevresine kadar uzanma imkanım yok. Sorardım yoksa ‘Neyin nesi’ diye? Bir siyasetçi durduk yerde ‘vasiyetini’ açıklar mı? Biz yine gerçeklikten kopukluğuna verelim. Hayal dünyasında yaşayan bir siyasetçinin duygusal ve romantik söylemi olsun.

Neymiş vasiyeti?

Birlikte okuyalım; “Bir gün mutlaka olacak olan, bu fakirin tabutu camiye geldiğinde, asla bu riyakâr siyaset erbabını oraya yaklaştırmayacaksınız. Herkes namazını kılabilir, kimse yasaklanmaz. Ama omuzlayacak olanlar kimler olmalı biliyor musunuz? O gün geldiğinde Filistinli, Arakanlı, Somalili, Boşnak, Kosovalı, Doğu Türkistanlı, Kırımlı, Azeri, Kerküklü birer genç bulacaksınız. Ve onlar, ‘Biz bu adamı hayır bilirdik’ diye omuzlayacaklar; vuslat yerine onlar götürecek. Benim hakkımda hayır şahitlik etmeyen kimseyi cenaze törenimde istemiyorum.”

Ahmet Davutoğlu ölüm moduna mı girmiş ne? Nedir bu tabut, cenaze falan? Anadolu topraklarında öfkeyle dile gelen ‘cenazeme gelmesinler’ söylemi vardır. Vaktiyle Muhittin Fisunoğlu’nun hanımı manşetlerden Doğan Güreş için “Cenazemize gelmesin!” diye kırgınlığını ifade etmişti.

O gün ‘İyi bilirdik’ demeyeceğim!

Bir gün herkes ölecek elbette… Davutoğlu da göçecek bu dünyadan. Bu sözler için erken değil mi? Kime kırıldı, kime öfkelendi acaba? ‘Riyakar, siyaset erbabı’ derken kimi veya kimleri kastediyor? Partisinden kopan milletvekillerini mi? AKP’de kendisini istifaya zorlayanları mı?

Binalı Yıldırım onlardan biri… Yarı yolda bırakan ‘siyasi yoldaşlarını’ da bu kapsamda değerlendirebiliriz.

Onlar da çok meraklıydı sanki! Bir Davutoğlu kibri burada bile ortaya çıkmıyor mu? Eğer Davutoğlu erkenden yaşamını yitirirse… Cenazesinde Erdoğan’ın en önde safta yer alacağını ve tabutunun üzerine elini koyarak duygusal bir konuşma yapacağına adım gibi eminim.

AKP içinde hayret ve şaşkınlıkla izlenen o kadar çok örneği var ki… Partiden tekme tokat kovduğu birisinin cenazesine katılmak istedi. Aile çok kırgındı, ‘Hayır, gelmeyin, ölümüne neden oldunuz, hangi yüzle’ diye cevap verdi.

Cenazesine katılacak o gençleri bulabilir mi? Bilmiyorum, pek de sanmıyorum. ‘Bir garip ölmüş diyeler / Üç gün sonra duyalar’ durumuna düşmesi de pek uzak ihtimal değil.

‘Hayır şahitlik’ etmeyenlerin cenazesine gelmemesini istemek de ne demek? Var mı bunun dinde yeri? Hakkına, hukukuna girdiklerin ne olacak? Alacağı olanlar gelmesin mi? Hakkını istemesin mi?

Vasiyetin de bile ‘kibir’ olan bir isim. Davutoğlu’nun öteki dünyada işi çok zor. Öyle “Gelmesinler!” diye çekip gitmek yok. Yakana yapışacaklar var daha? Hele bir mavera yolculuğu başlasın… Kendisini sütten çıkmış ak kaşık görüyorsa vay haline…

Bir Erdoğan zulmünü yaşadığı doğru… Önce zulmün safındaydı. Ve en ön sıradaydı. Salladığı kılıç günün sonunda kendisine battı. Mazlumun zırhı olabilseydi, bugün de alnı ak olacaktı.

‘Devletin bekası için…’ diye kurduğu cümleleri unutacak mıyız? Büyük zulüm önünde döneminde başladı. Devri iktidarında mala mülke çökülmesini, adalet ve ahlakın talan edilmesinin hesabını vermeyecek mi? Kendi üniversitesi Şehir’e kayyım atanınca ortalığı ayağa kaldırmak kolay… Peki kendi döneminde kaç üniversite, kaç kuruma kayyım atandı?

Davutoğlu’nun sicili o kadar kabarık ki… Alt alta sıralansa kitap olur.

Erdoğan’ın en büyük suç ortaklarından biri. O gün ‘gıkı’ çıkmadı. Ne adalet aklına geldi ne de ahlak… Uyandı ama koltuğunu yitirdikten sonra, çok geç kaldı.

O günlerin muhasebesini yapacağı, hesabını vereceği yerde şimdi çıkıp “Cenazeme gelmesinler!” kibriyle afra tafra yapmak da neyin nesi?

Hadi, somutlaştırayım… Önce sözüne, vaadine rağmen Zaman’a kayyım atamasının hesabını versin! Ara dönemdeki ‘terör fırtınasına’ falan girmiyorum daha… ‘Hislerine’ dayanarak söylediği yalanlara, bir camiaya ‘hislerine’ dayanarak iftira atmasına da…

Oradaki suçu ve günahı bir insanı mahvetmeye yeter.

Evet, bir gün Davutoğlu da ölecek. Tabutu musalla taşına konacak. Bugünden haberi olsun isterim. Ben, “Merhumu nasıl bilirsiniz?” sorusuna ‘iyi biliriz’ cevabını verenlerden olmayacağım!

Ve ben yalnız değilim. Belki sessiz kalır, öteye havale ederim. Helalleşmek istiyorsa eğer – ki o kadar kolay değil – kapım açık, bana ulaşmanın yolunu bulsun…

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version