NECİP F. BAHADIR | YORUM
‘Hali nicedir’ diye merak ettiğimi isimlerden biriydi. 15 Temmuz sonrası iki kez hapse girdi. Sonra sessizliğe gömüldü. Yaşı da çok ilerledi. 80’ini aştı. Zihninin bedeni gibi kolay yaşlanacağını sanmam. İşleyen bir zekaya sahip. Onun kadar üretken ve çalışkan gazeteci bulmak zordu. Gazete köşelerinde yazarlığın konforuna sığınmadı, muhabirliklik de yaptı. Tercüman yıllarında patronu olduğu eşinin gölgesine bile sığınmadı. Kaleminin hakkını verdi.
Bakırköy’de aynı ortamı paylaştıkları Mediha Olgun hapishane günlerini kitaplaştırdı; ‘Cezaevinde Bir Gazeteci – 19 Mayıs’ diye… Kitabın en az yarısı Nazlı Ilıcak’a ayrılmıştı. Güya Mediha Olgun, Ilıcak’ı acımasızca eleştiriyor, kendince Ergenekon günlerinin intikamını alıyordu. Aleyhinde yazarken bile bir insan Nazlı Ilıcak portresi ortaya çıkarmıştı. Bilmem farkına vardı mı?
Evet, Nazlı Ilıcak’tan haber var; İnternet sitesi Medyascope’a konuşmuş… İçini tam dökmemiş ama durduğu yeri işaretlemiş. Haberi görür görmez heyecanla okudum. Ama nedense medya ve kamuoyunda pek yankılanmadı.
“Allah’a şükür yaşıma göre sağlık durumum iyi. Günlerim çok rahat geçiyor. Rahat bir emeklilik yaşıyorum. Tiyatroya gidiyorum, dostlarla buluşuyorum… Seyahatlere çıkıyorum. Bundan iyiSİ can sağlığı…” demesi rahatlattı beni.
Demek ki ciddi bir sağlık sorunu yok. Çok zor günler geçirdi. Bir süreç ki adeta intikamını bir kadından çıkardı. Sağlı sollu saldırılara muhatap oldu. Hangi bünye dayanabilir buna?
“Bugün yapmak istediğim birçok şey var… Gazeteciliği özlüyorum!” cümlesi içimi acıttı. Nazlı Ilıcak öyle kalemini asacak ve köşesine çekilecek biri değil. Kişiliği gazetecilik hamuruyla yoğrulmuş. Yazmadan, konuşmadan duramaz.
Peki niye suskun? Ülkenin şartları… Yazmak yasak, konuşmak yasak. Ne zemin var yazacak ne de mekan var konuşacak. AKP’nin devri iktidarında ülke açık hapishaneye döndü. ‘Bu yaşta kahramanlık yapacak’ da değil; kaldı ki zaten kimseden ondan böyle bir şey bekleyemez…
Yargı sürecinde benzer psikolojiyi yaşamıştı. Onun için ‘kahramanlık dönemi’ sona erdi: “Daha genç olsaydım mutlaka daha dayanıklı olabilirdim.” Hapisten çıkmanın yollarını aradı. Oğlunu Ankara’ya gönderdi. O yaşta zindan çekilir kahır değildi. Özgürlüğe kavuşması yıllarını aldı. Çıktı, tekrar girdi. İkincisi, ilkinden daha ağır geldi. Adi suçluların içindeydi. Başka bir Türkiye gerçeğiyle tanıştı. Sözde açık cezaeviydi. Ama çok zorlandı. “Bakırköy’ü özledim!” dedi yakınlarına… Ankara’nın hatırlı selamı bile pek işe yaramadı.
Ilıcak’ın geçtiğimiz günlerde yayınlanan kısa mülakatında çok dikkat çekici ifadeler var. İşte ateş gibi bir cümle; “Bugün sükut ediyorum… Ama sükutum ikrardan gelmiyor.”
Nazlı Ilıcak, AKP kadrolarına yabancı biri değil. 28 Şubat’ın ağır ikliminde, herkesin sindiği ortamda dimdik ayakta kaldı. Merve Kavakçı’ya ölümüne sahip çıktı. Erdoğan ve arkadaşlarını medya dünyasının aktörleriyle tanıştırdı, evinde düzenlediği yemeklerde İstanbul’un etkili Bizans ve Yalı cemaatiyle buluşturdu. Erdoğan ve AKP’ye büyük iyilikleri dokundu. Şu sözler Ilıcak’ın; “Başta AK Parti’yi destekliyordum. Oy da verdim. Ama şu anda uygulamalarını onaylamıyorum. Onaylayamam çünkü ben her zaman haksızlıklara karşı çıkmış insanım.”
Bazen düşünüyorum, Erdoğan için Ilıcak gibi bir ismi kaybetmiş olmanın hiç mi bir anlamı ve yüreğine dokunan bir yanı yok? Eski günlerin hiç mi hatırı yok Allah aşkına? Ilıcak’a yaşatılanlar reva mıydı? Nazlı Ilıcak gibi bir ismin 15 Temmuz darbesiyle ne ilişkisi olabilirdi? Olmadığını, olmayacağını bilmesine rağmen Erdoğan kastı mahsusayla Ilacak’a neden bu zulmü yaşattı? Hani bir fincan kahvenin bile 40 yıllık hatırı olurdu? Ya o yemeklerin, buluşmaların hatırı?
Başka isimler için de aynı duygular geçerli. Ve fakat Ilıcak sembolik bir isim.
Dini önemseyen biri olarak şu satırlar içime oturdu; “Dindarlar konusunda çok yanıldım. Eskiden dindarların Allah korkusundan dolayı kötülük yapmayacağını düşünüyordum. 28 Şubat’ta Tayyip Erdoğan’ın önü kesilmek istendi. Yargı vesayeti, askeri vesayet… Bunlardan şikayetçiydim, mücadele ettim. Ama şu anda daha iyi bir noktaya gelmediğimizi görüyorum. Demek yanlış bir referansı Türkiye’nin geleceği için referans saymışım…”
Dindarla ilişkin hayal kırıklığı Nazlı Ilıcak’la sınırlı değil tabii. AKP deneyimi en fazla zararı dine ve kutsallara verdi. Yadsınamaz gerçek bu.
Ilıcak’ın “15 Temmuz’da duvara çarptım” cümlesi de çarpıcı… Duvara çarpan bütün ülke… Peki 15 Temmuz konusunda ne düşünüyor? En çok merak ettiğim sorulardan biriydi bu. İşte cevabı, özetleyerek veriyorum; “Bugün çok kapsamlı bilgilere sahibiz. 15 Temmuz hala benim için muamma. Kapsamlı değerlendirme için biraz zaman gerekiyor. Operasyonlar çok geniş tutuldu. Büyük bir mağduriyet yaratıldı…”
Üzerinden 10 yıl geçti. Fakat sadece tek yönle yayınlara izin verildi. Eteklerdeki taşlar dökülmedi. Büyük ifşalar mahkeme salonlarıyla sınırlı kaldı. Kamuoyuna yansımadı. Medya görmezden geldi. Toplum ilgisini yitirdi.
AKP iktidarının ‘15 Temmuz hükmü’ dışında hiçbir görüş ve fikir dolaşıma sokulmadı. Meclis’te kurulan komisyon raporunu bile yazamadı. Ilıcak’ın kafasında cevabını bulması gereken bazı soru işaretleri yok değil var. Fakat söz hiçbir zaman savunmaya verilmedi. 15 Temmuz için ‘muamma’ nitelemesi yapması önemli. Biraz akıl ve vicdan sahibi 15 Temmuz gerçeğinin anlatıldığı gibi olmadığını fark eder. Ne olduğunu anlamak içinse zamana ihtiyaç var. Özgürce konuşulacak iklime, AKP iktidarının sonrasına yani…
15 Temmuz sonrası yaşadıklarını kaleme almaması düşünülemezdi. O kadar çok hatıra biriktirdi ki… Bir külliyet olur. Onun akıcı üslubundan okumanın ayrılacağı bir başka. Nitekim kendisi de söyledi; “Anılarımı yazdım. Ama uygun bir zaman diliminde bastıracağım. Bir davet verip jübilemi yapmayı düşünüyorum. Fakat bugünkü şartlarda doğru olmaz. Şimdi çok daha temkinliyim, dikkatliyim. Bir konuşursam üç susuyorum. Ama gençler bugünkü Nazlı Ilıcak’ı örnek almasın. Onlar ateş gibi olsun…”
Bir pişmanlığı var mı? Cevabı çok net Hayır; “Hayatım hep mücadeleyle geçti. Zarar da gördüm. Fakat hiç pişman olmadım. Adım yalakaya çıksaydı, hep iktidarın eteklerinde dolaşsaydım sanırdım çok utanırdım. Buna mukabil yanlışlarım da oldu. İnsanları iyi niyetli gördüm. Onlara çabuk inandım. Aldanmışlıklar da yaşadım. Ama her adımımı iyi niyetle ve inanarak attım. Hiçbir zaman iktidardan gizli beklentim olmadı. Bir insanın kimliği hatalarıyla, sevaplarıyla, inandıklarıyla, yanılgılarıyla oluşuyor…”
Nazlı Ilıcak’tan haber ve mesajlar çok sınırlı… Keşke piyasaya çıksa, konuşup yazsa… Ve bir an önce anılarını yayınlasa… Ülkenin Ilıcak gibi ateşli ve vicdanlı seslere çok ihtiyacı var. O eski günlerin ve yemeklerin hatırına Erdoğan acaba Nazlı Ilıcak’ın kendisi ve iktidarı hakkında ne düşündüğünü öğrenmek istemez mi?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

