Site icon Serbest Görüş

Kardeş ve kaderdaş halklar


‘Kongre kararıyla silahlı mücadeleye son verdiği halde ‘PKK silah bıraksın, dağılıp herkes evine gitsin’ gibi saçma sapan şeyler söyleniyor. Bunlar, Kürt varlığını inkâr etmekte ısrarın güncel ifadesidir’

Yeni Özgür Politika gazetesinin yazarı Fuat Ali Rıza, geçtiğimiz günlerde açıklanan Meclis ortak raporuna ilişkin dikkat çekici bir yazı kaleme aldı. Raporu ‘oldukça esnek’ olarak niteleyen Fuat Ali Rıza, “Rapora dayanarak birileri Kürtleri inkâr da edebilir, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünü de geliştirebilir,” dedi.

Yazının tamamı şöyle:

TBMM’nin oluşturduğu “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”, 6 aylık bir çalışmanın ardından beklenen raporunu nihayet yayınladı. Şimdi yoğun olarak söz konusu rapor tartışılıyor. Rapor üzerine makaleler yazılıyor, açıklamalar yapılıyor, paneller düzenleniyor. Mevcut tartışmanın bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor.

Söz konusu rapora bütün halinde bakıldığında oldukça iyi düzenlenmiş olduğu görülüyor. Türkçesi son derece düzgün ve iyi anlaşılıyor. Doğrusu içinde epeyce bilgi de var. Deyim yerindeyse, adeta lastik gibi de esnek. Yani nereye çeksen oraya gidebilir. Bu durumda, gerisi rapor üzerinde çalışacaklara kalıyor. Rapora dayanarak birileri Kürtleri inkâr da edebilir, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünü de geliştirebilir.

Komisyon’un Meclis’e ve kamuoyuna sunduğu rapora göre, son 50 yılı PKK adıyla olmak üzere Türkiye’de son yüzyıldır hep “Terör” yaşanmış. Yani Türkiye hep bir iç çatışma yaşamış. Bu durum, Türkiye’ye çok şey kaybettirmiş, Türkiye’yi krizden krize sokmuş. Raporu okuyunca insan bu durumu çok iyi anlıyor. Tabii belirtilen terör, hep Kürtlere ve PKK’ye yükleniyor. Ancak terör, çatışma ve savaş tek taraflı olmayacağına göre, devletin de yüzyıldır hep terör, çatışma ve savaş içinde olduğu ortaya çıkıyor.

Raporda yer alan daha önemli ve ilginç bilgi şu: 15 Ağustos 1984’ten bu yana devletin her yıl söz konusu çatışmaya harcadığı para 140 ile 240 milyar dolar arasında değişiyor. Raporun yazarı bu rakamları çok fazla görmüş olacak ki, sonunda ‘her yıl 100 milyar dolar harcanıyor’ diyor. Tabii bu indirimin herhangi bir gerekçesi yok ve bu nedenle verilen ilk rakamların doğru olarak kabul edilmesi gerekir. Böyle olunca, PKK ile 1984 yılından itibaren yaşanan 41 yıllık savaş içinde TC Devleti’nin 6 trilyon ile 10 trilyon dolar arası bir tutarı harcamış olduğu görülüyor. Bunlar Meclis Komisyonu’nun bir itiraf gibi net bir biçimde belirttikleridir.

Şimdi bu iki şeyi yeniden ifade edelim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti son yüzyıl boyunca sürekli adına “Terör” denen bir savaş halini yaşıyor. Son 41 yılda bu savaş için 6-10 trilyon dolar arası para harcıyor. Söz konusu rapor, harcanan bu parayı çok fazla ağır buluyor. Bu nedenle, buna yol açan “Terör”e lanetler yağdırıyor. Yani sonuçları böyle çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor fakat her nedense bütün bunlara yol açan nedenleri hiç sormuyor ve de sorgulamıyor. Kolaycı bir tarzla suçu terörün üzerine yükleyip işin içinden çıkmayı yeğliyor.

Peki Türkiye’yi yüzyıldır savaş içinde tutan ve bu savaşa son 41 yılda 6-10 trilyon dolar arası harcama yaptıran neden ya da nedenler nedir? Rapor bu soruyu açıkça sormuyor ama içeriği kapsamında terörü neden olarak gösteriyor. Halbuki terör bir sonuçtur, neden değildir. Bir de tek taraflı değildir, eğer birileri devlete karşı terör uygulamışsa herhalde devlet de boş durmamış ve o da fazlasıyla terör uygulamıştır. Rapor hem devletin uyguladığı terörü gizliyor ve hem de buna yol açan nedeni. Dolayısıyla hiçbir öz eleştiri yaklaşımı yok ve ısrarla geçmişle yüzleşmekten kaçmaya çalışıyor.

Bundan kaynaklı olacak ki, örneğin “Kürt sorunu” denen şeyden hiç söz etmiyor. Söz konusu bu sorunu yaratan “Kürt inkârını” tümden gizliyor. Sanki Kürtlerin kafası kızmış, yüzyıl boyunca silahı ele alıp şiddet uygulamışlar gibi! Aslında terör dediği şiddeti Kürtlerin uygulamış olduğunu da açıkça ifade etmiyor, PKK gibi örgütlerin adını vererek esasta Kürtler demiş oluyor. Belirttik ya, gerçekten de söz konusu rapor çok ustaca ve de kurnazca hazırlanmış.

Oysa bin yıllık ortak tarihin 900 yılında Kürtler, Türklere karşı kötü bir şey yapmadığı gibi, tersine hep yardım ve destekte bulunmuş. Bu tarihi, söz konusu rapor da kısaca özetliyor. Ancak son yüzyılda terör uygulandığını söyleyip, bunun nedenine ilişkin fazla bir şey belirtmiyor. Zaman zaman dış güçlerin oyunu ve kışkırtmasından söz ediyor. Bu noktada da her nedense dış güçlerin oyununa hep Kürtler muhatap oluyor, tüm dünya devletleriyle her gün ilişki yürüten Türkler böyle şeyle hiç karşılaşmıyor!..

Raporun yazmadığı son yüzyılı aşan süreyi de biz özetleyelim. Bilindiği gibi, M. Kemal öncülüğündeki Misak-ı Milli, vatan olarak “Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklar” tanımını yapıyor. Misak-ı Milli’ye hayat veren Sivas ve Erzurum Kongreleri Kürtlerin çoğunlukla katıldığı toplantılar oluyor. 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin oluşumu ve ilk yıllardaki çalışmalarında en aktif vekiller yine Kürdistan vekilleri oluyor. Fransız ve İngiliz işgaline karşı en etkili savaşı Kürtler veriyor. Yunan işgali karşısında Meclis’in Ankara’da kalıp direnmesini Dêrsim Mebusu Diyap Ağa sağlıyor. Bu süre zarfında Mustafa Kemal, birkaç kez Kürtlerden ve ‘Kürtlere Muhtariyet verilmesinden’ söz ediyor.

Dikkat edilirse, 1919-1924 arasındaki bu süre zarfında Kürtlerin Türklere karşı çıkması veya terör uygulaması gibi şeyler söz konusu değil. Peki Komisyon raporunun en sık tekrarladığı terör uygulaması ne zaman başlıyor? Çok iyi biliniyor ki, 1925’ten itibaren. Peki neden böyle oluyor? Açık ki 1924’te hazırlanan ikinci anayasa Kürtleri inkâr ediyor ve böylece Kürtlere yönelik devlet saldırısının önünü açıyor. Terör denen Kürt direnişleri işte bu inkâra ve bu temelde gelişen imha amaçlı saldırılara karşı kendini korumak için ortaya çıkıyor. 1924’ten itibaren devletin Kürtleri yüzyıl inkâr etmesi, Türkiye’yi yüzyıllık çatışma ve savaş içinde tutuyor.

O halde ne yapmak lazım? Açık ki sonuç olarak yaşanan yüzyıllık terörü elbette kötülemek lazım, ancak onunla birlikte söz konusu teröre yol açan devletin Kürt varlığını inkâr eden zihniyet ve siyasetini de kötüleyip bunları değiştirmek lazım. Yani Kürtlerin ayrı bir halk olduğunu kabul etmek lazım. Elbette buna göre de Kürt halkının ulusal-demokratik haklarını kabul etmek lazım.

Aslında Komisyon raporu Kürtlerin ayrı bir halk olduğunu kabul de ediyor. Şöyle yazıyor: “Türkler ve Kürtler … kardeş ve kaderdaş halklardır.” Bu cümlede Kürtlerin Türklerden ayrı bir halk olduğunu açıkça kabul ediyor. Ancak yukarda belirttiğimiz gibi öyle ustaca yazılmış ki, hem bu biçimde ayrı bir Kürt halkının varlığını ifade ediyor ve hem de bunu genel planda ustaca gizleyip Kürtlerin varlığını inkâr etmeyi sürdürüyor.

Kuşkusuz bu tür kurnazlıkların da artık ortadan kalkması lazım. Madem bir Kürt halkı var, şimdiye kadar yüzyıldır yapıldığı gibi artık inkâr edilmiyor, o halde bu halkın kültürel ve demokratik haklarının da kabul edilmesi lazımdır. Buna göre yapılması gerekenlere raporda yeterince yer verilmesi gerekli. Kürt kimliğinin anayasal düzey dahil her alanda tanınması, Kürtçe ana dil eğitiminin yapılması, Kürt dil ve kültürünün geliştirilmesi önündeki tüm yasakların ortadan kaldırılıp özgürce gelişimin önünün açılması gerekli.

Dikkat edilirse Komisyon raporunda bunlara dair hiçbir şey yok. Yine pratik uygulamada hiçbir değişim ortaya çıkmıyor. Bu da yüzyıllık inkârın örtülü bir biçimde sürdürülmesi çabası oluyor. Bunun için birçok çevre tarafından geçmiş olaylar tekrar tekrar ısıtılıp ileri sürülüyor. Kongre kararıyla silahlı mücadeleye son verdiği halde “PKK silah bıraksın, dağılıp herkes evine gitsin” gibi saçma sapan şeyler söyleniyor. Bunların hepsi Kürt varlığını inkâr etmekte ısrarın güncel ifadesi oluyor. Belli ki Kürtler bilinçli ve uyanık artık. Onları kandırmak da sindirmek de artık mümkün değil. Herkes aklını başına toplasın ve boş yere hiç kimse fazla zaman kaybına yol açmasın!

Kaynak: Yeni Özgür Politika

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version