Kürdistan’daki 16 baro, Suriye ve Türkiye’de yaşanan gelişmelere ilişkin yaptıkları ortak açıklamada, başta Mürşitpınar Sınır Kapısı olmak üzere Suriye’ye açılan sınır kapılarının insani yardım için kesintisiz açık tutulması çağrısında bulundu
Kürdistan’daki barolar, Suriye ve Türkiye’de yaşanan güncel gelişmelere dair yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, başta Mürşitpınar Sınır Kapısı olmak üzere, Suriye’ye açılan sınır kapılarının, Suriye’deki Kürtlere insani yardımın kesintisiz biçimde ulaştırılabilmesi amacıyla açık tutulmasının zorunlu olduğu vurgulandı. Açıklamada, sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışma içerisinde, halklara insani yardım ulaştırılmasına yönelik yol ve yöntemlerin belirlenmesi, bu sürecin süreklilik arz edecek biçimde sürdürülmesi ve gerekli yasal adımların ivedilikle atılması gerektiğinin altı çizildi.
Açıklamanın devamında Suriye ve Türkiye’de yaşanan gelişmelere dair şu ifadeler yer aldı:
“Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin olarak Türkiye’nin birçok ilinde barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kanuna aykırı biçimde engellendiği, kolluk güçlerinin orantısız ve hukuka aykırı müdahalelerde bulunduğu görülmektedir. Bu müdahaleler bakımından sorumlular hakkında etkin, bağımsız ve tarafsız adli ve idari soruşturmaların yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede, Van ilinde barışçıl gösteri ve yürüyüş hakkını kullananlara yönelik gerçekleştirilen müdahaleler kapsamında Van Barosu Başkanı Av. Sinan Özaraz’ın fiziksel gözaltı ve kötü muameleye maruz bırakılması kabul edilemezdir. Bölge baroları olarak bu sürecin yakın takipçisi olacağımızı kamuoyuna ilan ederiz.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üyelerine yönelik gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalar da kaygı vericidir. Siyasal faaliyetlerin ve düşünce açıklamalarının ceza soruşturmalarına konu edilmesi; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade ve örgütlenme özgürlüğünün açık ihlalidir. Gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin cezalandırma aracına dönüştürülmesi kabul edilemez.
Öte yandan, Amedspor’a yönelik verilen cezalar ile saha içinde ve dışında yaşanan ayrımcı uygulamalar da dikkatle izlenmektedir. Spor alanlarının toplumsal barışı ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmesi gerekirken, ayrımcı ve dışlayıcı yaklaşımların kurumsal kararlarla pekiştirilmesi; eşitlik ilkesine ve sporun evrensel değerlerine açıkça aykırıdır. Benzer şekilde, bireylerin ‘saç örme’ gibi ifade özgürlüğü kapsamında kalan kişisel ve kültürel tercihlerinin hedef alınarak soruşturmalara konu edilmesi, temel hak ve özgürlüklere yönelik hukuka aykırı bir müdahaledir.
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi meslektaşlarımıza yönelik verilen cezalar da ayrıca değerlendirilmiştir. Avukatlık faaliyeti ve hak savunuculuğunun, meşru ve yasal bir mesleki faaliyet olmasına rağmen kriminalize edilerek cezalandırma konusu hâline getirilmesi kabul edilemezdir. Savunma görevinin yerine getirilmesi nedeniyle avukatların yargı baskısına maruz bırakılması, yalnızca savunma hakkını değil; bireylerin adalete erişim hakkını ve hukuk devletinin temel güvencelerini doğrudan hedef almaktadır. Ceza yargılamalarının, özellikle kamuoyunda siyasi nitelik taşıdığı algısı oluşan dosyalar bakımından, hukuk devleti ilkelerine uygun, şeffaf ve adil yargılanma güvenceleri çerçevesinde yürütülmesi zorunludur. Yargının bir baskı ya da sindirme aracına dönüştürülmesi kabul edilemez.
Ayrıca, sosyal medya ve kamusal alanda özellikle Kürtlere, farklı inanç ve kimliklere yönelik nefret dili ve ayrımcı söylemlerin giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Nefret söylemiyle etkin biçimde mücadele edilmemesi, şiddeti ve ayrımcılığı beslemekte; toplumsal barışı derinden zedelemektedir. Devletin, nefret söylemine karşı etkili hukuki mekanizmaları işletme yükümlülüğü bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Anayasa’nın 153. ve 90. maddeleri uyarınca bağlayıcıdır ve gecikmeksizin uygulanmak zorundadır. Bu kararların yerine getirilmemesi, hukuk devleti ilkesini ağır biçimde zedelemekte ve yargı sistemine duyulan güveni ortadan kaldırmaktadır. Avukatların Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin hayata geçirilmesi ve bu sözleşmeye Türkiye’nin imzacı olması, avukatların mesleki güvencelerinin artırılması ve savunma hakkının etkin biçimde korunması açısından hayati önemdedir.
Bölge baroları olarak; hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve savunma hakkını koruma kararlılığımızla, yaşanan tüm bu süreçlerin takipçisi olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
Açıklamada imzası bulunan barolar şu şekilde: “Semsûr, Agirî, Êlih, Çewlîg, Bedlîs, Dêrsim, Amed, Colemêrg, Îdir, Mêrdîn, Mûş, Sêrt, Riha, Şirnex ve Wan baroları.”
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

