Site icon Serbest Görüş

Leezenberg ve Quinn: Kültürel haklar tanınmalı, anadil eğitime taşınmalı


Sürecin kapsaması gereken zorunlu alanlara işaret eden Akademisyen Michiel Leezenberg ve TUI Başkanı Anthony Quinn, siyasal haklar dışında kültürel hakların tanınması ve anadilin eğitime taşınması gerektiğini belirtti 

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında Türkiye Barolar Birliği Konferans Salonu’nda Üçüncü Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu düzenledi. Sempozyuma katılan konuşmacılardan İrlanda Öğretmenler Sendikası (TUI) Başkanı Anthony Quinn ve Amsterdam Üniversitesi’nden akademisyen Michiel Leezenberg, devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci ekseninde anadilin statüsünü değerlendirdi.

Türkiye gibi çok dilli olan bir ülkede eğitim dilinin yalnızca Türkçe olmasını eleştiren Quinn, bunun öğrenci çocuklar için büyük bir engel olduğunu belirtti. Eğitim sisteminde kendini ve dilini göremeyen çocukların eğitimden uzaklaştığının bilimsel ve akademik olarak kanıtlandığını vurgulayan Quinn, “Anadil çok değerli bir şey ve desteklenip eğitime taşınmalıdır. Bu çok dışlayıcı bir şey, çünkü eğitim alanında temsil edilmediğinizi hissettiğinizde, oradan koparsınız. Bunun sonucunda da hem psikolojik hem de sosyoekonomik etkiler ve engeller ortaya çıkıyor. Bu yüzden her alanda kapsayıcılığın sağlanması son derece önemli” dedi.

Tavsiyem ve uyarım, anadillerini kaybetmemeleri’

İrlanda’nın da anadil konusunda benzer deneyimleri olduğuna değinen Quinn, “Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar uygulanan sömürgeci baskılar nedeniyle dil büyük ölçüde kaybolmuş durumda. Bugün ise anadil, ülkenin çevre bölgelerinde bulunan birçok küçük coğrafi alanlara itilmiş halde. Şu anda anadili yeniden eğitim sistemine ve genel olarak toplumun tamamına entegre etmek için büyük bir çaba var. Ancak dil kaybedildiğinde onu yeniden kazandırmak büyük bir emek ve gayret gerektiriyor. Bu nedenle Türkiye halklarına kesinlikle tavsiyem ve uyarım, ana dillerini kaybetmemeleri. Bu, korunması ve uğruna mücadele edilmesi gereken bir şey” diye konuştu.

‘Hükümetin halkı dinlemesi ve ihtiyaçlarını karşılaması gerekir’ 

Süreç ve karşıyı kabul etme arasındaki ilişkiye işaret eden Quinn, “Türkiye’de devlet halkın ne yapması gerektiğini söylüyor; ama aslında hükümetin halkı dinlemesi ve yurttaşların ihtiyaçlarını karşılaması gerekir. Barış sürecini dünya çapında kabul gören bir şey olarak görüyorum. Barışın inşası teşvik edilmesi ve herkesin görmek istediği bir şey. İnsanlık olarak uyum içinde yaşamayı sağlamalıyız. Ancak bu karşılığında bir bedelin olması veya kimlik duygusunun aşınması gerektiği anlamına gelmez. Eşitlik olmalı ve herkesin kültürü, dili, bakış açısı desteklenmeli. Barışın sürecinde hiyerarşi oluşturulamaz. Bu, dostluk elini uzatabileceğimiz ve bir tarafın diğerini yenmeye ve bastırmaya çalışmadığı bir anlayıştan doğmalıdır” ifadelerini kullandı.

‘Barış sürecinde siyasal ve kültürel haklar tanınmalı’

Çok dilli eğitime dikkat çeken Leezenberg ise, birden fazla dil konuşabilmenin bir yük değil, tam tersine bir avantaj olduğunu vurguladı. Türkiye’de devam eden sürecine değinen Leezenberg, “Bir barış süreci aynı zamanda siyasal ve kültürel hakların tanınmasını da içermelidir, ancak henüz bunu görmedim. İnsanları bir ülkeye entegre etmek istiyorsanız, onlara belli bir tanınma ve saygı göstermeniz, kendi özgün dilsel geçmişleriyle bu ülkenin bir parçası olduklarını söylemeniz gerekir. Bu durum yalnızca Kürtler için değil, Lazlar, Çerkezler, Ermeniler, Yunanlar ve diğer halklar için de geçerli. Türkiye birçok dilin konuşulmuş olduğu ve hala konuşulmaya devam ettiği bir ülke” diye belirtti.

‘Kürtçenin arkasında bir medeniyet var’

Kürt dili üzerine kendisinin de birçok çalışma yaptığını belirten Leezenberg, “Kürtçe arkasında bir medeniyet barındıran bir dil. Bunun farkına varmak önemli. Umarım bu farkındalık daha geniş kitlelerce bilinir hale gelir ve Kürtçeye duyulan saygıyı değiştirebilir. Çünkü günümüzde hala çok fazla insan Kürtçenin gerçek bir dil olmadığını, sadece lehçelerden oluştuğunu, sistematik ya da tek bir dil değil, başka dillerin bir karışımı olduğunu düşünüyor. Tüm bu fikirler yaygın olsa da gerçeği yansıtmıyor. Dolayısıyla Kürt dilinin tarihi ve yapısı üzerine yapılan araştırmalar Kürtçenin gerçekte ne olduğuna dair bu ideolojilere ve mitlere karşı önemli bir denge unsuru oluşturuyor” şeklinde konuştu.

Haber: Deniz Karabudak \ MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version