HASAN CÜCÜK | ANALİZ
Premier Lig’de şampiyonluk yarışı bu sezon tam anlamıyla bir usta–çırak hikâyesine sahne oluyor: Guardiola’ya karşı Arteta.
Mikel Arteta yönetimindeki Arsenal, artık “o sezon bu sezon” mottosuyla başladığı ligde ilk haftadan itibaren ayağını gazdan çekmedi. Pep Guardiola’nın Manchester City’si ise sezon başındaki puan kayıplarıyla sarsıldı; ilerleyen haftalarda ritmini bulup art arda galibiyetler alsa da Arsenal uzun süre sorunsuz biçimde zirve yolculuğunu sürdürdü. Ta ki son haftalara kadar… Arsenal’e adeta nazar değdi.
Kayıplar üst üste gelince tribünlerde yine o tanıdık karamsarlık belirdi. “Acaba yine mi?” sorusu havada dolaşmaya başladı. Ancak bu kez Arsenal’in imdadına Manchester City yetişti. Daha önce kritik anlarda vites yükseltip rakiplerini yakalayan City, bu kez puan kayıplarında Arsenal’in gerisinde kaldı. City’den gelen bu beklenmedik ikram, Kuzey Londra cephesinde yüzleri güldürdü.
Premier Lig’de Guardiola dönemiyle birlikte yazılı olmayan bir kural oluşmuştu: “Manchester City’yi asla erken gömmeyeceksin.”
Çünkü Pep Guardiola’nın takımı sezonun ikinci yarısında bambaşka bir kimliğe bürünür, geriye düştüğü yarışta rakiplerini birer birer yakalar ve sonunda mutlu sona ulaşırdı. Bu senaryoyu en acı şekilde yaşayan takım Arsenal’di. Liverpool da aynı hikâyenin parçası oldu. Ligdeki herkes bu geri dönüşe zihinsel olarak hazırdı.
Ama bu sezon işler alışıldık akışın dışında ilerliyor.
Arsenal lige baştan itibaren ağırlığını koyarken Manchester City tökezledi. Yine de kimse panik yapmadı. “Nasıl olsa City sezon sonu gelir” denildi. Ancak 2026’nın ilk ayı geride kalırken ortada bir gerçek var: City geliyor gibi görünmüyor.
Tottenham deplasmanındaki 2-2’lik beraberlik, bu düşüşün adeta özeti gibiydi. İlk yarıda sahada tek takım vardı. City topa hükmetti, oyunu istediği gibi yönlendirdi. İkinci yarıda ise roller değişti. O bildiğimiz acımasız City refleksi ortada yoktu. Maçı koparmak yerine rehavet geldi, tempo düştü, kontrol kayboldu. Sonuç; iki gol, iki puan kaybı… ve aslında iki puandan çok daha fazlası.
Hakem kararlarına verilen tepkiler ise başka bir alarmdı. Rodri’nin “Bizi kazandırmak istemiyorlar” çıkışı, City’nin zihinsel olarak farklı bir evreye geçtiğinin işaretiydi. Alıştığımız City, tartışmalı kararları sineye çeker, oyunu boğarak cevap verirdi. Bu City ise itiraz ediyor, dağılıyor, konsantrasyon kaybediyor.
Arsenal cephesinde tablo tersine dönmüş durumda. Manchester United yenilgisi sonrası “acaba yine mi?” sorusu bu kez yüksek sesle dile getirildi. Ancak Leeds karşısında verilen net cevap ve City’nin puan kayıpları, psikolojik üstünlüğü yeniden Topçular lehine çevirdi. Şampiyonluk yarışında kazanmak kadar, rakibin sendelediği anı doğru okumak da önemlidir. Arsenal bunu başardı.
Arsenal–City rekabetinin en çarpıcı tarafı ise rakamlar. City, 2026’da oynadığı lig maçlarında 18 puanın sadece yedisini alabildi. Bu süreçteki tek galibiyet Wolves’a karşı geldi. Tabloyu daha da karamsar kılan ise ikinci yarılar: gol yok, direnç yok. Oysa City yıllarca maçları ikinci yarılarda boğarak kazandı.
Pep Guardiola’nın sistemi hâlâ sahada. Topa sahip olma var, pozisyon alma var, pas kalitesi var. Ama bitiricilik yok.
Elbette sezon uzun. Elbette Guardiola’yı tamamen silmek büyük hata olur. Ama şu bir gerçek: Bu Manchester City, alıştığımız Manchester City değil. Ve Arsenal, belki de yıllar sonra ilk kez, “nasıl olsa City gelir” korkusunu gerçekten geride bırakabilecek bir rakiple karşı karşıya.
Bu sezonun hikâyesi, City’nin geri dönüşünden çok, neden geri dönemediği üzerinden yazılacak gibi görünüyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

