DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ‘sürecin iyi niyete bırakılmadan, kurumsal ve hukuki güvenceyle ilerlemesi ve hızlanması gerekiyor’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde Kürt sorununun çözümü için deklere ettiği “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı üzerinden bir yıl geçti. Bir yılda Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlarla süreç ikinci aşamaya geçti. Sürecin bu ikinci aşamasında Devletin atacağı yasal adımlar beklenirken “umut ilkesi” ise en çok tartışılan gündemlerin başında. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan gelinen aşamayı değerlendirdi.
Sürecin geldiği aşamada toplumun beklentilerine değinen Tuncer Bakırhan, “Geçen bir yıla dönüp baktığımızda birkaç durumun altı çizilebilir. Toplumda barış ihtiyacı artık ‘iyi olur’ denilen bir temenni değil. Ekonomik daralmanın, sosyal çözülmenin tam ortasında, gündelik hayatın sürdürülebilirliği için zorunlu bir ihtiyaç olarak kendini dayatıyor. Bu, sadece çatışmasızlık beklentisi değil; adalet, refah, güvenlik ve onurlu yaşam için ‘devlet–toplum ilişkisinin yeniden kurulması’ talebidir. Bu gerçek, geniş kesimlerin ortak duygusuna ve talebine dönüşmüş durumda.
Hukuki güvence olmalı
Yine yaşadığımız süreç, dünyadaki örneklerin kolayca kopyalanabileceği bir şey değil. Kendi tarihimizin, toplumsal dokumuzun ve siyasal tecrübemizin içinden çıkan, Türkiye’ye özgü bir barış modelini kurma imkânını taşıyor. Sayın Öcalan’ın 18 Şubat açıklamasında da vurgulandığı üzere ‘Kürtsüz Cumhuriyet olmaz, olmamalı’ …Tam da bu nedenle sürecin ‘iyi niyet’e bırakılmadan, kurumsal ve hukuki güvenceyle ilerlemesi ve hızlanması gerekiyor.
Son olarak Suriye-Irak hattındaki gelişmeler elbette süreci etkiliyor; fakat Türkiye’de barış, dış gelişmelerin ritmine göre değil, halkın demokratik iradesine göre şekillenmelidir. Bu görülmelidir” dedi.
‘Asıl sorumluluk şimdi başlıyor’
Komisyon ortak raporuna değinen Tuncer Bakırhan, “Komisyonun kuruluş amacını başından beri doğru okuduk: Kürt meselesini çözecek bir komisyon olarak görmedik. Komisyonun, Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine taşıyacak bir görevi var. Değerlendirmelerimizi bu gerçeği görerek yapıyoruz. Ortak raporda uzlaştığımız hususlar olduğu gibi, ihtilaflı gördüğümüz noktalara dair şerhimizi de açıkça ortaya koyduk. Temel eleştirimiz şu: Siyasi, kültürel ve ekonomik kökleri olan tarihi bir meseleyi terör parantezine hapsetmek, çözümü de sahici olmaktan çıkarır. Yanlış yaklaşım doğru sonuç doğurmaz. Güvenlikçi perspektifi ve aynı ezber dili koruyarak farklı bir yere varılabileceğini sanmak, bizi yeniden aynı çıkmaza sürükler. Eleştirimiz bu yaklaşıma dönüktür. İhtilaflarımıza karşın ortak bir raporun ortaya çıkmasını değerli buluyorum. Ancak asıl sorumluluk şimdi başlıyor. Meclis vakit kaybetmeden harekete geçmeli, komisyonun yasal düzenleme öngören önerilerini ihtisas komisyonları aracılığıyla bir an önce yasalaştırmalıdır. Meclis, raporda eksik kalan hususlarda ise daha cesur davranmak ve sorumluluk alması gerekiyor” diye konuştu.
‘Umut ilkesi evrensel haktır’
“Umut ilkesi”nin kişiye, konjonktüre, duruma bağlı bir hak olmadığını; evrensel bir hak olduğunu belirten Tuncer Bakırhan ,”Bu hak AİHM gibi uluslararası hukuk kurumları tarafından tanınarak gerekli içtihatlar oluşturulmuştur. Raporda AİHM kararlarının uygulanmasına yapılan vurgu umut hakkının hayata geçirilmesi anlamına da gelir. Dolayısıyla herkesi meseleye hak bağlamında bakmaya davet ediyoruz. Hakkın tanınması ve uygulanması istisna içermeksizin gerçekleştirilmek zorundadır. Elbette ki bu hak ve uygulanması hem Sayın Öcalan’ı hem de cezaevindeki tutsaklar için sonuçlar doğurur” diye belirtti.
DEM Parti’nin çözüm önerileri
Tuncer Bakırhan, DEM Parti’nin taleplerinin raporda ne kadar yer aldığına dair ise şu ifadeleri kullandı: “Raporumuzu okuyan herkes, tarihe çok önemli bir kayıt düştüğümüzü görür. Tüm başlıklarda, çok net ve geleceği kazanmak üzerinden somut olarak sorun-tespit-çözüm gözetilerek yer alıyor. DEM Parti’nin Komisyon raporunda talepler iki ana hatta toplanmıştı. İlki süreci ‘barış ve demokratik toplum inşası’ olarak tanımlayan, ‘Barış Yasası/geçiş dönemi yasası’ ve ‘demokratik entegrasyon’ gibi kurumsal-yasal mimari önerileri idi. İkincisi ise bunun demokratikleşme paketini, yani kayyım rejiminin kaldırılması, hakikat-yüzleşme/geçiş dönemi adaleti, dil hakları, eşit yurttaşlık ve kadınların eşit-temsil güvencesi gibi başlıklardı. Yayınlanan ortak rapor ise DEM’in bu toplam taleplerinin özellikle ‘süreç yönetimi ve hukuk devleti’ kısmını belirgin biçimde içeriyor. Sürecin yürütme içinde izlenip raporlanması, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve raporların TBMM’ye sunulması; süreçte görev alanlara yasal güvence, AİHM/AYM kararlarına eksiksiz uyum ve bunun için mekanizmaların güçlendirilmesi; infaz rejiminin adalet ve eşitlik ekseninde gözden geçirilmesi gibi ortak birçok başlık var. Yerel yönetimler başlığında da, DEM’in ‘kayyım uygulamalarına son’ talebine benzer biçimde, belediye başkanının görevden el çektirilmesi halinde çözümün belediye meclisi içinden seçimle sağlanmasını önererek dolaylı bir kesişim kuruyor.”
‘Kürtler vatandaş ama eşit değil’
“Demokratik Entegrasyon”a dair konuşan Tuncer Bakırhan, “Şöyle düşünün: Bir köprü var. O köprü kurulurken iki yakadan taş taşındı, iki yakadan emek verildi. Ama bir süre sonra bir yaka unutuldu, katkısı silindi, adı bile anılmaz oldu. Köprü ayakta duruyor gibi görünse de içten içe çürüdü, zayıf kaldı. İşte Cumhuriyet’in hali bu. Kürtlerle birlikte kuruldu bu Cumhuriyet. Sonra bu hakikat unutuldu, üzeri örtüldü. Kürt gerçeği yok sayıldı. Ve Cumhuriyet, kendi kurucu ayaklarından birini kaybetti. Yüz yıldır Kürtler bu ülkenin hem içindeydi hem dışında. Vatandaştılar ama eşit değildiler. Bu topraklarda yaşıyorlardı ama kendi dilleriyle konuşmaları suçtu, kendi kimliklerini ifade etmeleri tehditti. Köprünün bir yakası hep geri itildi.
Demokratik Entegrasyon, o eksik ayaklı köprüyü onarma projesidir. Zorla tutmak değil, gönüllü bütünleşme. Eritmek değil, birlikte var olmak. Bastırmak değil, eşit yurttaşlık temelinde kucaklaşmak.
Bunun için atılması gereken adımlar açık ve nettir. Anadilde eğitim hakkı, Kültürel özgürlük, Yerel demokrasinin güçlendirilmesi, Avrupa Birliği Yerel Yönetim Özerklik Şartı çerçevesinde insanlar kendi yaşamlarına daha fazla söz sahibi olmalıdır. Eşit ve kapsayıcı vatandaşlık; hiçbir etnik referansa dayanmayan, herkesi eşit gören bir anayasal yurttaşlık tanımı. Ve örgütlenme özgürlüğü; Kürtlerin siyasi iradesinin meşru zeminlerde serbestçe ifade edebilmesi. Bu adımlar atıldığında Kürtler Cumhuriyet’le sahici bir biçimde bütünleşecekler. O zaman köprünün iki yakası da sağlam olacak. Ve bu ülke, gerçek anlamda ayakta duracak” diye belirtti.
Liderler zirvesi önerisi
Grup toplantısında liderler zirvesi önerisinde bulunmasına dair açıklama yapan Tuncer Bakırhan, “Bu çağrıyı neden yaptık? 100 yıllık bir meseleyi tartışırken, siyasi parti liderleri de bir araya gelebilmelidir diyoruz. Artık ayrımızı, gayrımızı bir tarafa bırakalım diyoruz. Türkiye’nin iyiliği ve barışı için siyasi liderler olarak bir araya gelsin, çözümü konuşsun diyoruz. Çünkü artık Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ertelenemez, önüne başka gündemler konamaz, gündelik siyasetin malzemesi yapılamaz. Hiçbir siyasi liderin bu sorumluluktan kaçma lüksü yoktur. Bir şekilde yan yana gelmeye ve acil çözüm üretmeye ihtiyaç vardır. Çağrımız yankı uyandırdı. Tartışmalar oldu. Biz bu konuda ısrarcı olmaya, yeni yol ve yöntemler bulmayı sürdüreceğiz” dedi.
‘Kürtlerin birliği tehdit değildir fırsattır’
Rojava direnişi kapsamında Kürtlerin ortaya çıkarttığı Kürt Ulusal Birlik ruhunu değerlendiren Tuncer Bakırhan, “Rojava’nın kaderini bu sefer sadece sahada değil, masada da belirleyen Kürtlerin ortak sesi oldu. Bu çok önemli bir kırılma noktası. Yüz yıldır acı bir yazgı vardı Kürtlerin: Sahada direnirler, masada kaybederlerdi. Son günlerin popüler sözü ‘Kürtler artık menüde değil masada’ sözü bu yüzden bu kadar yankı buldu. Aralarında siyasi mesafeler olan, zaman zaman birbirleriyle de gerilen Kürt bireyler, toplumsal dinamikler ve siyasi partiler aynı ruhta buluştu. Rojava’yı sahiplenme söz konusu olduğunda tüm ayrılıklar ikinci plana geçti. Bu birlik hem anlaşmanın sağlanmasında belirleyici oldu hem de Kürtlerin ne kadar güçlü bir siyasi irade ortaya koyabildiğini gözler önüne serdi. Bu ulusal birlik ruhunun önemi sadece Rojava ile sınırlı değil. Bu ruh, Kürtler ve siyasi partileri arasındaki dönemsel gerilimleri de onarabilecek, ortak hedef etrafında kalıcı bir dayanışma zemini oluşturabilecek güçte.
Son olarak şunu da söylemek gerekiyor: Kürtlerin demokratik birliği yaşadıkları ülkeler için tehdit değil, bir fırsattır. Bu kadar dinamik, bu kadar güçlü bir halkla kurulacak eşit ve adil bir ittifak, o devletleri de daha güçlü kılar. Herkesin, Kürtler arası birliğe bu siyasi olgunluk ve perspektifle bakması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Haber: Mahmut Altıntaş /Ajansa Welat
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

